Yıllık iznimin 14 gününü Karaman’da geçirdim. Bu süre içinde sadece şehir merkezini değil, kırsal bölgeleri de gezmeye çalıştım. Taşkale, Yeşildere ve Madenşehri başta olmak üzere birçok köyü görme fırsatım oldu. Bu geziler bana Karaman’ın şehir merkezi ile kırsalı arasında ciddi bir yaşam farkı olduğunu düşündürdü.
Şehir merkezinde günlük hayatın içinde olan birçok imkân, bazı köylerde oldukça sınırlı. Hatta Taşkale dışında ziyaret ettiğim bazı yerleşimlerde, en basit ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir dükkân bile bulmak kolay değil. Bir ekmek, küçük bir ihtiyaç veya günlük alışveriş için başka bir köye ya da şehir merkezine gitmek gerekiyor.
Bunu özellikle nüfusu azalan köyler açısından düşünmek lazım. Yaşlı bir insan için, ulaşım imkânı olmayan bir aile için veya köyünde yaşamaya devam etmek isteyen bir vatandaş için bu durum hiç de küçük bir mesele değil. Karaman’ın bazı köyleri ve çevresi çok önemli tarihî ve doğal değerlere sahip.
Bu nedenle sit alanları ve koruma kararları bulunuyor. Bir çok yer doğal sit statüsü bulunurken, bölgede Manazan Mağaraları da arkeolojik sit alanı içerisinde yer alıyor. Elbette tarihî ve doğal mirasımızı korumamız gerekiyor. Ancak vatandaşın gözünden bakıldığında başka bir soru ortaya çıkıyor: “Bu evde oturacağım, ama evimi nasıl onaracağım?” Sit alanlarında yapılacak birçok müdahale için ilgili kurumlardan izin alınması gerekiyor.
Mevzuatta tadilat ve tamirat için de belirli izin ve denetim süreçleri bulunuyor; esaslı onarımlarda ise proje ve koruma kurulu süreçleri devreye girebiliyor. Bu kuralların amacı tarihi korumak. Buna kimsenin itirazı yok. Ama vatandaş açısından süreç çok anlaşılır, ulaşılabilir ve hızlı olmazsa, sonuçta insanlar evlerini kullanamaz veya onaramaz hâle gelebiliyor.
Burada söylemek istediğim şey mevzuatın kaldırılması değil. Tam tersine, koruma ile yaşamı birlikte düşünmek gerekiyor. Bir köyün tarihi evlerini koruyabilirsiniz.
Ama o evlerde kimse yaşamıyorsa, köyün günlük hayatı yoksa, okul kapanmışsa, sağlık hizmetine ulaşmak zorsa, alışveriş yapacak yer bulunmuyorsa ve gençler başka yerlere gitmişse, aslında neyi koruduğumuzu da yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü köy dediğimiz şey sadece evlerden oluşmuyor. Köy; insandır, komşuluktur, üretimdir, çocukların sesidir, bayramdır, düğündür, geçmişten gelen hikâyelerdir.
İnsan kalmadığında bütün bunlar da yavaş yavaş kayboluyor. Bence bugün kırsal bölgelerde en büyük sorunlardan biri birbirini besleyen şu döngü: Nüfus azalıyor.Nüfus azalınca hizmetler azalıyor.Hizmetler azalınca yaşam zorlaşıyor.Yaşam zorlaşınca gençler gidiyor.Gençler gidince nüfus daha da azalıyor. Ve sonunda bazı köyler özellikle kış aylarında neredeyse tamamen sessizleşiyor.
Bu noktada “Köyleri nasıl yeniden yaşatabiliriz?” sorusunu daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her köye büyük yatırımlar yapmak belki mümkün olmayabilir. Ancak küçük dokunuşlarla önemli değişiklikler yapılabilir.
Örneğin temel ihtiyaçların karşılanabileceği küçük satış noktaları desteklenebilir. Gezici sağlık hizmetleri artırılabilir. İnternet altyapısı güçlendirilebilir.
Ulaşım imkânları iyileştirilebilir. Tarihi köylerde ise vatandaşın evini koruyarak onarabilmesi için izin ve proje süreçleri konusunda rehberlik sağlayacak yerel destek mekanizmaları oluşturulabilir. Kullanılmayan tarihî evler de turizm, konaklama, kültür veya yöresel üretim amacıyla değerlendirilebilir.
Burada önemli olan, köyde yaşayan insanı sistemin dışında bırakmamak. Vatandaşın elindeki tarihî ev, sadece korunması gereken bir yapı değil; aynı zamanda onun evidir. 15 günlük Karaman ziyaretimde benim için en önemli gözlemlerden biri bu oldu.
Karaman gelişiyor, şehir merkezi değişiyor. Ancak kırsalda başka bir hikâye yaşanıyor. Bu nedenle Karaman’ın geleceğini konuşurken sadece şehir merkezini değil, köyleri de konuşmalıyız.
Taşkale, Yeşildere, Madenşehri ve daha birçok yerleşim sadece geçmişimizin tanıkları değil; doğru politikalarla geleceğimizin de bir parçası olabilir. Tarihi koruyalım ama insanı da koruyalım.Evleri koruyalım ama o evlerde hayatın devam etmesini sağlayalım.Köyleri turizm için değil, önce insanları için yaşanabilir hâle getirelim. Çünkü bir köy tamamen boşaldığında sadece binalar boş kalmıyor.
Bir yaşam biçimi, bir kültür ve bir hafıza da yavaş yavaş kayboluyor. Belki de artık “Köyler neden boşalıyor?” sorusundan biraz daha farklı bir soru sormanın zamanı geldi: İnsanların kendi köylerinde yaşamaya devam edebilmesi için biz ne yapabiliriz? Bence Karaman’ın kırsal geleceği üzerine düşünürken asıl başlamamız gereken yer burası.