Sussam gönül razı değil!
Türkiye’de gözaltına alınmak ve tutuklanmak, artık çok kolay ve sıradan bir olay durumuna geldi! Hapse girmek için suç işlemeniz gerekmiyor! Sözgelimi öğrencilerin bir bakanı istifaya çağırması bile tutuklanma nedeni...
Türkiye’de gözaltına alınmak ve tutuklanmak, artık çok kolay ve sıradan bir olay durumuna geldi! Hapse girmek için suç işlemeniz gerekmiyor! Sözgelimi öğrencilerin bir bakanı istifaya çağırması bile tutuklanma nedeni olabiliyor.
Çünkü böyle davranarak birilerinin “huzurunu kaçırmış” oluyorsunuz! Nitekim İsmail Arı arkadaşımız da yaptığı bir haber dolayısıyla yanıt hakkını kullanması için ileti gönderdiği eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin beyefendinin huzurunu kaçırmış olmalı ki tutuklandı! İsmail Arı, kimsenin yalanlayamadığı bir paylaşımından dolayı 21 Mart 2026 gecesi gözaltına alınıp tutuklanmış; 75 gün Sincan Cezaevi’nde kaldıktan sonra 5 Haziran’daki ilk duruşmada serbest bırakılmıştı.
Ama kurt kuzuyu yemeğe kararlıysa tahliye bile kurtuluş olmuyor! Hemen her gün operasyon haberleriyle uyanıyoruz. Cezaevleri, muhalif belediye başkanları ve bürokratlarla dolu.
Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere içeri tıkmadıkları başkan kalmadı. AKP’li başkanlar sütten çıkmış ak kaşık, kendilerinden olmayanlar hırsız! CHP’den seçilip de tutuklanan belediye başkanlarının sayısı 40’ı aştı.
Hangi birinin adını analım? Ama baskılara dayanamayıp AKP rozeti takanlar ak pak şimdi! Meslek yaşamı 70 yıla yaklaşan bir gazeteci olarak söylüyorum: Bu ülkede neyin suç olup olmadığı, tümüyle söyleyenin ve eyleyenin iktidara yakınlığına göre belirlenir...
Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater, yıllardır içerdeler. Bazıları hakkında Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “derhal serbest bırakılsın” kararı var. Can Atalay üstelik halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekili!
Milletvekillerinin haklarını savunması gereken TBMM Başkanı, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamayarak Can Atalay’ın yasama görevini yapmasını hukuksuz biçimde engelliyor! Oysa bir dönemin dirayetli Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk, savcıların tezkerelerini geri çevirecek kadar milletvekillerinin dokunulmazlığına saygı gösteren biriydi. ∗∗∗ Ülkemizin tarihinde gazetecilerin en çok hapse girdiği dönem, Demokrat Parti iktidarının son yıllarıdır. Ama AKP iktidarı, şimdilerde o günlere rahmet okutacak bir pervasızlık içinde.
BirGün’den İsmail Arı’nın yanı sıra Merdan Yanardağ, Murat Ağırel, Fatih Ergin, Mustafa Balcı, Tuğba Tekerek, Şaban Sevinç, Selahattin Günday, Ali Tarakcı, Derya Okatan ve daha birçok gazeteci cezaevlerinde. İsmail Saymaz ise evinde ayağından prangalı! Türkiye’nin basın özgürlüğündeki yeri, 180 ülke arasında 163.
sırada. Bundan utanmıyor ülkeyi yönetenler. Acı gerçek bu iken AKP’li Cumhurbaşkanı, basın özgürlüğü açısından "dünyanın en ileri ülkelerinden biri" olduğumuzu söyleyebiliyor!
∗∗∗ 2012 yılında 3. Yargı Paketi’yle güya “Özgürlük Yargıçları” kurumunu getirmişti iktidar. Ne de güzel pazarlamışlardı bize o paketi!
Düzenlemenin gerekçesinde, “Temel hak ve hürriyetlerin daha etkin bir şekilde güvence altına alınması ve yargılama faaliyetlerinin daha adil bir noktaya taşınması” gibi ifadeler yer almıştı. Yani insanlar artık gelişigüzel tutuklanmayacaklardı! Ama AKP Hükümeti iki yıl sonra bu uygulamadan vazgeçip bugünkü Sulh Ceza Yargıçlığı sistemini getirdi.
“Özgürlük Yargıçları”, otomatik “Tutuklama Yargıçları”na dönüştü! İnsanların tutuklanma gerekçelerini de kimsenin aklı almıyor. Yarım saatlik bir ifade için gazeteciler dört gün polis nezaretinde, ilkel koşullarda tutulabiliyor. Emniyetin davetiyle ifade vermeye giden gazeteciye bile, “kaçma şüphesi var” diye tutuklama kararı verilebiliyor.
Bu denli kolay bir tutuklama hangi demokratik ülkede var? Bu savcılar ve yargıçlar herhangi bir yargı denetimine bağlı değiller mi? HSK ne iş yapar?
Sormak gerekiyor: Anayasal güvence altındaki “yanıt ve düzeltme hakkı” ortadan mı kalktı? Neden bu olanak kullanılmıyor da her haber için Türk Ceza Yasası’na yeni eklenen “217 / A”daki “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” maddesi özensiz biçimde işletiliyor? Yok efendim, adam doktormuş da gazeteci onu “adli tıp çalışanı” diye yazmış!
Ne büyük suç! Üstelik kısa sürede düzeltilmiş bu küçük bilgi yanlışının karşılığı hapishane mi olmalıdır? Yasanın mimarı Feti Yıldız’ın içi rahat mıdır şimdi?
Günümüzün olağanüstü yargı koşullarında savcılara ve yargıçlara kendinizi anlatmanın olanağı kalmadı. Yargı süreçleri göstermelik ritüellere döndü. Bazen savcı ifade almıyor, yargıç sanığı dinlemiyor.
İnsanları artık doğrudan hapishanelere doldursunlar bari! Haksız yere üç aydır tutuklu olan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Cumhuriyet Bayramı’nda salıverildi. Ama “kuyu tipi cezaevi”nden “ev tipi hapishane”ye!
Bileğindeki kelepçe ayağına takılmış şimdi! Yeter ki makamına oturmasın, belediye AKP’de kalsın! Adaletin terazisi iyice şaşmış durumda!
Ayarı bozuk bir teraziyle adalet dağıtılamaz. ∗∗∗ “Besleme Basın” nitelemesi, 50’li yılların kavramıdır. Ama günümüzün yandaş basınını anlatmak için adeta biçilmiş kaftan gibidir.
Oysa iktidarı destekleyen yurttaşlarımızın da toplumdan gizlenen gerçekleri öğrenebilmeleri için muhalif basına gereksinimleri vardır. Kaldı ki günümüz koşullarında eleştirel basını susturma çabaları boşunadır. Kâğıt üzerinde alınan erişim engeli kararları da işe yaramaz.
Bu çağda iletişim organlarını kapatıp dürüst gazetecileri içeri tıkmak da çözüm değildir. Unutulmamalı ki dünyanın en yüksek tirajlı gazetesi, her zaman “fısıltı gazetesi”dir! Onunla hiçbir baskıcı yönetim başa çıkamamıştır!


