25 October 2026, Sunday
Dışarıdan içeriye mektuplar: Ahmet Rasim, Murat ve İsmail…
Gündem

Dışarıdan içeriye mektuplar: Ahmet Rasim, Murat ve İsmail…

Bahadır ÖZGÜR İve yine tutuklandı. Tutuklayanların gerekçesi, haber yapılacak bilgiyi, doğrudan muhataplarına sormak!  Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e, akrabalarını işe alıp almadığını, Murat ise kara para...

Bahadır ÖZGÜR İve yine tutuklandı. Tutuklayanların gerekçesi, haber yapılacak bilgiyi, doğrudan muhataplarına sormak!  Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e, akrabalarını işe alıp almadığını, Murat ise kara para aklama iddiası üzerine Mustafa Sarıgül’e, kendisine bahsedilen tutarda bir para gönderilip gönderilmediğini sordu.  Yani gazeteciliğin en temel ilkesini yerine getirdiler. Suçları bu.  Peki ya sormadan yazsalardı, ne olurdu?  Yine tutuklanacaklardı.  Zira kalem bir kere kırıldı, yargı için gerisi teferruat.  Tıpkı bugün basın özgürlüğü günü olarak andığımız, II.

Abdülhamit sansürünün simgesi haline gelmiş bir olayda yaşandığı gibi…  *** Abdülhamit’in 33 yıllık baskı döneminin başlarında genç gazeteci Ahmet Rasim, bir sabah gazetesinde otururken bir görevli odaya dalar. “Fesini giy, gel buraya” der ve Ahmet Rasim’i kolundan tuttuğu gibi saraya götürür. Bir masanın başında oturan öfkeli görevli, işaret parmağı ile masanın üzerindeki gazeteden bir yazıyı işaret ederek bağırır: “Bu ne demek?”  Ahmet Rasim ağzını açacak olur, susturur: “Sizin kafanızı havanda ezmeli, hainler, nankörler!”  Ahmet Rasim göz ucuyla yazının başlığını okur: “Bahar gelmeyecek mi, bahar gelmeyecek mi?”  “Efendim” demeye kalmaz, tekrar hakarete uğrar: “Daha söylüyor...

çık dışarı!”  Dışarıda bekletildikten sonra içeri alınan Ahmet Rasim bir kez daha derdini anlatmak için ağzını açar lakin, hakaretler havada uçuşur: “Edepsizler, veledizinalar, utanmazlar, alçaklar, köpekler, melunlar, asılacaklar!”  Uzun uğraşlar sonucunda bir yanlışlık olduğu anlaşılır. Söz konusu yazının başlığı Peyami Safa’nın babası şair İsmail Safa Bey’e ait bir şiirin nakaratıdır. Saray sansürcüleri bunu metafor sanmış, “Bahar gelmeyecek mi?

Padişah gitmeyecek mi?” vs. diye anlamıştır.  Ahmet Rasim bu seferlik kurtulur ancak Abdülhamit’in o meşhur sansür yılları da böylece başlamış olur. En fazla sansüre uğrayan, tutuklanan, yargılanan gazeteci de Ahmet Rasim’dir.

Öyle ki, “yazarak para kazanması yasaklanır”, açlığa mahkûm edilir.  ***  Bugün biz Ahmet Rasim’i büyük bir yazar, gazeteci, aydın olarak; fotoğrafları bugün saray rejiminin duvarlarını süsleyen II. Abdülhamit’i ise sansürün baş mimarı olarak anıyoruz.  Tarihin terazisi eninde sonunda ayarıyla oynanmış adalet kantarının haksızlıklarını düzeltir. Ve toplumsal hafıza da hileli tartıyı değil, adil olanı kaydeder.  Birgün’ün “Dışarıdan İçeriye Mektuplar” köşesinde sizlerle Murat ve İsmail’e yazdığım mektubu paylaşacaktım.

Fakat olay bir asır önceki bir despotun gülünç sansür uygulamalarına kadar gitti.  O halde ben Ahmet Rasim diye yazdım, siz onu Murat ve İsmail diye okuyun lütfen… 

İlgili Haberler