29 October 2026, Thursday
Gündem

Tarih sizi beklemez!

TELE1’e el konularak, kayyım atanmasının ve benim gözaltına alınarak tutuklanmamın birinci yıl dönümünde, 24 Ekim 2026 günü, basın meslek örgütlerinin çağrısıyla İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 14 büyük...

TELE1’e el konularak, kayyım atanmasının ve benim gözaltına alınarak tutuklanmamın birinci yıl dönümünde, 24 Ekim 2026 günü, basın meslek örgütlerinin çağrısıyla İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 14 büyük kentte düzenlenen dayanışma ve protesto eylemlerine katılımın yüksekliği herkesi şaşırttı. Aynı haftaya Murat Ağırel’in ve İsmail Saymaz’ın tutuklanması ile Halk TV olayının da denk gelmesi, eyleme katılımın da etkiyi de artırdı. Erdoğan, 26 Ekim’de yapılan kabine toplantısından sonra yaptığı konuşmada, bu eylemi gündemine alarak yanıt vermek zorunda kaldı.

Eğer yanılmıyorsam, taşıyıcı sloganı ve talebi "Sansüre Hayır! Habere Özgürlük” diye belirlenen bu eylem, hem basın hem de ülke tarihinin en büyük ve en yaygın gazeteci etkinliği oldu. Başta basın meslek örgütlerimizi, emeği geçen arkadaşlarımızı ve destek veren dostlarımızı ile yurttaşlarımızı kutluyorum.

Bu bir dönüm noktasıdır. Eylem, bütün tutuklu gazetecilerle dayanışma ve sansüre karşı basın özgürlüğünü savunma amacıyla düzenlendi. Daha önemlisi, bu gazeteci eyleminin amaçları ve istemlerinin, bütün toplumun da sorunu ve istemi olduğu çok iyi anlatılmış olmalı ki, geniş bir yurttaş kesimi de katıldı.

Bütün sol partiler, sendika ve demokratik kitle örgütlerinin de destek verdiği görülen yurt çapındaki eylemlerin, etkili ve kitlesel olması da buradan geliyordu. Bu eylemin, TELE1’e kayyım atanıp TMSF’ye devredilmesinin yıl dönümünde yapılması ise beni ayrıca mutlu etti. Bu mutluluğun bir nedeni açık; daha önce de belirttiğim gibi, TELE1’e kayyım atanıp, yayınının kapatılmasına zamanında daha güçlü yaygın ve etkin bir tepki gösterilebilseydi, Halk TV’ye bu kadar kolay el koyup, T24’ü böyle fütursuzca engelleyemezlerdi.

Ne diyelim, bu da ders olsun. EYLEMİN ŞİFRELERİ Gazeteci eylemine kitlesel katılım ve bu etkinliğin 10 ilde eş zamanlı olarak başarıyla yapılması, yurttaşların ilgisi, iktidarın altındaki zeminin kaydığının göstergelerinden biridir. Erdoğan’ın yanıt vermek zorunda kalması ve eylemde ifade edilen taleplere ilişkin polemik yapmasının nedeni de budur.

Eylemin beklenenden de etkili olduğu anlaşılıyor. Tarihin sıkıştığı, ekonomik ve siyasal bir krizin bütün toplumu sardığı kimi dönemlerde, hiç beklenmedik bazı güçler, kesimler ve meslek sahipleri öne çıkarlar. Eğer, krizin ulusal bir ölçek kazandığı, iktidarın siyasal ve tarihsel ömrü tükendiği halde muhalefetin yeterli ve gerekli etkinliği gösterip bir çözüm gücü olmak sorumluluğunu yerine getiremediği koşullar yaşanıyorsa; farklı siyasal güçleri bu arayışa yanıt veren dinamik olarak öne çıkabilir.

Siyaset sosyolojisinin bir gereği ve yasasıdır bu. Toplumsal ve siyasal muhalefetin tarihin beklediği yanıtı veremediği, geride kaldığı dönemlerde; nitelikli gazeteciler, gerçeğin sözcülüğünü yapan basın kuruluşları, bağımsız medya bu boşluğu doldurmaya başlar. Bugün ülkemizde yaşanan biraz budur.

Tarih sizi beklemez çünkü. Toplumsal beklentiye zamanında ve etkin bir yanıt verme cesaretine, siyasal ve ideolojik perspektife sahip değilseniz, karar verdiğiniz zaman tarihi bıraktığınız yerde bulamazsınız. "Dün erkendi, yarın geç olur" demek kolay değildir, liderlik formasyonunu gerektirir.

Ama, zor da değildir, onu size tarih de toplum da söyler. Aslında bütün alametler belirmiştir ve herkesin gözleri önündedir. GAZETECİLİĞİN YÜKSELİŞİ Gazeteciler belli dönemlerde toplumsal ve siyasal muhalefetin işlevini üstlenebilirler.

Ancak, onun yerine geçemezler, geçmeye kalkışmamalıdır. Elbette gazetecilik esas olarak siyasal bir aydın mesleğidir. Gazetecilik alanından çok sayıda siyasetçi ve lider, hem ülkemizde hem de dünyada çıktı, biliyoruz.

Ancak, geçici olarak şartların kendilerine yüklediği görevleri abartarak toplumların tarihsel görevlerini üstlenmeye kalkmak gazetecilerin işi değil. Gazeteciler, toplumsal ve siyasal muhalefetin "seçkin" bir bileşeni olabilirler, ama yerini geçemezler. Asıl değiştirici ve dönüştürücü güç toplumdur, emekçilerdir.

Halktan yana gazetecilik yapmanın prestiji az şey değildir. Bu unutulmamalıdır.  AKP iktidarının altındaki zemin sadece medya alanında değil, bütün toplumsal örgütlenme alanlarında koyuyor. Kendi kurduğu bile seçimleri kaybetti.

Ticaret ve Sanayi odalarındaki –ki esas olarak KOBİ ağırlıklıdır- seçimleri de kaybediyor. Kaldı ki, ticaret ve sanayi odaları, özellikle taşrada AKP iktidarının dayandığı temel dinamikler arasındadır. Toplumun her kesiminde zemin kaybeden, iktidar dinamiklerini yitiren, fon vurgunu ile sarsılan ve krizi yönetemeyen bir yönetim ile karşı karşıyayız.

Sorun yaratığı korkudur.    İKTİDARIN İKİ ARACI İktidar, toplumdan tazelenmiş bir siyasi, ahlaki ve ideolojik rıza üretemeyince, bu açığı giderek artan oranda zor kullanarak kapatmaya çalışıyor. İktidarını sürdürebilmek için elinde iki araç kalmış durumda.

Birincisi, giderek daha sertleşerek kullandığı "devletin şiddet aygıtları", yani polis ve adliyedir. İkincisi, Kürt muhalefeti ile yeni “çözüm” siyaseti üzerinden kurduğu ilişkidir. Ancak, ikinci aracı nasıl kullanacağı konusunda kendisinin tereddütleri olduğu gibi -çünkü kontrolünden çıkma riski var-  Kürt muhalefetinin de kuşkuları bulunuyor.

Kürt siyasal hareketini demokratik muhalefet bloğundan koparabilmiş de değil. En azından henüz bu amaca ulaşılamamış görünüyor.   Dolayısıyla, toplumsal muhalefete yön verme ve hedef belirleme gücüne sahip siyasal hareketler, tarihin çağrısına uymalı ve gereğini yapmalıdır.

Edilgen şekilde sandığı beklemek ya da Erdoğan yeniden aday olabilir diye erken seçim talebini geri çekmek doğru değildir. İnisiyatifi sandık konusunda iktidara bırakmaktır. En büyük sorumluluk kuşkusuz Yeni Parti’nindir.

Ama bütün sol ve muhalif partiler bu tarihsel sorumlulukla karşı karşıyadır. Tarihin çağrısına yanıt veremeyenler, bu siyasal cesareti gösteremeyenler yalnız randevuyu kaçırmaz, tarihin verdiği cezaya da maruz kalırlar.  NE YAPILACAK? İstanbul Belediyesi’ne tıpkı Üsküdar gibi bazı hukuki, ama meşru olmayan ayak oyunlarıyla el konulursa ne olacak?

Tele1 ve Halk TV’nin el konulup kapatılması kabullenilecek mi? Sandığı/ seçimi de içeren bir eylem ve mücadele programı yapılmalıdır.  Bu arada, Baro seçimleri de ilginç bir tabloya, ders çıkarılması gereken bir sonuca işaret ediyor. Özellikle sol açısından.

İstanbul’da milliyetçi ekip, en geniş kitleyi oluşturan cumhuriyetçilerle ittifak yaparak seçimi aldı.  Oysa, cumhuriyetçiler ile sol ve sosyalistler ittifak yapmalıydı. Cumhuriyetçi büyük toplum kesimlerinin, ucu radikal sağa kadar açılan milliyetçi gruplara bırakılmasının maliyeti bir kez daha etkisiz ve marjinal bir güç olmasına yol açabilir. Unutmayalım ki, Kocasakal’ı destekleyenler de kendilerini muhalefet alanında tanımlıyor.

Bu kesim sağa hediye edilmemelidir.

İlgili Haberler