Karapınar Gündem
Son Dakika
Gündem

Zeytin dalı ve barış

Karapınar Gündem 1 okuma

Barışın simgesi neden zeytin dalıdır diye düşündünüz mü hiç? Neden bir papatya değil meselâ, bir başak ya da bambaşka bir ağaç ya da gökkuşağı değil? Barış deyince akla ilk gelen, ağzında zeytin dalıyla uçan beyaz...

Barışın simgesi neden zeytin dalıdır diye düşündünüz mü hiç? Neden bir papatya değil meselâ, bir başak ya da bambaşka bir ağaç ya da gökkuşağı değil? Barış deyince akla ilk gelen, ağzında zeytin dalıyla uçan beyaz güvercin… Bu simgelerin kökeni Nuh tufanı anlatısına dayanır.

Bu anlatının özünde, insanlığın kötülüğü ve şiddeti nedeniyle gelen büyük tufan ve Nuh peygamberin Tanrı'nın buyruğuyla bir gemi yaparak yaşamın devamlılığı için mücadelesi vardır. Ailesiyle birlikte hayvan türlerinden birer çifti gemisine alan Nuh peygamber, iyiliğin ve yaşamın kurtarıcısıdır. Suların çekilip çekilmediğini anlamak için gönderilen güvercin, gagasında taze bir zeytin yaprağıyla geri döner.

Haber iyidir. Sular çekilirken kara yeniden görünmüştür, hayat yeniden başlayacaktır. Küçücük bir kuş; gagasında bir yaşam simgesiyle geliyor ve koskoca insanlığa “artık karaya çıkabilirsiniz” diyor sanki.

Zeytin ağacının kendisi de bu hikâyeyle uyum içinde. Zeytin öyle gösterişli bir ağaç değil. Çiçeğiyle böbürlenmez, acele büyümez.

Kıraç toprağa tutunur, rüzgâra direnir, yangından sonra bile yeniden filizlenebilir. Üstelik meyvesi de zahmet ister. Dalından koparıp hemen yiyemezsiniz.

Beklemek, emek vermek, acısını almak gerekir. Barış da biraz böyle galiba. Müzakerelere sığmıyor.

Salt anlık muhataplıkla çözüm gelmiyor. Çerçeve yasa ve süreçle ilgili görüşlerimi daha geniş ayrıca paylaşacağım. Ama bugün barıştan bahsederken şimdilik, eğer her kimliğin, her toplumun, her insanın özgürlüğü ve eşitliğini sağlamıyorsa, kapsayıcı ve yara sarıcı değilse sürecin ve yasanın kadük ve bir kez daha siyasi ikbal malzemesi olarak kalacağını söylemekle yetineyim.

Tarafların eşit özverisi, özeleştirisi, tavizi, kabulü ve adımları terazinin iki kefesinde de eşit olmalıdır. Siyasetin değil, halkların faydası için bir kez daha çıkılan yolu bu bakışla değerlendirmek zorundayız. Barış birileri ilan edince var olan, kürsülerden güzel cümlelerle çağrılınca gelen bir şey değil.

Emek istiyor, sabır istiyor; kök salacağı bir toprak, gölgesinde yan yana oturmayı kabul edecek insanlar; bu kabulü sağlayacak bellek ve yüzleşme çalışmaları, kültürel ve tarihsel birikimin aktarımıyla sağlanacak bilinç istiyor. En çok da dürüstlük ve benimseme bekliyor. Bu yüzden bu yıl Gömeç'te 5.

düzenlenen festivalin adının **Zeytin Dalı Kültür, Sanat ve Barış Festivali** olması bana yalnızca güzel değil, çok yerinde geliyor. Hele Ege kıyısında; zeytinin vatanında, ağaçların arasından denize baktığınızda karşı kıyının “karşı” olmaktan çıktığı bir coğrafyada… Başkanı olmaktan büyük onur duyduğum Ege Barış ve İletişim Derneği’nin Midilli’deki kardeş derneğimiz Siniparksi ile yaklaşık 30 yıl önce kurduğu dostluk ve barış deneyimini paylaşmak üzere Gömeç’teydik. Yunanistan’dan gelen yoldaşlarımızla birlikte bir panelde bu uzun yolculuğu anlattık.

Bugüne ulaşan bu köklü birikimin temelleri, siyasi koşulların hiç de kolay olmadığı bir dönemde atılmıştı. O dönemin yürekli yerel yöneticileri ile onlara inanan devrimci, ilerici yol arkadaşlarının emeği ve desteği, iki yakada kurulan bu dostluğun yıllar içinde kök salmasını sağladı. Düzenlenen panelde Siniparksi Derneği Başkanı Paris Vounatsis ve ben; kardeş derneğimizin geçmiş dönem başkanlarından, Aya Paraskevi’nin eski belediye başkanı Apostolos Komninakas ve gazeteci Stratis Potas ile birlikteydik.

Ege Barış ve İletişim Derneği’nin kurucularından, derneğimizin ve Çankaya Belediyesi’nin geçmiş dönem başkanı Bülent Tanık ile geçmiş dönem Didim Belediye Başkanı Mehmet Soysalan da bu öykünün tanıkları ve özneleri olarak bizimleydi. Barışa böylesine ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, yaklaşık 30 yıldır Ege’nin iki yakasında yaşattığımız bu köklü ve güçlü dostluk öyküsünü, bugün için de örnek olabilmesi umuduyla paylaştık. Ne var ki bu yıl zeytin dalını elimize aldığımız ay, aynı zamanda 81 yıl evvel insanlığın eline atom bombasını aldığı kara bir tarihi de hatırlatıyor bize.

O günlerden bugünlere taşınan kalıcı yıkımın ardından “bir daha asla” dense de ne yazık ki emperyalizmin temsilcileri, bu iki sözcüğün arkasını doldurmakta bizim kadar iyimser olmadı. Tarih temiz akmadı. Bombaları atan ABD bugün de dünyanın farklı coğrafyalarında askerî, siyasi ve ekonomik müdahaleleriyle; ülkelerin iç işlerine karışmasıyla, güç ve nüfuz için saldırılarıyla anılıyor.

Üstelik mesele yalnızca ABD de değil. Seksen bir yıl sonra dünya, savaşın insanlığa nasıl zarar verdiğini bildiği hâlde tüm kötücüllüğüyle savaşmaya devam ediyor. Gazze'de yaşananlar bunun en yakın örneklerinden.

Ukrayna'dan Ortadoğu'ya savaşlar sürüyor; milyonlarca insan evinden, toprağından, hayatından ediliyor. Silahlanmaya ayrılan kaynaklar büyürken “güvenlik” sözcüğü giderek daha fazla silahla yan yana anılıyor. Oysa güvenlik annelerin çocuklarına yiyecek bulabilmesi, çocukların gökyüzünde füzeler değil yıldızlar görebilmesi, insanların kimliği, inancı, dili ya da düşüncesi yüzünden korkmadan yaşayabilmesi olmalı.

Barışın tanımını yaparken de bunun bilincinde olmak gerekiyor. Trump’ın arabuluculuğuyla İsrail ve İran’ın barıştırılmasını da, iyilik uğruna oturulan her masada barışın önüne set çekenlere verilen paye ve alkışlara da bu gözle bakılması gerekli. Barış savaşın yokluğu değil, korkunun ve adaletsizliğin de gerilemesi anlamına gelmeli.

Bir arada yaşayabilmenin güvencesi olmalı. Sınırları farklı tarif etmeli. Barışın özneleri başkalarının barış savaşımına kulak tıkamamalı.

Gömeç'teki buluşmayı benim için değerli kılan tam da buydu. Gömeç Belediye Başkanımız Melih Bağcı, Zeytin Dalı Kültür, Sanat ve Barış Festivali’nin Ege sahillerinde yaz aylarında görmeye alıştığımız salt eğlence odaklı festivallerden biri olmasını tercih etmemişti. Barışı içi boşaltılmış, herkese hoş gelen birkaç iyi niyet cümlesine hapsetmedi.

Dünyanın bugününe bakma, günün gerçeğine ayna tutma sorumluluğuyla her akşam binlerin yan yana oturduğu bir kıyıda yan yana yaşama bilincini aşılayan çok önemli konularda, çok seçkin konuklarla dolu dolu bir festival programıyla farkını ve samimiyetini ortaya koydu. Bizim haber gündemimizden düşen ama Küba’da olanca yüküyle ve acımasızlığıyla devam eden ambargoyu Küba Başkonsolosu Raul Ernesto Madregal Cardenas’ın anlattıklarıyla dinlemek bu nedenle önemliydi. Gazze'den gelen Avusturyalı aktivist Ilan Serfaty’nin tanıklığıyla Gazze halkının sesinin Gömeç'te duyulması da.

Konuşmamda değindiğim gibi, birlikte yaşamak birbirimizin farklılıklarını kendi özgürlüğümüz kadar savunmak demek. Barış uzak sandığımız acılarla aramızdaki mesafeyi kısaltabilmekten, başkalarının acılarına engel olabilme isteğinden filizleniyor, güçleniyor. Biz de Ege Barış ve İletişim Derneği ve Midilli'deki kardeş örgütümüz Siniparksi ile yıllardır tam da bunun için uğraşıyoruz.

Ege'nin iki yakasında kurduğumuz dostluk köprüsü belki devletlerarası diplomasinin büyük masaları yanında küçük görünebilir. Oysa ben giderek daha fazla inanıyorum ki barışın en sağlam köprüleri tam da böyle kuruluyor. Gerçek dostluklar ve yan yana mücadelelerle sağlanıyor.

Ege bu bakımdan bize çok şey anlatıyor. Haritada bizi ayıran deniz; türkülerimizde, mutfaklarımızda, göç hikâyelerimizde, aile albümlerimizde bizi birbirimize bağlıyor. Aynı rüzgâr iki kıyının zeytin ağaçlarının dallarından geçerek esiyor.

Bu nedenle Stratis Potas konuşmasına, birkaç hafta evvel Gömeç’te çıkan yangını Midilli’de Plomari’de çıkan yangın kadar üzüntüyle kalbinde hissederek ve dayanışma duygularını dile getirerek başladı. Stratis Potas’ın ailesi Gömeç’in Karaağaç köyünden. 99 depreminden sonra yardım için ülkemize koştuğunda yaşadığı öyküyü anlatırken “milliyetçiliğin” yarattığı mitlerin gerçekleri örttüğünü, aynı aileden olmamızın önüne geçtiğini söylerken bizi özgürleştirecek olanın gerçeği serbest bırakmak olduğunu vurguluyordu. Apostolos Komninakas da milliyetçilik çığlıklarıyla her iki ülkede de siyasi kariyerler inşa edilişini eleştiriyor. “Savaş ekonomisi çağı” tanımıyla silahlanmaya karşı duruyordu.

Geçmişte Dikili’de Osman Özgüven’in, Aya Paraskevi’de kendisinin davetiyle kültür festivallerinde yapılan konuşmalarla halklarımız arasında kurulan dostluğun bir devamı, bugün Gömeç’te bu devrimci ve aydınlık geleneğin devamı olarak hepimizi umutlandırdı, güçlendirdi. Paris Vounatsis, “Tarih insanların ortak hedefler ve idealler uğruna güçlerini ve eylemlerini birleştirdiklerinde her türlü bölünme ve yabancılaştırma politikasının üstesinden gelebileceğini göstermiştir.” derken ve Eylül ayında Midilli’de birlikte gerçekleştireceğimiz Barış Festivali'ne Melih Bağcı’yı davet ederken heyecanlıydı. Sonunda konuştuklarımızın üzerine gelen Hep Barabar’ın türküleri kardeşliğin mühürü gibiydi.  Barış için buluşmaların bazen insanı rahatsız etmesi, soru sordurması, yüzümüzü çevirdiğimiz uzak yerlere yeniden baktırması, hüzünlendirmesi ve sarsması gerekiyor. Sonunda yine zeytin dalına dönmek istiyorum.

Çünkü onca savaşa, onca yıkıma rağmen insanlığın barışı anlatmak için bilgeliğin sembolü bir ağaç dalını seçmiş olmasında gizli bir mesaj ve umut görüyorum. Zeytin ağacı kolay yıkılmıyor, köklerini derin salıyor ve çağlara tanık oluyor, meydan okuyor. Çünkü barış yukarıdan, devletlerin kurduğu masalardan çok; aşağıdan, halkların birbirine uzattığı ellerde, paylaştığı acılarda ve yan yana büyüttüğü dayanışmada kök salıyor.

İlgili Haberler