Odisseus, Simurg ve Gökyüzünü Kaybeden Yıldız Lumi
Ekonomi

Odisseus, Simurg ve Gökyüzünü Kaybeden Yıldız Lumi

Demet EKER Çocukluk, zamanla yetişkinlerin kendi yaşamlarında karşılık bulmayan beklenti, özlem ve gereksinimlerini yansıttıkları bir alana dönüşmüş durumda. Bu açıdan bakıldığında modern çocuk edebiyatının bütünüyle...

1 okuma

Demet EKER Çocukluk, zamanla yetişkinlerin kendi yaşamlarında karşılık bulmayan beklenti, özlem ve gereksinimlerini yansıttıkları bir alana dönüşmüş durumda. Bu açıdan bakıldığında modern çocuk edebiyatının bütünüyle çocuğun dünyasını, gelişim özelliklerini ve ihtiyaçlarını merkeze aldığını söylemek güç. Çocuklar için üretilen edebî metinler, çoğu zaman yetişkinlerin kendi kaygılarını, beklentilerini ve değerlerini aktarmalarının bir yolu olarak biçimleniyor.

Dolayısıyla çocuk edebiyatı modern toplumun taşıdığı çelişkilerin, gerilimlerin ve çözülememiş meselelerin çocukluk üzerinden görünür hâle geldiği bir anlatı zemini olarak da değerlendirilebilir. Frip'in Aşırı Israrcı Pırtlakları’nı ya da Küçük Prens’i okuduğumuzda da benzer düşünceler geçer aklımızdan. Özcan Aydın “Mümkünlerin Kıyısında” adlı kitabından sonra bir çocuk kitabı olan “Gökyüzünü Kaybeden Yıldız”la bu kez çocuk okura sesleniyor.

Gökyüzünü Kaybeden Yıldız’ı sadece çocuklar için değerlendirmek, kitaba ön yargılı bir yaklaşım olacak düşüncesi, kitabın başındaki epigrafla kendini gösteriyor: “Parlamaktan vazgeçmeyen tüm küçük yıldızlara…” Kitabı okurken Doğu ve Batı edebiyatlarının eski zamanlardan günümüze taşınan anlatılarının izlerini görebiliyoruz. Christopher Nolan’ın The Odyssey ile yaklaşık üç bin yıllık bir eve dönüş anlatısını yeniden sinemanın merkezine taşıdığı bugünlerde, kahramanın neden önce evinden uzaklaşması gerektiği sorusu yeniden düşünülmeye değer. Homeros’un Odysseus’u İthaka’ya dönebilmek için denizlerin tekinsizliğinden, yabancı adalardan, tek gözlü canavarlardan, Sirenlerin çağrılarından ve kayıplardan geçer.

Gökyüzünü Kaybeden Yıldız’ın küçük kahramanı Lumi’nin payına karanlık bir orman düşer. Ölçek küçülmüştür ancak kitabı okurken insanlığın kadim anlatılarının unutulmaz sorusu yankılanıyor zihinlerimizde: “Eve dönen, yola çıkanla aynı kişi midir?” İnsanlık bu soruyu binlerce yıldır farklı kahramanlarla yeniden soruyor. Destanın savaşçıları, masalın en küçük kardeşleri, evinden kaçan çocuklar, ormana giren kızlar, yeraltına inenler, denizi aşanlar, göğe çıkanlar...

Kahramanın adı ve karşılaştığı tehlike değişiyor fakat anlatının derinlerinde benzer bir hareket sürüyor. Joseph Campbell’ın farklı kültürlerin mitlerini karşılaştırarak kavramsallaştırdığı kahramanın yolculuğu da temelde bu hareket üzerine kuruludur. Campbell’ın modeli yola çıkış, erginlenme ve dönüş olmak üzere üç büyük evre çevresinde ele alınır.

Kahraman alışılmış dünyasından ayrılır, sınavlardan geçer, aradığı bilgiye ulaşır ve bu bilgiyle geldiği yere döner. YOLDA ÖĞRENMEK Kısacası kahramanın dönmesi için gitmesi gerekir. Lumi’nin hikâyesi tam burada başlıyor.

Gökyüzünü Kaybeden Yıldız’ın başında Lumi’nin henüz kaybettiği bir gökyüzü yoktur. Evi oradadır, yıldızların arasında. Buna rağmen huzursuz çünkü kendisini öteki yıldızların ışığıyla ölçüyor.

Onların yanında küçük, yetersiz, sönük olduğunu düşünüyor; diğer yıldızların küçümseyici tavırları da bu duyguyu besliyor. Başkasının parlaklığıyla kendisini ölçtüğü anda kendi ışığı eksikliğe dönüşüyor. Bir gök taşının gökyüzünde kayarken bıraktığı görkemli izi gördüğünde onun gibi olmayı istemesi de bu nedenle önemli.

Lumi henüz parlaklığı görünürlükle, görünürlüğü de değerle karıştırıyor. Fiziksel yolculuk, kahramanın içsel arayışının görünür biçimine dönüşebilir; kahraman dışarıdaki dünyayı dolaşırken aslında kendi benliğinin bilinmeyen taraflarına yaklaşır. Lumi’nin yolculuğunu başlatan da böyle bir eksiklik duygusu.

Başlangıçta sorduğu soru nasıl daha çok parlayabilirimken yeryüzünden dönerken öğrendiği soru ışığım kime ulaşabilir, gerçekliğine dönüşür. Romanın bütün yolculuğu bu iki soru arasındaki mesafede gerçekleşiyor. Mitolojik kahraman güvenli dünyanın dışına çıkmadan dönüşemez.

Campbell’ın modelinde eşik bu nedenle önemlidir. Eşiğin ötesi bilinmeyendir, kahramanın eski dünyasında geçerli olan bilgiler artık ona yetmez. İlk eşiğin aşılması, kahramanın korku ve bilinmezlikle karşılaşmasının yanı sıra dönüşüm sürecinin başlamasıdır.

Lumi’nin eşiği son derece yalın. Gökyüzü ile yeryüzü arasındaki sınır ve Lumi bu eşikten düşer. Bu ayrıntı romanın simgesel yapısı bakımından değerli.

Çünkü Lumi’nin hareketi dikey. Yukarıdan aşağıya iner, aydınlık ve tanıdık göksel düzenden karanlık ve yabancı yeryüzüne geçer. Hikâyenin sonunda bunun tersi gerçekleşecek, Lumi yeniden yükselecektir.

KARŞILAŞMALAR Gökyüzünde Lumi kendisinden daha parlak yıldızlarla çevrili. Bu nedenle kendi ışığını yalnızca bir karşılaştırma nesnesi olarak görebiliyor. Ormanda karanlıkla karşılaşıyor ve ilk kez ışığının ne işe yaradığını görüyor.

Balıkların bulunduğu suyu aydınlatması, sincap ve tavşanın onu fark etmesi, karanlıkta yol göstermesi Lumi’ye, ışığın yalnızca sahibini görünür kılmadığını, başka bir varlığın dünyasına değdiğinde işlev kazanabildiğini öğretiyor. Burada çocuk romanının küçük kahramanı ile mitolojik kahraman arasında önemli bir ayrım da ortaya çıkıyor. Geleneksel kahraman çoğu zaman karşısındaki tehdidi yenerek gücünü kanıtlar.

Lumi’nin kahramanlığı ise yenmek üzerine kurulmuyor. Lumi karanlık sayesinde ışığını tanıyor. Bu durumda ormanı Lumi’nin okulu olarak tanımlamak yanlış olmayacak.

Üstelik ormanda karşısına çıkan hayvanlar da klasik anlamda edilgen yardımcılar değil. Sincap, tavşan, baykuş ve diğer canlılar, Lumi’nin kendi gücünü keşfettiği ilişkiler ağını oluşturuyor. Kahramanın yolculuğunda rehber ve yardımcı figürler bilinmeyen alanda ilerlemeyi mümkün kılıyor.

Fakat “Gökyüzünü Kaybeden Yıldız” bu motifi hiyerarşik olmayan bir dayanışmaya dönüştürüyor. Bunun en açık örneği geyik yavrusunun kurtarılması. Lumi, sahip olduğu küçük imkânı başkasının ihtiyacıyla buluşturabildiği için kahramanlaşıyor.

Böylece başlangıçtaki küçüklük kavramı da anlam değiştiriyor. Tam burada Homeros’un Odysseus’u ile Lumi arasında ilk bakışta tuhaf görünen akrabalık belirginleşir. Bir tarafta Troya’dan dönen savaşçı kral diğer tarafta küçük bir yıldız.

Bir tarafta denizler, canavarlar, büyücüler, tanrılar, ölüm ve kayıp; diğer tarafta karanlık bir orman, balıklar, tavşan, sincap ve kurtarılmayı bekleyen bir geyik yavrusu. Fakat mitin gücünü anlatı hareketinin sürekliliğinden anlayabiliriz. Odysseus’un arzusu İthaka’ya dönmektir, Lumi’nin arzusu gökyüzüne.

İkisi de eve ulaşabilmek için evin dışındaki dünyayı deneyimlemek zorundadır. YÜZLEŞMELER Kahramanın yolculuğunun en güzel paradokslarından biri, dışarıda aranan şeyin sonunda içeride bulunmasıdır. Bu motif yalnızca Batı mitolojisine ait değildir.

Mantıku’t-Tayr’da Simurg’u bulmak için uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkan kuşların sonunda aradıkları hakikatin kendi varlıklarıyla ilişkisini kavramaları, yolculuğun dışarıdaki hedefe ilerlerken özünde bir kendilik keşfine dönüşebildiğini gösterir. Lumi başka bir ışığın peşinden gider, kendi ışığına başka türlü bakmayı öğrenir. Roman bunu doğrudan da söyler: “Lumi, gökyüzünü ararken aslında kendini aradığını henüz bilmiyordu.” (s.

32) Bu noktada kitabın adı da yeniden okunabilir. Gökyüzünü kaybetmek, Lumi’nin dönüşebilmesinin koşuludur. Gökyüzünü hiç kaybetmeseydi ışığını yıldızların ışığından başka bir ölçüyle değerlendiremeyecekti.

Karanlığı hiç görmeseydi ışığın ne işe yaradığını bilemeyecekti. Yeryüzüne hiç düşmeseydi yukarıda sahip olduğu şeyin anlamını keşfedemeyecekti. Campbell’a göre kahramanın eve dönmesi tek başına yeterli değil.

Sınavlardan geçerek elde ettiği bilgi ya da kazanımın geldiği dünyada bir karşılığının olması gerekir. Dönüş aşaması, kahramanın edindiği hakikati kendi çevresine taşıması ve deneyimini başkaları için anlamlı hâle getirmesiyle tamamlanır. Bu nedenle Gökyüzünü Kaybeden Yıldız’ın asıl finali, gökyüzünün değişmesidir.

Romanın sonlarına doğru gelen şu cümle, kahramanın bireysel dönüşümünün nasıl topluluğa yayıldığını gösterir: “Sonraki günlerde yıldızlar sadece parlamadılar, birbirlerine de ışık oldular.” (s. 69) Başlangıçtaki yıldızlarla sondaki yıldızlar arasındaki bütün fark iki fiilde saklıdır. Parlamak ve ışık olmak.

Parlamak kendi varlığını görünür kılar. Işık olmak bir başkasının dünyasına dokunur. Birincisi tek başına mümkünken ikincisi ilişki gerektirir.

Lumi’nin yeryüzünden gökyüzüne getirdiği armağan tam olarak budur. O artık yalnızca kendisini başka türlü görmez, yıldızların birbirlerini görme biçimlerini de değiştirir. Klasik kahramanın eve getirdiği bazen iktidardır, bazen kutsal nesne, bazen bilgi, bazen ölümsüzlük sırrı.

Lumi’nin getirdiğiyse başkasına yönelmiş bir ışık anlayışıdır. Kahramanlık böylece güçten dayanışmaya kayar. Çocuk edebiyatı büyük anlatıları küçültürken onları mutlaka basitleştirmek zorunda değildir.

Odysseus’un gemisi Lumi’nin küçücük ışığına, uçsuz bucaksız deniz karanlık bir ormana, ölümcül canavarlar ipe dolanmış bir geyik yavrusuna dönüşebilir. Destanın kahramanı ile çocuk romanının yıldızı arasında neredeyse hiçbir yüzeysel benzerlik kalmayabilir ama anlatının kalbi yaşamaya devam eder. Belki çocuk edebiyatının kahraman mitine yaptığı en değerli müdahale tam da burada ortaya çıkar,  kahramanlığın büyüklükle zorunlu ilişkisini keser.

Lumi dünyayı kurtarmaz, bir savaş kazanmaz, bir canavarı öldürmez, bir krallığın sahibi olmaz hatta daha güçlü bir yıldıza bile dönüşmez. Bir balığın karanlığını azaltır. Bir yolu aydınlatır.

Bir geyik yavrusunun kurtarılmasına yardım eder. Kendisini bekleyen hayvanlara ışık olur ve bunların yeterli olduğunu öğrenir. Mitolojik kahramanın binlerce yıllık büyük eylemi, çocuk dünyasında küçük iyiliğe dönüşmüştür.

Nolan’ın The Odyssey’siyle yeniden hatırladığımız Odysseus’un yolu ile Lumi’nin yolu arasında binlerce yıl, farklı türler ve bambaşka kahramanlık anlayışları var. Yine de ikisinin hikâyesinin sonunda aynı eski hakikat bekliyor. Ev yalnızca dönülen yer değildir.

Ev, dönen kişinin kim olduğunu anlayabildiği yerdir. Kitabı okuduktan sonra çocuk okurun,  asıl ulaşılması gerekenin, kendisi ve kendi ışığı olacağını dolaylı yollardan öğrenmesi ya da anlaması, iç dünyasında somutlaştırması hiç de uzak düşünülmemelidir.  Kaynaklar - Ewers, H.- heino. (2018).

Çocuklara mı Yetişkinlere mi? Geçmişte ve Günümüzde Çocuk Edebiyatının Birden Çok Kitleye Hitap Etmesi. Çocuk ve Medeniyet, , 9-20.

- Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, çev. Sabri Gürses, İthaki Yayınları, 2023 - Mustafa Karadeniz “Hermann Hesse’in Siddhartha’sını Kahramanın Yolculuğu ve Arketipsel Sembolizm Bağlamında Okumak”. Mukaddime, 2020, , s.

1-17 - Necati Sümer, “Kahramanın Yolculuğu Miti Çerçevesinde Mantıku’t-Tayr Adlı Eserde Hakikat Arayışı”, Journal of Analytic Divinity, 5/.

İlgili Haberler