19 October 2026, Monday
Ekonomi

İtaatin ve isyanın toplumsal kökenleri

Tarihsel sosyolojinin köşe taşlarından Barrington Moore’un 1978’de yayımlanan ama gölgede kalan, dilimize çevrilseydi, adı muhtemelen Adaletsizlik: İtaatin ve İsyanın Toplumsal Kökenleri olacak olan kitabın...

Tarihsel sosyolojinin köşe taşlarından Barrington Moore’un 1978’de yayımlanan ama gölgede kalan, dilimize çevrilseydi, adı muhtemelen Adaletsizlik: İtaatin ve İsyanın Toplumsal Kökenleri olacak olan kitabın güncelleştiği zamanlardayız. Moore’un iyi bilinen ve Türkçeye de çeyrek asırlık gecikmeyle 1989’da çevrilen Demokrasinin ve Diktatörlüğün Toplumsal Kökenleri başlıklı kitabı için de benzer bir değerlendirme yapılabilir.   MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gençlere seslenmiş: “Fransa’ya heveslenmeyin, Batı emperyalizmine kapılmayın, Türkiye’ye sahip çıkın” demiş.

Fransızlar kişisel otonomilerine pek düşkündür; onu korumanın kolektif irade ile mümkün olacağı bilgisi “cumhuriyetçi genlerinde” yazılıdır. Bunlardan ilki özgürlük, ikincisi eşitlik arzusudur ve Büyük Fransız Devrimi ile evrenselleşmiş bu iki ideal Fransa kaldırımlarında sadece bir arada değil, iç içedir. Ve o kaldırımlardan yankılanan taleplerde, içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan, dolayısıyla ülkesine sahip çıkan gençlerin suretleri ayan beyandır.

  Her durumda yönetilenlerin itaatine dayalı istikrarı önceleyen yaklaşım sahipleri; polisle çatışan, ünlü mağazaları yağmalayan, önüne geleni yakıp yıkan kalabalıkların görüntülerinden söz edebilir. Ben de onlara müreffeh burjuva düzenine temel oluşturan 1944 tarihli ilkeyi hatırlatmak isterim. Uluslararası Çalışma Örgütü’nüanayasasını oluşturan 1944 tarihli Filadelfiya Bildirgesi’nin üçüncü maddesinde “Yoksulluk var olduğu her yerde zenginlik için bir tehdittir” yazar, birinci maddesi ise “Emek meta değildir” diye başlar.

Emeğin, bırakın meta formuna sokulmayı, üretimin en değersiz, en çabuk vazgeçilebilen, kar ve rekabet istencinin adeta kölesi kılınmış herhangi bir “girdi” konumuna sürüklendiği zamanlardayız. Üstelik bu eğilim, uluslararası sermayenin bilgi teknolojilerine hükmeden en kodaman yeni fraksiyonu eliyle, derinleştirilerek kalıcı kılınmak isteniyor.  Öyle ki, Aydınlanma Çağı ile 17. Yüzyılda açılan tarihsel kapıyı tümden kapatıp, yeni bir çağ başlatmaktan söz ediyorlar.

  TASFİYE PLANI Neoreaksiyonerler olarak da adlandırılan ve çoğunluğunu Silikon Vadisi göbellerinin oluşturduğu bu sermaye fraksiyonunun insanlığa bir vaadi bulunmuyor; aksine biz Elon Musk’ın uçan arabasının egzozuna boğulurken o ve arkadaşları insanlık nosyonunu ortadan kaldıracak ve dünyayı mülk sahipleri ve diğerleri şeklinde tanzim edecek bir ideolojik ve siyasi faaliyeti sürdürüyor. Mülk fetişizmleri öyle bir seviyede ki, "sahibi olmayan her şey çürür — insanlar dahil" diye yazan kalemlere sahipler.   Devlet, bunlar için, özel mülkiyete dayalı kurumsal bir idari aygıttan ibarettir ve yönetici koltuğunda “CEO-Monark” oturmalıdır.

Hakim sermaye fraksiyonun idari şemasında, görüldüğü gibi, modern devletin ne sosyalist ne de liberal versiyonuna yer var.  Modern devlet, egemen bir entite olarak popula’nın yani halkın politik örgütlenmesi ya da kısaca politik toplumun bizzat kendisidir ve b u nedenle ulus-devlet olarak da adlandırılır. Aydınlanma, Büyük Fransız Devrimi, 1848 İşçi Devrimleri gibi tarihsel adımlarla ortaya çıkan bu siyasal ve idari mimari; 1871 Paris Komünü ve 1917 Bolşevik Devrimi ile sosyalist formuna kavuşurken, kapitalist coğrafyada parlamenter demokrasilerle liberal formunu sürdürmüştür. Uzun neoliberal yıllar içinde kapitalist devletlerin “refah rejimleri” ya da “sosyal boyutları” geriletilmiş, sosyalist blok çözülmüş ve halk egemenliğinin temsil kanalları (parlamentolar) etkisizleştirilmiştir.

Ortaya çıkan dehşetli yoksulluk karşısında ana akım entelektüeller “yeniden Keynesçilik”, “yeniden büyük toplumsal uzlaşma”, “işçi sınıfı liberalizmi” vb. politika önerileri formüle ederken, bilgi teknolojilerine hükmeden yeni yetme zenginler toplumların önüne, tekno-feodalizmin tanrı-kralını koymaktadır.  ‘KARANLIK AYDINLANMA’ Bu ayın 5’inde İş Bankası Yayınları tarafından Alp Tümertekin çevirisi ile yayınlanan Arnaud Miranda imzalı Karanlık Aydınlanma: Neoreaksiyoner Düşünceyi Anlamak kitabı, burada sözü edilen fenalığı anlamak için iyi bir kaynak olmuş. Bu akımın sonlandırmak istediği Aydınlanma Çağının esası nedir?

Hiç kuşku yok ki, egemenliğin dünyevileşmiş olmasıdır; böylece tarih sahnesine özgür irade sahibi olup kendi yazgısını belirleyecek olan birey, persona çıkmıştır. Medeni haklar ve onun uzantısı mahiyetindeki siyasal haklarla donanmış yurttaşlık statüsü, fırsatlarda eşit, yeteneğe açık liberal bir toplum tasavvuru ile Burjuva Devrimlerinin sınırının da işareti olmuştur. Toplumları bunun ötesine ise proleter devrimler taşımış; kapitalist coğrafyada yurttaşlık statüsü sosyal haklarla, sadece hukuk önünde değil, toplumsal yaşamda da göreli eşitlikçi bir yönelime sahip olmuştur.

Uzun neoliberal yıllarla tarumar edilen, burjuva ve proleter devrimlerin Aydınlanmacı kökten çıkan o çelişkili bakiyesidir. Dolaysıyla Fransız kaldırımlarından yükselen ahlaki öfkenin, nesnel olarak, kendi yazgısına hükmeden özgür irade sahibi persona savunusu olduğu unutulmamalıdır.    AHLAKİ ÖFKE NEREYE? Moore’a göre ahlaki öfkeyi doğuran şey yoksulluğun kendisi değildir, Moore’a göre her toplumda yönetenlerle yönetilenler arasında örtük bir sözleşme vardır: Yönetilenler itaat eder, çalışır, vergi öder.

Yönetenler de bunun karşılığında koruma, düzen ve geçim güvencesi sağlar.  Yazılı olmayan bu sözleşmenin hemen her maddesinin aynı anda aşındığını bir zamandayız. Geçim güvencesi asgari düzeyde bile karşılanmıyor. Çalışmak yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor.

Gençler için güvencesizlik, yaşam biçimine dönüştü, gelecekleri ellerinden alındı. İktidarlar bu koşulları meşrulaştıracak; yoksulluğu kader, eşitsizliği takdir, otoriteyi kutsal, acıyı katlanılacak bir sınav olarak sunacak araçlara da artık gerek duymuyor.  Siyasal mücadelenin her bir ülkedeki üst belirleyeni burada ifade edilen eğilimler olduğu içindir ki her siyasal program nesnel olarak ya egemen-halk ya da köle-halk yönelimlerine ait olacaktır.   

İlgili Haberler