Parayı yatırınca sorular bitmez
Fon krizinde çoğunluk birikimi vurguna takılan yatırımcının anaparasını geri alıp alamayacağı üzerine tartışıyor. Peki ya bu düzen büyürken denetlemekle görevli olanların sorumluluğu ne olacak? BIST, BDDK, MKK ve SPK’da...
Fon krizinde çoğunluk birikimi vurguna takılan yatırımcının anaparasını geri alıp alamayacağı üzerine tartışıyor. Peki ya bu düzen büyürken denetlemekle görevli olanların sorumluluğu ne olacak? BIST, BDDK, MKK ve SPK’da görevdeki başkan ve üyelerinin, yöneticilerinin denetim sorumluluğunun hangi bağımsız incelemeye konu edildiği kamuoyuna açıklanmadı.
Bir incelme olup olmadığını dahi bilmiyoruz. SPK özelinde Kurul, başka kişilerin işlemleri hakkında kararlar alıyor. Kendi bildiklerini, yaptıklarını, yapmadıklarını ise kim araştırıyor?
Bu soruyu sormak için SPK’nın kendi açıklaması yeterli. Kurul, 18 Eylül tarihli açıklamasında, bazı fonların ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığını 2025’in son çeyreğinde gözlemlediğini bildirdi. Konu, 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nde görüşülmüş.
Demek ki tehlike aylar öncesinden biliniyormuş. O aylarda hangi hesaplar incelendi? Hangi işlemler durduruldu?
Kimler uyarıldı? Yeni yatırımcıların bu manipülasyona takılmasını engellemek için hangi tedbirler alındı? SPK’nın 28 Ağustos düzenlemesini izleyen dönemde, yoğunlaşmış portföyler ve artan para çekme talepleri üzerindeki baskı büyüdü.
Pusula’nın 15 Eylül’de bazı fonlarında ödeme temerrüdü açıklamasıyla sorun görünür hale geldi. Bu kronoloji, düzenlemenin tek başına krizi yarattığını değil, önceden birikmiş kırılganlığın ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Tam burada Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın işlemleri hakkındaki iddialara bakmak gerekiyor.
Kamuoyuna açıklanan rakamlara göre çift, Özata Denizcilik hisselerine yaklaşık 163 milyon lira yatırıyor; birkaç ay sonra yaklaşık 2 milyar 170 milyon liralık satış geliri elde ediyor. “Affını” istemesinden, bu rakamların doğrulandığını anlıyoruz. Fakat iddianın büyüklüğü, açıklama ve inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor; ağırlaştırıyor.
Piyasa tecrübem bana bu büyüklükte parayı tek bir hisseye bağlamanın ciddi bir yoğunlaşma ve likidite riski almak olduğunu söylüyor. Özellikle de çıkarken aynı büyüklükte alıcı bulup bulamayacağınız belirsizse. Bir hisseye-yüklü de olsa- yatırımdan doğrudan “suç işlenmiştir” sonucu çıkmaz.
Ama şu soruyu sormamak da mümkün değil: Bu güven nereden geliyordu? Yalnızca şirketin geleceğine duyulan inançtan mı? Birilerinin verdiği kazanç vaadinden mi?
Gerektiğinde hisseleri alacak bir karşı tarafın hazır olduğu düşüncesinden mi? Burada bir suç olabileceğine dair makul şüpheyi yaratan da zaten hisseden çıkışın zamanlaması. Kaya’nın hisselerini Tera’ya satarak çıktığı iddiası kamuoyunda dile getirildi.
Ancak net bilgi halen gölgelerde. Emir kayıtları, müşteri hesapları ve takas verileriyle kimin kime, hangi fiyatla, hangi saatte satış yaptığı belirlenebilir. Araştırılması gerekenler var: Küçük yatırımcı içeride kalırken kimler çıkabildi?
Çıkış kararını hangi bilgiyle verdi? Yaklaşan müdahaleler veya şirketlerin ödeme gücü hakkında kamuya açıklanmamış bilgiye erişenler var mıydı? Bana göre işlem büyüklüğü ile zamanlamanın birlikte ortaya çıkardığı tablo, içeriden bilgi ihtimalinin ciddiyetle araştırılmasını gerektiriyor.
Bilginin SPK içinden sızıp sızmadığı da bu araştırmanın dışında bırakılamaz. Ancak kaynağı peşinen belirleyemeyeceğimize göre; şirketler, aracı kurumlar ve diğer bilgi sahibi çevreler HTS kayıtları ve MASAK para trafiği açısından incelenmeli. Şimdi bu soruların önüne “para iade edildi” haberi konuluyor.
Haberlerde Kaya çiftinin yaklaşık 2,2 milyar lirayı Hazine hesabına aktardığı belirtiliyor. Ödemenin resmî tutarı, açıklaması ve hukuki dayanağı kamuoyuna gösterilmeden bundan bir aklanma sonucu çıkarılamaz. Çünkü kanunda birbirinden farklı suçlar ve sonuçlar var.
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 106. maddesi, kamuya açıklanmamış ve yatırım kararını etkileyebilecek bilgiye dayanarak işlem yapıp menfaat sağlamayı düzenliyor. 107’nin birinci fıkrası ise fiyat, arz veya talep hakkında yanıltıcı izlenim yaratmayı amaçlayan işlemleri kapsıyor.
İçeriden bilgiyle işlem yapmak ile piyasayı yanıltıcı işlemlerle yönlendirmek aynı suç değil. Bu ayrım, ödeme yapıldıktan sonra da önemini koruyor. 107/3’teki özel pişmanlık imkânı, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı için öngörülmüş.
Menfaatin iki katının Hazineye ödenmesi, diğer şartlarla birlikte, soruşturma başlamadan önce gerçekleşirse ceza verilmemesini sağlayabiliyor. Soruşturma başladıktan sonra ise yalnızca ceza indirimi söz konusu. 106.
maddedeki bilgi suistimali için aynı ödeme yolu yok. Özata işlemleri nedeniyle Emre Tezmen dahil 11 kişi hakkında 107/1’den suç duyurusunda bulunulması, Kaya’nın işlemlerinin de aynı maddeyle sınırlı incelenmesini gerektirmiyor. Kamuya açıklanmamış bilgiye dayanarak satış yapıldığı şüphesine karşılık 106.
maddedeki bilgi suistimali ayrıca araştırılmalı. Keza bu suç bakımından, menfaatin iki katını Hazineye yatırarak cezai sorumluluktan kurtulmayı sağlayan özel bir pişmanlık hükmü yok. İçeriden bilgi iddiası araştırılmadan, dosyanın yalnızca ödeme karşılığında cezasızlık imkânı bulunan 107/1 üzerinden ele alınması eksik kalır.
Tabi SPK bir suç duyurusu söz konusu çift için de yapacaksa. Dolayısıyla “parasını yatırdı, konu kapandı” denilemez. Zaten menfaat 2,1 milyar lira olarak tespit edilirse, iki katı 4,2 milyar.
Ödenen 2,1 milyarsa, gereken tutarın yarısı. Fakat burada da satış hasılatını, anaparayı ve suçtan kaynaklanan menfaati birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hesabı, dayanağı ve kişi bazındaki sorumluluğu açıklamak SPK’nın işi.
Kurulun yapacağı başvurunun hangi fiilleri kapsadığı bu nedenle belirleyici önem taşıyor. Kanunun 115. maddesi bu suçlarda soruşturmayı SPK’nın savcılığa yazılı başvurusuna bağlıyor.
Ancak hukuki nitelendirme ve nihai karar savcılık ile mahkemenin yetkisinde. Bunca fon mağduru varken olayı yalnızca ödeme kolaylığı bulunan bir suç başlığı altında ele alıp içeriden bilgi ihtimalini incelemeden bırakmak kabul edilemez. İşte bu yüzden SPK’nın sorumluluğu dosyanın kenarında kalamaz.
Geçmiş denetimlerin yeterliliği, kararların zamanlaması ve olası bilgi sızıntıları bağımsız biçimde araştırılmalı. Her üyenin ve yöneticinin sorumluluğu kendi bilgisi, yetkisi ve işlemleri üzerinden belirlenmeli. Vatandaş birikiminin akıbetini beklerken, kamu kurumlarından beklenen yalnızca tahsilat açıklaması değil.
Paranın geri gelmesi değerli olsa da hesabın sorulmasının yerine geçmez.

