Türkiye, son 40 yılında devletin sorumlu olduğu binlerce cinayetle bir türlü yüzleşememiş bir ülkedir. PKK'nin eylemlerinin başlamasıyla yoğunlaşan şiddet dalgası, 1990'lı yıllarda patlama yapmıştır. Gözaltında kayıplardan kaçırmalara, yaygın infazlardan asit kuyularına amaya dek korkunç biçimde cinayetler işlenmiştir. Şiddet dalgası tek yanlı da değildir: PKK'nin eylemlerinde sayısız askerin yanı sıra, polis, öğretmen, kamu görevlisi ve sıradan köylülere binlerce insan teröre kurban gitmiştir.
PKK lideri Öcalan, İmralı'da yapığı ilk savunmalarda "örgütte bilinmeyen infazların da olduğunu, iç infaz sayısının 17 bini bulduğunu" belirtmiştir. Bu suçları araştırmak üzere 2011 yılında TBMM'de, “Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlâllerinin İncelenmesine Yönelik Kurulan Alt Komisyon" kurulmuş, bu girişimden hiçbir sonuç alınamamıştır. ∗∗∗ Bu son girişimin üstünden 15 yıl geçti.
O tarihte meclis üyesiydim. Komisyon'da ise Tunceli (Dersim) milletvekiliydim. Sanırım deneyimlerimi aktarmam yararlı olacaktır.
Burada aklıma, 1992'de Yeşil tarafından kaçırılarak gözleri oyulan ve Elazığ'da Kimsesizler Mezarlığı'na atılan Ayen'in babası Hıdır Öztürk geliyor. Hıdır amcanın TBMM Komisyonu'nda gözleri yaşlarla yapığı o ünlü konuşma gözlerimizin önünde hâlâ. Komisyon raporunu, “Devlet için 1000 operasyon yaptık” diyen Ağar'ın elemanı Ayhan Çarkın’ın eylemlerine yer vermemesini, katledilen Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Musa Anter gibi gazetecilerin failinin anılmamasını ve “devlet terörü” gibi önemli bir kavramı ihmal ettiği gerekçeleriyle eleştirmiş, açık bir şerh de düşmüştüm. ∗∗∗ Komisyon çalışmaları kapsamında Türkiye'de çok sayıda şehri, hapishaneyi, yerleşim yerini gezdik, Vedat Aydın'ın yakınlarını da, Firik Dede'nin kardeşini de dinledik.
Bu iki örnek tarihseldir. Zira biri Diyarbakır çevresinde yoğunlaşan cinayet ve infazların işaret fişeğidir. Sonrası adeta "kan banyosu"dur.
İkincisi ise 12 Eylül suçlarıyla hesaplaşılmamasının simgesidir. Zira "Kulaksız", 1990'larda sahneye çıkacak "Yeşil"in selefi gibidir. Kulaksız bir subay, Yeşil bir kontradır.
İkisi de -militer ve paramiliter- devlet görevlisidir. Birincisini devlet kaçırıp işkence yapmış, kurşunlamış, Diyarbakır-Elazığ şehirlerarası karayoluna cesedini atmıştı. İkincisi ise Ovacık'a Kulaksız Yüzbaşı tarafından bir ağaca bağlanarak işkence edilmiş, sonra ağaçla beraber yakılmış bir gençti.
Neyse neticede Komisyonun 325 sayfalık raporuna rağmen ne Vedat Aydın'ın katillerinden, ne de Firik Dede'nin oğlunu ağaca bağlayıp yakan subaydan hesap soruldu. Komisyona havale edilen her şey gibi, binlerce cinayet de soruşturmasız ve araştırmasız kaldı. Sonra -2015 ertesi- JİTEM davaları açıldı.
Bu davaların neredeyse hepsi Ankara'ya taşındı. Yeşil'in de sanık olduğu davalar adeta bir göz boyamacaydı. 5-6 yıllık "duruşma şovları"nın ardından davaların tümü "zamanaşımı"ndan kapatıldı.
Failler bir kere daha cezasız kaldı. ∗∗∗ Geçen Nisan ayında Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Başkanlığı'nın kurulduğu ilan edildi. Sırrı Sakık'tan Güldal Mumcu'ya, Musa Anter ailesinden başka mağdurlara insanlar, bu Başkanlığa başvurdular. 15 yıl sonra galiba yeniden başa döndük.
Son 24 yılda Türkiye'de hukukun zerresini bırakmayan bir anlayışın, yakınlarını kaybeden insanlarda yarattığı umut doğallıkla anlaşılabilirdir. Her yeni girişim elbette yeni bir umuttur. Ancak 90 yaşındaki Hıdır amcayı yeniden umutlandıran bu yeni girişimin, son yıllarda sergilenen hayal kırıcı tabloyu tekrarlaması halinde -ki bu ihtimal son derece güçlü görünüyor- parlamentonun adalet ve umut kapısı olma niteliği tamamen ortadan kalkabilir.