Elena Ferrante’den ‘Karanlık Kız’
Ekonomi

Elena Ferrante’den ‘Karanlık Kız’

Bedriye KORKANKORKMAZ Yücesan Cendy’nin çevirisiyle Everest Yayınları etiketiyle yayınlanan Elena Ferrante’nin Karanlık Kız romanı, anneliği kutsal ve tartışılmaz bir kadınlık görevi olmaktan çıkararak onun içindeki...

1 okuma

Bedriye KORKANKORKMAZ Yücesan Cendy’nin çevirisiyle Everest Yayınları etiketiyle yayınlanan Elena Ferrante’nin Karanlık Kız romanı, anneliği kutsal ve tartışılmaz bir kadınlık görevi olmaktan çıkararak onun içindeki çatışmaları görünür kılar. Romanın merkezindeki Leda, çocuklarını seven ama anneliğin kendisinden beklediği fedakârlıkla kendi hayatı arasında sıkışan bir kadındır. Ferrante’nin asıl başarısı, Leda’yı ne “kötü anne” olarak mahkûm etmesi ne de özgürlük adına aklamasıdır.

Onu çelişkileriyle baş başa bırakır. Leda’nın üç yıl boyunca kızlarından uzaklaşarak kendi akademik ve entelektüel hayatını kurması, romanın temel etik sorusunu ortaya çıkarır: Bir kadın anne olduğunda kendisine ait bir hayat istemesi neden suçlulukla birlikte düşünülür? Leda’nın özgürlüğü çocuklarının yokluğunda mümkün hâle gelir.

Bu durum onun için hem bir kazanım hem de hayatı boyunca taşıyacağı bir suçluluk kaynağıdır. Ferrante böylece annelik ile bireysellik arasında toplum tarafından kurulmuş zorunlu karşıtlığı sorgular. Romanın en güçlü simgesel unsuru oyuncak bebektir.

Leda’nın sahilde bulduğu ve küçük Elena’ya geri vermediği bebek, yalnızca bir oyuncak değildir. Çocukluk, annelik, kayıp ve bastırılmış belleğin nesneleşmiş biçimidir. Leda bebeği elinde tutarak yalnızca bir çocuğun eşyasına değil, kendi geçmişine de sahip çıkar.

Ancak bu sahiplenme masum değildir. Elena’nın yaşadığı acı, Leda’nın geçmişinin karanlığını bugüne taşır. Böylece Ferrante okuru Leda’yı anlamak ile onu haklı bulmak arasındaki mesafede bırakır.

Leda’nın kendi annesiyle ilişkisi de bu çatışmanın köklerini derinleştirir. Kendi annesinin çocuklarını bırakmakla tehdit ettiğini hatırlayan Leda, zamanla kendisinin gerçekten gittiğini fark eder. Bu farkındalık, romanın suçluluk duygusunu yalnızca kişisel bir pişmanlık olmaktan çıkarır.

Kadının annelik karşısındaki toplumsal konumunu da tartışmaya açar. Erkek için bireysel özgürlük ve mesleki üretim çoğu zaman hayatın doğal bir parçası kabul edilirken, anne olan kadından kendi arzularını geri çekmesi beklenir. Ferrante’nin romanında annelik bir erdem belgesi değildir.

Kadın, anne olduktan sonra da bedenine, yalnızlığına, mesleğine, arzularına ve kendisine ait bir hayata sahip olma isteğini korur. Leda’nın huzursuzluğu da bu isteğin bedelidir. Fakat roman onu özgürlük adına yüceltmez.

Çünkü özgürlüğün de başkalarının hayatında bıraktığı yaralar vardır. Karanlık Kız’ın gücü, bu iki gerçeği aynı anda taşıyabilmesinden gelir. Leda’nın çocuklarını terk etmesini anlamak, onu haklı bulmak değildir.

Ferrante tam da bu ayrımı koruyarak okurun kolay bir ahlaki hükme ulaşmasını engeller. Romanın karanlığı, Leda’nın yalnızca yaptığı seçimlerde değil, kadınların kendilerinden saklamak zorunda bırakıldıkları duygularda ortaya çıkar. Karanlık Kız, bu nedenle yalnızca bir annenin geçmişiyle hesaplaşmasının romanı değildir.

Kadının kendi hayatını istemesinin neden hâlâ bir açıklama, bir savunma ve çoğu zaman bir suçluluk konusu olduğunu sorgulayan bir romandır. Ferrante kesin bir cevap vermez. Leda’yı beraat ettirmez, fakat mahkûm da etmez.

Onu insan olmanın çelişkileri içinde bırakır. Belki de romanın en güçlü yanı budur: Annelik ile özgürlük arasındaki çatışmayı çözmek yerine, o çatışmanın içinden bakmayı öğretmesi.

İlgili Haberler