Ekonomi

Ev kadınlarına emeklilik müjdesi mi?

Son günlerde basında peş peşe aynı içerikte haberler yayımlanıyor: “Ev kadınlarına emeklilik yolu açılıyor”, “Ev kadınlarına emeklilik müjdesi”, “Milyonlarca ev kadınını ilgilendiriyor: Emeklilik için kanun teklifi”... ...

1 okuma

Son günlerde basında peş peşe aynı içerikte haberler yayımlanıyor: “Ev kadınlarına emeklilik yolu açılıyor”, “Ev kadınlarına emeklilik müjdesi”, “Milyonlarca ev kadınını ilgilendiriyor: Emeklilik için kanun teklifi”...  Haberlerin dayandığı bir gerçek var. 6 Ağustos 2026’da DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp tarafından TBMM’ye sunulan 2/3798 esas numaralı “Ev Emekçileri, Bakım Verenler, Ev İşçileri, Bakım Hakkı ve Kamusal Bakım Hizmetleri Hakkında Kanun Teklifi” komisyonda bulunuyor. Yani ortada gerçekten bir kanun teklifi var, ancak henüz yasalaşmış bir düzenleme yok.  Ama burada bir ayrıntıyı düzeltmek gerekiyor: Ev kadınlarının bugün emeklilik hakkı yokmuş gibi bir tablo çizmek doğru değil.  Çalışmayan bir kadın, mevcut mevzuata göre isteğe bağlı sigortalı olabiliyor.

Bu sigortalılık 4/b kapsamında değerlendiriliyor. İsteğe bağlı sigorta primi, emeklilik sigortalarının yanında genel sağlık sigortası primini de içeriyor. Dolayısıyla primlerini ödeyen kadın sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor ve gerekli koşulları tamamladığında emekli olabiliyor.

SGK’nin 2026 yılı için açıkladığı asgari isteğe bağlı sigorta primi aylık 10 bin 899 lira 90 kuruş.  Öyleyse Meclis’e sunulan teklif ne getiriyor?  Asıl değişiklik burada.  Bugünkü sistemin temel mantığı şu: Çalışmayan kadın isterse isteğe bağlı sigortalı olur, primini kendisi öder ve 4/b kapsamında sosyal güvenlik hakkından yararlanır. 2/3798 sayılı teklif ise ev içinde karşılıksız yapılan bakım, temizlik ve benzeri emeğin sosyal güvenlik bakımından tanınmasını; ev emekçilerinin ve bakım verenlerin sosyal güvence kapsamının genişletilmesini; geçmişte sigortasız geçirilen dönemler için belirli koşullarda borçlanma imkanını ve ev emekçilerinin sağlık güvencesini düzenlemeyi amaçlıyor. Teklifin önemli farklarından biri de prim yükünün kamu tarafından üstlenilmesini öngörmesi.

Teklif yalnızca ev kadınlarını değil, bakım verenleri, ev işçilerini ve kamusal bakım hizmetlerini de kapsayan geniş bir sosyal politika çerçevesi getiriyor.  Başka bir ifadeyle bugün “primini kendin öde, sigortalı ol” denilen bir alanda, teklif “Ev içindeki karşılıksız emek de toplumsal bir emektir ve bunun sosyal güvenlik maliyetinde kamunun sorumluluğu vardır” anlayışını getiriyor.  Ev kadınlarının, bakım verenlerin ve ev işçilerinin sosyal güvenlik kapsamına alınması, sosyal devlet açısından elbette önemli ve gerekli bir adımdır. Ancak burada yalnızca hakkın kendisini değil, bu hakkın nasıl finanse edileceğini ve hükümetin yıllardır izlediği sosyal güvenlik politikasıyla nasıl bağdaşacağını da konuşmak gerekiyor.  Çünkü söz konusu teklif hükümet tarafından verilmiş değil. DEM Parti milletvekilinin teklifi.

Fakat ilginç olan şu ki hükümet kanadında da benzer bir düşünce daha önce ortaya konuldu.  MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk’ün 2/3518 esas numaralı Şubat 2026 tarihli teklifinde de sosyal güvencesi ve geliri olmayan ev kadınlarının 4/b kapsamında sigortalı sayılması ve primlerinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ödenmesi öngörülüyor. Yani ev kadınlarına devlet destekli sosyal güvenlik fikri yalnızca muhalefet sıralarından gelmiş değil.  İşte burada bir çelişki beliriyor.  Yıllardır sosyal güvenlik sistemi konuşulurken karşımıza “mali yük”, “aktüeryal denge”, “aktif-pasif dengesi”, “erken emeklilik” gibi kavramlar çıkıyor. Emeklilik sisteminin maliyeti gerekçe gösterilerek çalışanların ve emeklilerin haklarında çeşitli sınırlamalar yapılıyor.

EYT sonrasında emekli sayısındaki artışın maliyeti de iktidar tarafından uzun süre tartışıldı.  Şimdi ise sosyal güvenliğin kapsamını genişletecek, üstelik prim yükünün önemli bölümünü kamuya taşıyacak yeni bir düzenleme konuşuluyor.  Ben ev kadınlarına ve bakım verenlere sosyal güvenlik hakkı verilmesine elbette ki karşı değilim. Tam tersine, bu insanların emeğinin görünür hale getirilmesini ve sosyal güvenceye kavuşmasını gerekli görüyorum.  Ama o zaman şu soruları sormak da hakkımız: Bu hak neden bugüne kadar hayata geçirilmedi? Hükümet kendi seçim dönemlerinde ev kadınlarına prim desteği verilmesini vaat etmişken neden somut bir düzenleme ortaya koymadı?

Şimdi Meclis’e gelen teklif desteklenecek mi? Desteklenecekse ortaya çıkacak ‘mali yük’ nasıl karşılanacak?  Çünkü burada yalnızca bugünkü primlerden söz etmiyoruz. Kapsam genişlediğinde milyonlarca kişinin sosyal güvenlik sistemine dahil edilmesinin, sağlık hizmetlerinin ve geçmiş dönem borçlanmalarının da mali sonuçları olacak.

Bu maliyetin ortaya konulması, “Kaynak yok, o halde yapılmasın” demek değildir. Tam tersine, sosyal devletin gerektirdiği kaynağın nereden ve nasıl yaratılacağını sormaktır.  Asıl mesele de burada.  Sosyal güvenliği yıllardır bir maliyet ve yük olarak değerlendiren bir siyasi anlayış, şimdi sosyal güvenliğin kapsamını genişleten bu düzenlemeye nasıl yaklaşacak? Eğer destekleyecekse, bugüne kadar savunduğu sosyal güvenlik politikasıyla bunu nasıl bağdaştıracak?

Yok eğer desteklemeyecekse, kendi siyasi kanadından gelen ve aynı yönde düzenlemeler içeren teklifleri ne yapacağız?  Belki de en önemlisi şu: Ev kadınlarının emeği seçim dönemlerinde hatırlanan bir “emeklilik müjdesi” mi olacak, yoksa kalıcı bir sosyal devlet politikasına mı dönüşecek?  Bence tartışmamız gereken asıl mesele bu. Çünkü ev kadınlarının, bakım verenlerin ve ev işçilerinin sosyal güvenlik hakkı bir lütuf değil, sosyal devletin gereğidir. Ama sosyal devlet anlayışı yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacaksa, ortada emeklilikten daha büyük bir sorun var demektir.

O sorun da sosyal güvenliğe asıl bakış açısıdır. 

İlgili Haberler