Silivri ve hukuk ahlakı! -1
"Siyasi casusluk" davasının üçüncü celsesi geçen salı günü (29 Eylül) Silivri cezaevi yerleşkesi içindeki duruşma salonunda görüldü. Beşinci sınıf bir kumpas operasyonu olan, yalan ve iftiraya dayalı bu siyasal dava,...
"Siyasi casusluk" davasının üçüncü celsesi geçen salı günü (29 Eylül) Silivri cezaevi yerleşkesi içindeki duruşma salonunda görüldü. Beşinci sınıf bir kumpas operasyonu olan, yalan ve iftiraya dayalı bu siyasal dava, giderek bir hukuk skandalına dönüşüyor. Mahkeme, bu siyasal kumpas davasının bir aracı haline geldiğini, adil yargılama ilkesinden çok uzakta olduğunu ortaya koyuyor.
Mahkeme heyeti ilk celseden sonra değiştirildi. Yeni heyet, sudan ve hukuken geçerli olmayan gerekçelerle tutuklulukların devamına karar vererek duruşmaları üçer ay ileriye atmayı bir alışkanlık haline getirmiş görünüyor. Oysa değişimden önceki ilk heyet ikinci duruşma için 1,5 ay gibi, makul sayılabilecek bir tarih vermişti.
Ancak ikinci celseye gelemediler ve "rütbe-i tenzil" denilen bir tayinle başka mahkemelere dağıtıldılar. Oysa, gerekli yazışmaların yapılması ve delillerin toplanması için yerinde sayılabilecek ara kararlar vermişti. Sanırım neden de buydu.
Yeni heyet ise siyasal bir davada, adeta bir hasım gibi davranıyor. Bütün sanıklar ve avukatları, yaptıkları savunma, sundukları kanıtlar ve dinlettikleri tanıklar ile davayı gerçek anlamda bitirip, iddianameyi açık ve net şekilde çökerttikleri halde, sanki hiçbir ilerleme sağlanamamış gibi ilk celsedeki gerekçelerle tutuklu yargılama konusundaki ısrarını sürdürüyor. ÖZGÜRLÜK İHLALİ Silivri’de açıkça, devlet gücünü kötüye kullanarak "kişiyi hürriyetinden alıkoymak" gibi ağır bir suç işleniyor.
Esaslı usûl hataları yapılıyor, ciddiyetten uzak davranılıyor. Öyle ki, hiçbir şekilde makul sayılamayacak ve artık bir zulüme dönüşen tutukluluk süresini üç ay ertelerken, bu kararın gerekçesi olarak "adli tatil" bile gösterilmiş. Mahkemenin adli tatilin bittiğinden haberi yok, iyi mi!
Belli ki, bir önceki erteleme kararını kopyalayıp yapıştırmışlar. Çünkü daha önceki üç ay ertelemeyi adli tatil gerekçesi ile yapmışlardı. Oysa mahkemeler bizim de hukukumuzu korumakla yükümlüdür.
Bugün mahkemelerde siyasal nedenlerle ve siyasal davalarda, yurttaşların bir bölümüne, yani muhaliflere, aydınlara, gazetecilere, sanatçılara, sendikacılara ve bazı siyasetçilere "düşman hukuku" uygulanıyor. TOPLUMSAL KASIRGA Bu tablo, toplumsal barışı, halkın dirlik ve düzenini tehdit edecek bir düzeye gelmiş durumda. Toplumsal faylarda büyük bir gerilim birikiyor.
Bu büyük kriz bir kasırgaya dönüşme ve kurulu düzeni bütün menteşelerinden sarsma potansiyeli taşıyor. Bir kasırga geliyor. Ve bu ülkeyi yönetenler, bürokrasi ve iktidarın aparatlarının bundan ya haberi yok ya da aldırmıyor.
Vahim olan şey de budur. Bu derin kriz ve yüksek gerilim ikliminin tam ortasında da yargı bulunuyor. Çünkü, ülkeyi yönetme ve toplumdan yeni bir siyasal-ideolojik rıza üretme kapasitesini yitiren iktidar, giderek artan oranda adliye ve kolluğu, yani devletin "şiddet" aygıtlarını kullanıyor.
Kaçınılmaz olarak ülke bütün hesapların görüleceği bir eşiğe hızla yaklaşıyor. Bir gerçek silkinme, ayağa kalkıp ve bu büyük, güzel ve acılı ülkeyi yeni baştan kuracağımız; gül ve hürriyet günlerini, hukuk ve demokrasi şafaklarını engellemeye kimsenin gücü yetmeyecek. Son duruşbir gerçek tartışmasız şekilde ortaya çıktı.
Dava bütünüyle çöktü, ama MİT’ten istenen yazı/yanıt gelmediği için dava tutuklulukların devamı kararı ile ertelendi, hem de 3 ay. Tartışmasız şekilde ortaya çıkan ikinci boyut ise, bu siyasal casusluk kumpas davasının amacıydı. Daha önce BirGün’de de yazdığım, röportajlarda ve mahkemede açıkça ifade ettiğim gibi; bu davanın iki amacı var: Birincisi, Tele1 TV’ye el koyarak beni ve arkadaşlarımı susturmak.
İkincisi ise, 2019 ve 2024 seçimlerini lekeleyerek Ekrem İmamoğlu’nun ablukasını tahkim etmekti. Savunmamın bant çözümü "Silivri ve Direniş Yazıları" kitabımda yer alıyor. Şurası açık; bize boyun eğdiremeyecekler.
Dante’nin İlahi Komedya’nın "Cehennemden Çıkış" bölümünün sonundaki 34. kantoda söylediği gibi, "Yeniden yeryüzüne çıkacak ve yıldızları göreceğiz". Bu cehennem bitecek!
GAZETECİLİK ONURUNU SAVUNMAK Benim de tutuklu yargılandığım dava özel bir anlam taşıyor. Bu salt ne Tele1 davası ne de Merdan Yanardağ davasıdır. Burada, Silivri’de ben bütün bağımsız ve muhalif gazeteciler ve medya adına bulunuyorum.
Bunun unutulmaması gerekiyor. Emperyalizm ile utanç verici bir işbirliği içinde olanların, yüz kızartıcı bir Amerikancılığı "milli siyaset" diye pazarlamaya çalışanların yurtseverleri "siyasal casuslukla" suçlamaya kalkıştıkları günlerden geçiyoruz. Bu günler de geride kalacak ve unutulmasın ki "emir kuluyduk" demek hiç kimse için "hafifletici neden" sayılmayacak.
Hukuk, vicdan ve tarih hükmünü verecek.



