Hasan Baran’ın “Atatürk’ün Fotoğrafına Bakarken” kitabından... Paşalar ve karargâhları sabah erkenden Kocatepe’ye gelmişlerdi. Orada, şu tepelerin ardındaki Afyon Ovası’nda, Akarçay’ın güneydoğusundaki geniş düzlüklerde, Çapalı Bataklığı’nın oralarda, Sandıklı ile Dinar arasında neler oluyor?
Hiç haber yok! Savaş alanından tek haberci gelmedi. Ufuklara baka baka gözlerinin mavisi gökyüzüne karıştı Paşa’mın.
Çiğiltepe karşısındaki 57. Tümen bir türlü ilerleyememişti. Beklemekten kalpleri yorulmuştu.
Kuşatma kolu, ateş yememek için hayli açıktan dolaşınca etkisiz kalmıştı. Bir gün önce Ordu Kumandanı Sakallı Nurettin Paşa: “Miralay Reşat Bey! Yarın saat 12.00’ye kadar tepe alınacak.
Alamazsanız, ben sizin yerinizde olsam yaşamam!” Tümen Kumandanı Miralay Reşat Bey de koyu renkli Çiğiltepe’nin üstündeki bulutlara bakarak; derin bulutların değişken yüzeyine, omurga kemikleri gibi dolanan, yuvarlanan, yükselip alçalan bulutlara bakmış ve şöyle demişti: “Benim yerimde olmanıza lüzum yok, ben zaten yaşamam!” Mustafa Kemal Paşa, uzun çizmelerinin körüklerini gıcırdatarak, bir yay gibi gerilmiş hâlde Afyon Ovası’na baktı. O saatlerde ova sakindi. Sadece bazı yerlerde ayna gibi parlayan küçük kabartılar vardı.
Otlar da kuru ve sarıydı. Ne tüten ocaklar görünüyordu ne dörtnala giden atlılar ne göçebe obaları ne de otlayan sürüler... Yalnızca Akarçay’ın oralardaki Çapalı Bataklığı’na giden göçmen kuşlar Çiğiltepe’nin üzerinde uçuyorlardı.
Çiğiltepe’yi almakla görevli tümenin komutanı Albay Reşat Bey’i severdi Mustafa Kemal Paşa. Çok başarılı hizmetler görmüştü. Saat 10.30’da Albay Reşat Bey’i telefonla aradı: “Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?” “Komutanım, yarım saat sonra alacağız.” Mustafa Kemal Paşa tekrar telefon etti: “Düşmanın hâlen direndiğini görüyorum.
Gözümüz o tepede, çok önemli.” “Komutanım, tepeye düşman bir tümen yığmış, direniyorlar. Fakat alacağız komutanım, mutlaka alacağız.” “Komutanım, Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum komutanım: ‘Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim hâlde sözümü yerine getirememiş olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım!’” Böyle diyerek hayatına son vermişti Tümen Komutanı Albay Reşat Bey.
Balkanlar’dan Çanakkale’ye, Doğu Cephesi’nden Filistin’e ve esarete kadar uzanan 27 yıllık askerlik yaşamı hep savaşarak geçen bir kumandandı Miralay Reşat Bey. Aldığı ölümcül yaralara rağmen muharebe meydanlarından ayrılmamış, her defasında Mehmetçiklerinin yanında olmayı seçmişti. Son durağında ise çetin bir tepeyle karşı karşıya kalmıştı: Çiğiltepe.
O güne kadar hep “Söz namustur.” ilkesine göre yaşayan Miralay Reşat Bey, Kurtuluş Savaşı’nı bitirecek Büyük Taarruz’un belki de en kritik noktasında hayatının en büyük hesaplaşmasına girmişti. 27 yıllık askerlik yaşamını, sevdiği kadınla yuva kurma özlemini bastırıp vatan savunmasının en kritik yerlerinde savaşarak geçiren bu kahraman asker; Tanzimat devrinin en önemli devlet ve fikir adamlarından, Tanzimat edebiyatının en fazla eser veren yazar ve şairlerinden Ziya Paşa’nın oğlu Miralay Reşat Bey’di... Mustafa Kemal’in gözlerinden yaşlar boşandı: “Allah rahmet eylesin.
Miralay Reşat Bey büyük bir vatanseverdi.” “Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim.” Bunun üzerine Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Paşa şöyle söyledi: “Ey Türk askeri, dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir.
Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlatlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.” Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün yüreğinden kopan bu sözler, Miralay Reşat Bey Şehitliği’ndeki mermer bir kitabeye nakşedilen Orhan Şaik Gökyay’ın şu şiiriyle bütünleşti: “Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca onun uğrunda, Kendini tarihe verenlerindir.
İleri atılıp sellercesine, Göğsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Şu kara toprağa girenlerindir.”