Ege sahilleri yaz boyunca pek çok kültürel etkinliğe sahne oluyor. Didim Yazarlar Festivali de bunlar arasında köklü geleneğe sahip bir edebiyat buluşması. Hayri Kandemir’in başında olduğu gönüllüler, belediyenin de desteğiyle 2005’ten bu yana hayata geçiriyorlar.
Etkinlik bu yıl 22 yaşına bastı. 1-15 Ağustos arasında akşam serinliğinde Altınkum’da bir araya gelen yazarlar gece boyunca okurlarıyla sohbet edip kitap imzalıyorlar. 11 Ağustos Salı akşamı, Fikri Sağlar’ın siyasi biyografisi niteliğinde olan “Mücadelenin Onurlu Yolu-Fikri Sağlar Kitabı” için Didim’deydim.
Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan kitabı Doç. Dr. Ekin Kadir Selçuk ile birlikte iki buçuk yıllık bir çalışma sonunda ortaya çıkarttık.
İmza öncesinde Didim’in ilk kadın belediye başkanı olan Hatice Gencay ile bir araya geldik. 2024 yerel seçimlerinde göreve gelen başkanlar arasında adından çok söz ettiren Gencay, ilçede bütün kamu kurumlarıyla eşgüdüm içinde çalıştığını anlattı. En çok da kısa süre içinde hayata geçirdiği kütüphaneleri öne çıkarttı.
Fikri Sağlar, en fazla kütüphane açan kültür bakanı olarak genç başkanın heyecanını çok iyi anlıyordu. Hatice Başkan “Yürüyerek gidelim” deyince birlikte Didim Altınkum sahilinde kendiliğinden bir kortej oluştu. Burada Fikri Sağlar’ın halktaki karşılığı elle tutulur nitelikteydi.
12 Eylül sonrasında girdiği siyaset arenasında tertemiz bir geçmişle halkın arasına dalınca her adımında onlarca insan sarılarak ona olan sevgi ve saygılarını sunuyorlardı. Mücadele dolu hayatında iki kez partisinden ihraç edildi. Birincisi Deniz Baykal, ikincisi Kemal Kılıçdaroğlu… Her ikisi de hayatta iken “siyasi mevta” haline gelirken Sağlar halkın ve partililerin kalbindeki yerini koruyarak geliştirdi.
Salı akşamı Didim’de bunu bir kez daha gördük. İki saati aşkın süre kitaplarını imzaladı. Fikri Sağlar ile birlikte kaç söyleşi ve imza yaptık artık hatırlamıyorum.
Aklımda kalan ise ona olan sevginin hiç eksilmediği… ∗∗∗ Kitaplarını imzalayan yazarlar arasında genç bir adam dikkatimi çekti. Karşısına geçip durdum. Aklımda 30 yıl öncesi İzmir Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde duruşmalar, gözleri yaşlı anneler, babalar ve hiçbir şey yapmadan yargılanan öğrenci gençlerin uzun tutukluluk dönemleri vardı.
Yazarla göz gözeyiz. Önce kitaplarına hamle yaptı. Ama benim ilgim onun gözlerindeydi.
Bir dakikayı aşın süre bakıştıktan sonra yazarın gözleri parladı: -Nazım Abiciğim! -Barış! 1995-96 yıllarda basında adı “İkinci Manisa Davası” ya da “Ümit Kanlı-Barış Yıldırım” adıyla anılan suçsuz gençlerin DGM’de yargılandığı bu davanın her duruşmasını izliyordum.
İki anne Ayşe Yıldırım ve Gülten Kanlı çocuklarını bu yargı cehenneminden kurtarmak için İstanbul basınını tek tek dolaşarak kamuoyu oluşturuyorlardı. Biz de Celal Başlangıç, Süleyman Sarılar ve ben davayı yakından takip ediyorduk. Bu kadarla da kalmadık.
Avukat Fikret İlkiz’i çocukları savunması için ikna ettik. İlkiz girdiği ilk duruşmada ağır ceza hakimlerinin yüzlerini kızartacak dosyadaki eksikleri sıralamıştı: -Bu dava silahlı örgüt davası ama dokuz klasör içinde yirmi yedi dosya var, tek silah yok! Sonra üzerinde antet altında imza olmayan bir kağıdı dosya içine belge diye koyup müvekkilleri suçlayamazsınız!
O zamanlar hakimler böylesi durumlarda utanıyorlardı! Tahliye olduktan sonra Ümit ile İzmir’de çok defa bir araya gelmiştik. Engelli çocuklar için sağlık merkezi açmıştı.
Sonraki yıllarda Suriyeli çocukların rehabilitasyonu için kurduğu inisiyatifle bir hayli çalıştı. Barış Yıldırım ise hapisteki yıllarında zaten besteleri olan bir müzisyendi. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Bölümünü bitirdi.
ODTÜ’de Felsefe dalında yüksek lisans yaptı. Akademik hayatı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’devam etti. Doktora tezi olarak “Mahir Çayan”ı çalıştı.
Barış’ın tezi, 68’in en önemli lideri üzerine bir üniversitede yapılmış ilk bilimsel çalışma özelliğine sahip. Barış’ın şiir kitapları yanında 40’ı aşkın İngilizce ve İspanyolcadan çevirdiği eser var. Bu yetenekli çocukları hapislerde çürütmek için devlet elinden geleni ardına koymadı.
Şimdi içerde kaç Barış kaç Ümit var bilemiyoruz. Barış ile vedalaşırken “Şimdi ne yapıyorsun Nazım Abi?” diye sorunca “Bildiğin gibi” dedim: -Yine mahkemelerde haksız yere yargılanan insanların dosyalarını takip için Çağlayan, Silivri, Kartal Anadolu adliyelerinde duruşmaları izlemeye ve yazmaya devam ediyorum! Türkiye’de yıllar geçiyor, iktidarlar değişiyor, “adaletsiz hukuk” olduğu yerde duruyor.
Buna karşın keyfi yerinde olanlar da bizim gibileri “Hâlâ aynı yerdesiniz” diye eleştirebiliyorlar. Biz de “Evet aynı yerdeyiz” diyoruz: -Vicdan nöbetinde!