“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin güçlendirilmesine dair Kanun Teklifi”, dün Mecliste görüşülmeye başlandı... Meclisteki görüşmeler sırasında, özellikle “Cumhur İttifakı” ve bu gruba destek veren Siyasi partilerin konuşmaları, toplumda pek coşku yaratmadı... İYİP Genel Başkanının ilkeli konuşması meclisi dalgalandırdı...
Özgür Özel’in beklenen yapıcı, heyecanlı ve ayakları yere basan konuşmasına ayrıca değinmek ve alkışlamak gerekir... Tam bir demokrata yakışan, hak ve özgürlükleri önceleyen, adaletli konuşması, gerçekten bu yasaya çekimser kalan herkesi ikna etti... Özel; “Türk ve Kürt meselesinin demokratik çözümünü, barışın karşısında değil yanında, kardeşliğin ve dayanışmanın güvencesi olarak görüyoruz” Korku üzerine Devlet inşa edilmez.
Devlet özgüvenle ayakta durur.” diyerek samimi bir açılım yaptı... Devamla; “Atatürk, Lozan, Devletin birliği, laik demokratik düzen kırmızı çizgimizdir…” sözlerini; Hepinize şunu hatırlatıyorum, yarın bu ülkeyi yönetecek olan biziz ve millete olan bağlılığımızla ,ülkeye olan sevgimizle, gerçek Barışı” oluşturacağız…” diyerek bitirdi... ∗∗∗ Özel’in, çok tutarlı ve akla hitap eden konuşmasının etkili olduğunu gördük...
Çünkü, uzun süredir toplumsal barış adına beklenilen ve belirsizlikleri hayli fazla olan bu yasa, bir af yasası mıydı? Yoksa birilerini kollayan, onlara görev veren, ölümüne kadar ayrılmayacak koltuklar oluşturan yeni bir kandırmaca mıydı? Bu sorular herkesin kafasında büyüyen sorunlardı...
Çünkü; “AKP’nin daha önce 3 açılımdaki samimiyetsizliğini bilenlerin, bu “Soruları sorma” hakkını kendilerinde bulmaları doğaldı... ∗∗∗ Türkiye, kırk yılı aşkın süredir terörün, şiddetin, ölümlerin ve Kürt sorununun bedelin ağır ödedi... 50 bini aşkın gencimiz, insanımız öldü, güvenlik harcamalarına milyarlarca dolar ödedik, toplum birbirinden uzaklaştırıldı... Kürt ve Türk birbirine yabancılaştırıldı... Bilinçli olarak feodalite devam ettirildi...
Şimdi önümüze “çerçeve yasa” konuluyor ve yeniden barıştan söz ediliyor... Silahların susmasına kim karşı çıkabilir? Toplumsal barışın gerçekleşmesini kim istemez?
Ama AKP’nin asıl cevaplaması gereken soru şudur: Ne kadar samimisiniz? Ülkenin gerçek sorununa çözüm olacak mısınız, yoksa bireysel ve partisel çıkarlarınız için halkı bir kez daha aldatıp, umutlarını yok mu edeceksiniz? ∗∗∗ Daha düne kadar Abdullah Öcalan için en ağır ifadeleri kullanan ve idam edilmesini isteyen Devlet Bahçeli bugün, Öcalan’a “PKK’nın kurucu önderi” diyor... Yanlış değil: Öcalan PKK’nın kurucusu ve lideridir.
Özellikle İmralı’da bulunduğu zaman içinde, “Toplumsal Barış” için önemli katkı sunmaya çalıştığı da bir gerçektir... Ancak, Türkiye’de yaşayan bütün Kürtlerin önderi değildir... Ve bu tanımın devletin siyaset merkezine yerleştirilmesi, başka bir meseledir...
∗∗∗ Unutulmamalıdır ki,50 yıl boyunca, “On binlerce Kürt ve Türk gencinin ölümüne” neden olan, silahlı isyanın sorumlusu olarak tarihe geçmiştir... Kürtlerin hak ve özgürlükleri adına yapıldığı söylenen bu başkaldırı, dünden itibaren başka bir evreye dönüşecek, Öcalan’ın bugünkü katkılarıyla kanın akmasının durmasına, Kürtlerin dışlanmadığı bir döneminin başlamasına olanak sağlayan önemli bir adım olacaktır... ∗∗∗ Samimiyeti tartışılan iktidarın, “PKK’nın tasfiyesini adına “silah bırakmasını sağlamadaki otoritesinden yararlanmak için Öcalan’ın isteklerini karşıladığı iddiası da gözden kaçmıyor...’ Ancak barış, yalnızca bir örgütün silah bırakmasıyla oluşmaz... Barış, hukuk ister, demokrasi ister, eşit yurttaşlık ister, laik demokratik bir düzen ister, bölgesel farklılıklar yerine ekonomik adalet ister, Feodaliteyi yok etmek ister...
Tabii bu anlayış için” ırk, din, dil ve cinsiyet farklılıklarını bir gören ve insanca kucaklaşmayı şiar edinen siyasetçiler de ister... ∗∗∗ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortadayken, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay’ın özgürlüğünü, pazarlık konusuna sokmak hukuk devletine yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir... Mahkeme kararlarının uygulanması pazarlık konusu değildir. Kürt Türk kardeşliğinin kalıcı olmasının güvencesi Washington’un, Moskova’nın veya başka bir başkenttin değil; birlikte yaşanan ülkenin demokratik hukuk düzeniyle sağlanır!
Yeni dönem, tam da burada farklılaşmalıdır... Yani siyaset, barışa “evet”, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklara “hayır” demelidir... ∗∗∗ PKK’nın silah bırakmasına evet...
Kürtlerin eşit yurttaşlığına evet... AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına evet... Ama; kişiye özel hukuka ve barışın iktidarın seçim hesabına dönüştürülmesine, hayır! Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı Erdoğan’ın, Bahçeli’nin ya da Öcalan’ın geleceğini güvence altına alan bir anlaşma değildir. Türkiye’nin ihtiyacı 86 milyon insanın geleceğini güvence altına alan demokratik bir barıştır.
∗∗∗ Gerçek barışı, 1990’larda Ahmet Türk'le birlikte büyük uğraş vererek oluşturmuş, Kürt sorununu Meclise taşımanın yolunu açmıştık... Barışın nasıl olabileceğini Ahmet Türk’le birlikte en iyi bilenleriz. Barış yapılacaksa Mecliste yapılmalıdır.
Hukukla yapılmalıdır... Halktan hiçbir şey saklanmadan yapılmalıdır... Yoksa bunun adı barış değil, yeni bir siyasi pazarlıktır! Ve Türkiye geçmişte gizli pazarlıkların faturasını yeterince ağır ödedi...