Bilge Karasu mektupları
Ekonomi

Bilge Karasu mektupları

Behçet DARĞIN Mektuplar, kaleminden çıktığı kişinin aynasıdır, onu yansıtır. Sanatçı, şair, yönetmen, yazar… Kim olursa olsun onların ruh dünyasını, yaratma sürecini en açık biçimde mektuplarda görebiliyoruz. Ait olduğu...

2 okuma

Behçet DARĞIN Mektuplar, kaleminden çıktığı kişinin aynasıdır, onu yansıtır. Sanatçı, şair, yönetmen, yazar… Kim olursa olsun onların ruh dünyasını, yaratma sürecini en açık biçimde mektuplarda görebiliyoruz. Ait olduğu kişiyi bir bütün olarak bana tanıttığı için edebiyatta severek okuduğum türler içerisinde yer alır.

Teknoloji hayatımıza girmeden, iletişimi sağlıyordu. Mektup bekleyenler, pencerenin önünde saatlerce postacının köşe başında görünmesini; çantasında taşıdığı, dostluk, hasret ve samimiyet kokan sarı zarfların kendilerine uzanacağı anı büyük bir heyecanla beklerdi. Zarf açılır, kalpler küt küt atarken satırlar kelime kelime okunurdu.

Okuma yazma bilmeyenler ise yolda karşılaştıkları bir öğrenciye ya da sokakta oynayan bir çocuğa mektuplarını okuturdu. Okuyana, mektupta yazılanları kimseyle paylaşmaması sıkı sıkıya tembih edilirdi, yazılanlar mahremdir, herkes bilmemeli. Yaşım gereği o döneme yetişemedim.

Ancak o yıllarda yazılmış mektupları ve bu mektuplardan derlenerek oluşturulmuş kitapları büyük merakla okurum. Bana göre mektuplar, yalnızca iki insan arasında gidip gelen kâğıt parçaları değil; bir dönemin haleti ruhiyesini, özlemlerini ve insan ilişkilerini en sahici hâliyle taşıyan vesikalardır. Bilge Karasu; mektup yazmayı seven bir yazar.

Orhan Peker, Enis Batur, Turan Erol, Füsun Akatlı gibi pek çok isme mektup yazmıştır. “Bu mektuba seksen ayrı yerden başlayabilirim gibi geliyor.”  Yakın dostu, şair ve eleştirmen Haluk Aker ile otuz yıl boyunca mektuplaşır. Aker, o mektupları yayımlamaya hazırlar, Bilge Karasu-Haluk’a Mektuplar ismiyle Metis Yayınları logosuyla raflardaki yerini alır. Bilge Ağabey diye yazmaya başladığı giriş yazısında bu mektupları yayımlama muradını açıklıyor Aker, bir yazar yayımlansın diye mektuplar yazmadığının altını çizer.

Devamına yazarların okurlarına sunduğu metinlerin dışında kalan notlardan tanınabileceğini ekler.“Bir yazarın okuru karşısına çıkarmağa karar verdiği metinlerin dışında kalanlar, o yazarın daha iyi anlaşılmasına, yazarlığı dışında “insan” olarak özelliklerinin bilinmesine yardımcı olabilir diye düşünüyorum. Hele senin gibi çok seçici bir yazarın. Bunun dışında kalan bir şey daha var, senin elinden çıkan her şeyi bilmek isteyen senin tiryakilerin.

Onların hiç mi hakkı yok!” Mektuplarında kendisine ait özel bilgiler, çevresinde olup bitenlerle ilgili ayrıntılar veren Karasu; gezdiği yerleri, tanıştığı insanları, tattığı yemekleri, cebindeki paraya kadar teker teker aktarıyor. Elinde avucunda bir şey kalmadığından yabancılara tercümanlık yapmak için bir süreliğine Muş’a gelir. “…artık Ankara’ya dönüş yaklaştı. Para bitti çünkü.”  Yazarın mektuplarında, yazı evreni içinde yaşayan birinin yazma tutkusu ile geçim derdi arasında gidip gelme durumunu görüyoruz.

Karasu-Aker yazışmaları, iyi bir gezgin-gözlemciyle iyi bir çevirmen-dost arasında geçen samimi mektuplaşmalardır. Bu mektuplarda Karasu, Türkiye'deki aydınları sert biçimde eleştirir. Aydınların cahilliğini, kayıtsızlığını ve kendini beğenmiş tavırlarını hiçbir zaman kanıksayamadığını; hatta bunların kendisinde, kendi ifadesiyle, "mide bulantısı" uyandırdığını dile getirir.

Yazar-çizerlerin yeterince kitap okumadığını, bunun yerine yalnızca dergilere sığınarak vicdanlarını uyuşturduklarını söyler. Bu nedenle de bir süredir dergiler aleyhine görüşler dile getirdiğini bu mektuplardan öğreniyoruz. Yazarın elyazmalarıyla resimlerini içeren sayfalar da var, Kitapta.

Ayrıca yurtdışı gezilerinde çekmiş olduğu manzara ve dostlarıyla zaman geçirdiği anlara ait fotoğraf örnekleri de eklemiş. Gönderilen mektupları, yalnız bir dost yazışmaları olarak yorumlamayın, onlarda yazarın öz-değerlendirmelerine dair ipuçları keşfediyoruz. Bu yazışmalara, onun günlüğü diyebiliriz.

Öğretmenlikteki deneyimlerini, çevirmen olarak nasıl yaşadığını ve diğer çevirmenlere dair görüşlerini görüyoruz. Zira bunların hepsini Haluk Aker’e yazıyor, Turan Oflazoğlu’nun iyi bir çevirmen ve yazar olduğunu fakat edebiyattan anlamıyormuş gibi davrandığını, kimleri okuduğunu, çeviri işinin kendisi için ne ifade ettiğini ve bu çalışmalarını nasıl icra ettiğini belirtiyor. “…bir çeviri bitirmenin benim için ne demek olduğunu düşündükçe, acaba diyorum, herkes, benim katlandığım zahmete katlanıyor mu?... Uzun sözün kısası: bütün çeviricilerin yaptığı gibi ben de, çeviri üzerine kırk bin yıldan beri söylenmiş sözleri, evirip çevirip, biraz değiştirip söylemeğe kalkıyorum.” Mektuplarda, Karasu, gezdiği şehirlere dair gözlemlerini, şehirlere yaptığı tanımlarını da yansıtmış.

Muş üzerine notlarında, Muş Devlet Hastanesi önünde iki taraf arasında çıkan kavgada üç kardeşin belli aralıklarla ölmüş olmasını, bu durumda yaşadığı korkuyu ve aşiret yapısı hakkında yaptığı çıkarımı da mektuplarda bulacaksınız. İyi iki yazar arasındaki güven rabıtasını gösteren yazışmalar, farklı şehirlerde yaşayan, hayatın çeşitli meşgaleleriyle uğraşan dostların aralıksız sürdürdükleri muhabbetin verdiği güven duygusu, daha hitaplardan itibaren içinizi ısıtacak. Sadakati, samimiyeti mimleyen bir paragrafla bitirelim.

“Şimdilik çok çok öperim. Yazmakta gecikme e mi? Selamlar, sevgiler.” Keyifli okumalar…

İlgili Haberler