Ekonomi

Seçilmişin çilesi

Bunların içinde seçilmişler  de ayrı bir yer tutuyor. Türkiye siyasetinin giderek daha fazla açıklık kazanan ve hafta içinde tavan yapan özelliği seçilmişlerin başına gelenlerdir. Oysa seçilmiş olmak halka hizmet yüklü...

1 okuma

Bunların içinde seçilmişler  de ayrı bir yer tutuyor. Türkiye siyasetinin giderek daha fazla açıklık kazanan ve hafta içinde tavan yapan özelliği seçilmişlerin başına gelenlerdir. Oysa seçilmiş olmak halka hizmet yüklü olduğundan başlı başına  olumlu ve onurludur.    Meclis düzeyinde ve yerel yönetimlerde yaşanmakta olan bu durum yönetim yetkisinin ya da egemenliğin  kaynağının tartışılmasına uzanabilecek gizilgücü de içinde taşıyor.

  Üstelik bu süreç, en üst yargı organı  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-AİHM kararlarının bir kez daha hiçe sayılmasıyla tamamlanıyor.  MİLLETVEKİLLERİ Farklı derecelerde de olsa Parlamenter sistem milletvekilliğinin en güçlü olduğu siyasal sistemdir.   Ülkemizde Parlamenter sistemin tarihe karışmasından sonra milletvekilliğini daha da önemsizleştiren bir süreç yaşanıyor.  Önceki örnekler bir tarafa, CHP’nin başına Butlan ile gelen kişinin, 20 Mayıs 2016’da “Anayasa’ya aykırı ancak evet diyeceğiz” sözleri ile S. Demirtaş, F.

Yüksekdağ ve bir kısım milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına destek olması ve sonrasında bu milletvekillerinin onca yargı kararı yok sayılarak bugüne dek hapiste tutulması milletvekilliği kavramı açısından başlı başına bir yıkımdır.  Bundan yedi yıl sonra 14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinde Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay’ın, seçilmenin tüm koşullarını yerine getirmiş olmasına ve dahası tüm kurum ve kişiler için bağlayıcı, üstelik kesinleşmiş AYM kararına karşın, bütün bunlar hiçe sayılarak hapiste tutulması, egemenliğin halkın olduğu temeline ve seçim sandığının sonucuna vurulmuş çok ağır bir balyozdur.  Milletvekili olarak “seçileni hiçe sayma” hafta içinde Ankara’da  İyi Parti milletvekili  S. Türkoğlu’nun güvenlik güçleri tarafından hastanelik edilmesiyle yeni bir boyuta taşınmış bulunuyor.   BELEDİYE BAŞKANLARI İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı E.

İmamoğlu odaklı, çoğu zaman seçilmişlerin avukatlarına ve giderek aile bireylerine uzanan, kimilerinin ağır salık sorunları hiçe sayılarak süregiden   seçilmiş yerel yönetici yargılamaları, çoğu kez yargılama hukukunun en temel ilkeleri göz ardı edilerek ve tam bir yoğunlukla  sürüyor. Bunlar yetmiyormuş gibi, İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” adlı kitabının yayını daha “basım aşamasında” savcılık tarafından durduruluyor.  Hafta içinde  suçlamaların odağındaki  kişi A.İ.Aktaş hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “rüşvet verme”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “özel belgede sahtecilik” suçlamalarından  beraat kararları verildi. Her şey bir tarafa  tanımı gereği rüşvet en az iki tarafın, veren ve alanın var olmasını gerektirir.

Burada her nasılsa veren hapis yatmayacağı kadar ceza aldı.    Buna karşılık  çok sayıda “seçilmiş” belediye başkanı hapis cezasına çarptırıldı.  Beşiktaş B.B. R. Akpolat’ın tutukluluğunun devamına karar verildi; Seyhan B.B.

O. Tekin 8 yıl 4 ay, Avcılar B.B.U. Caner Çaykara 6 yıl 8 ay, Adana Büyükşehir B.B.

Z. Karalar 6 yıl 3 ay, Ceyhan B.B. K.

Aydar ise 5 yıl 10 ay ceza aldı. Bu kararların uzun sürebilecek üst yargı süreci var ve bu kararlar kesinleşinceye dek görevlerini seçilmişlerin görevlerini yapabilmeleri gerekir.   KESİN KOPUŞA DOĞRU!

Ülke hukukunun “seçilmişler” için işleyişinde  bunlar olurken bir başka ağır ve büyük hukuksuzluk yaşanıyor.    Geçtiğimiz gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi- AİHM’in en üst birimi olan Büyük Dairesi, Osman Kavala kararını açıkladı. Mahkeme, Osman Kavala’nın başvurusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan “altı temel hakkın” ihlal edildiğine hükmetti. AİHM, üstelik üçüncü kez Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Uçum, AİHM kararlarının ulusal mahkemeler açısından “bağlayıcılığı” olmadığı öne sürdü ve ekledi, “Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkânını gözden geçirmesinin kaçınılmaz hale gelebileceğini” ileri sürdü (25.08 Basın).  Burada iki noktanın altı önemle çizilmelidir.  Önce, yürürlükteki T.C. Anayasa’sının 90.maddesine göre AİHM kararları bağlayıcıdır; tüm kişi ve kurumlar bunlara uymak zorundadır. Sonra, asıl sorgulanması ve ülkemizde hukukun son kalıntıları da uçuruma yuvarlanmadan kesinlikle reddedilmesi gereken Başdanışman M.Uçum’un ve aynı anlayışı taşıyanların, AİHM’den kesin kopuş anlamına gelen görüşleridir.  Son olarak belirtmek gerekiyor: Seçilmişler genel başkanların değil de üye oylarıyla aday olmuş olsalardı halk tarafından çok daha güçlü sahiplenilirlerdi.

Dahası,   bu aday saptama süreci hukukun temel ilkelerinin yaşamasını da sağlardı. Bu nedenle Yeni Parti’nin tüm adayların üyelerin oylarıyla saptanacağı yaklaşımı çok büyük bir önem taşıyor.     *** Zafer Bayramımız Kutlu Olsun 

İlgili Haberler