İyilik, yapıldığı yerde mi biter; yoksa karşılığı alınana kadar görünmez bir borç olarak mı bekler? İnsanları iyi ve kötü diye ayırmak kolaydır. Asıl ayrım, kimsenin görmediği yerde başlar: Hasbî olanlar ve hesabî olanlar… Hasbî insan, yaptığı iyiliğin tarihini bir kenara not etmez.
Hafızasında bir alacak hanesi açmaz. Günün birinde çıkarıp masaya koymak için fedakârlık biriktirmez. “Ben senin için neler yaptım.” diyerek geçmişi silaha çevirmeyi bilmez.
Verir ve geçer. Çünkü onun iyiliği, karşısındakinin vefasına değil, kendi vicdanına emanettir. Hesabî insan ise hiçbir şeyi öylece yapmaz.
Onun kalbinde görünmez bir hesap defteri vardır: Kim ona ne kadar borçlandı? Kimin işine ne zaman yarayabilir? Hatta bazen gülümsemesinin bile bir vadesi vardır.
Yaptığı her iyiliğin altında sessiz bir cümle bekler: “Bunun karşılığı daha sonra tahsil edilecektir.” Çağımızın en derin ahlak yaralarından biri belki de budur. İyiliği yatırıma, dostluğu bağlantıya, sevgiyi alışverişe, sadakati çıkar ortaklığına çevirdik. İnsan insana değil, insandan elde edeceğine bağlanıyor artık.
Birini seviyoruz çünkü bizi iyi hissettiriyor. Birinin yanında duruyoruz çünkü yarın bize lazım olabilir. Birine yardım ediyoruz çünkü bir gün kapısını çalacağımızı biliyoruz.
Sonra bütün bunların adını da “vefa” koyuyoruz. Oysa vefa, yapılan iyiliğin geri ödenmesi değildir. Vefa, iyiliğin borca dönüştürülmemesidir.
Hasbî olmak, saf olmak değildir. Hasbî insan da kimin ne olduğunu görür. Nankörlüğü fark eder, çıkarı sezer, samimiyetsizliği tanır.
Kendisini kullananı da unutanı da bilir. Fakat başkasının kötülüğünü kendi karakterine bulaştırmaz. Çamuru görür, içine basmamayı seçer.
Çünkü bilir ki birinin nankörlüğü, kendisinin iyi kalma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hesabî insan ise çoğu zaman kendisini akıllı sanır. “Ben kimseye eyvallah etmem.” der.
Ne kadar güçlü görünen bir cümle… “Ben kimseye karşılıksız hiçbir şey vermem.” Çünkü hesabî insan yalnızca parasını değil; sevgisini, ilgisini, dostluğunu, hatta merhametini bile ölçerek verir. Önce karşılığını tartar, sonra elini uzatır. Birine ekmek verirken yarın onun kapısını çalacağınız günü düşünüyorsanız, verdiğiniz şey ekmek değildir.
Birinin yarasını sararken günün birinde kendi yaranıza merhem olmasını bekliyorsanız, yaptığınız şey merhamet değildir. Ve yaptığınız iyilikleri her tartışmada karşısındakinin önüne koyuyorsanız, siz iyilik yapmamışsınızdır. Yalnızca zamanı gelince kullanılmak üzere delil biriktirmişsinizdir.
Bir gün biri size hiçbir karşılık beklemeden yardım ettiğinde şaşırıyorsanız, mesele onun garipliği değildir. Siz, insanlığın normalini unutmuşsunuzdur. Çünkü gerçek iyilik gürültü çıkarmaz.
Hatırlatılmaz, sergilenmez, borca yazılmaz. İnsanın dilinde dolaşmaz, karşısındakinin hayatına sessizce dokunur ve orada kalır. Hasbî insan çok kaybeder gibi görünür.
Çünkü insanların hesabını tutmaz. Verdiğini hatırlatmaz. Yaptığı fedakarlığı karşısındakinin boynuna asmaz.
Bu yüzden çoğu zaman unutulur, kullanılır, hatta aptal yerine konulur. Gece başını yastığa koyduğunda vicdanından gözlerini kaçırmaz. Aynaya baktığında karşısındaki insandan utanmaz.
Hesabî insan ise çok şey kazanabilir: Fakat bütün sesler sustuğunda, bütün hesaplar kapandığında ve insan kendisiyle baş başa kaldığında geriye tek bir soru kalır: “Bütün bunları kazanırken sen kim oldun?” İşte o soru, tutulmuş bütün hesaplardan daha ağırdır. Çünkü hayatın sonunda insan yalnızca ne kazandığıyla değil, kazanmak uğruna kendisinden neleri eksilttiğiyle de karşılaşır. Yaptığınız iyiliklerin altında görünmez bir dipnot var mı?
“Bir gün lazım olur.” “Sırası gelince o da benim için yapar.” “Karşılığı daha sonra tahsil edilecektir.” Eğer varsa, belki de adına iyilik dediğiniz şey yalnızca uzun vadeli bir yatırımdır. Çünkü karşılığı hesaplanan iyilik, yapıldığı anda rengini kaybeder. Vadesi olan iyiliğin adı iyilik değil, alacaktır.
Cevap, kimse görmediğinde yaptıklarınızda, kimse bilmediğinde verdiklerinizde ve karşılığını alamadığınız hâlde nasıl biri olarak kaldığınızda saklıdır. Çünkü insan olmak, yalnızca iyilik yapmak değildir. Asıl mesele, iyiliğin bile pazarlığa dönüştüğü bir çağda, kalbinizi hesap defterine çevirmeden insan kalabilmektir.