Köz
Soyadıyla başladım ama dünyadaki varlığını yeryüzüne armağan etmiş, onunla buluşmasına üç beş ağaç, bir iki dere, kedisi köpeği kuşu kuzusu ceylanıyla dosttan ileri canlar kalmış bir insanın adından soyadından daha...
Soyadıyla başladım ama dünyadaki varlığını yeryüzüne armağan etmiş, onunla buluşmasına üç beş ağaç, bir iki dere, kedisi köpeği kuşu kuzusu ceylanıyla dosttan ileri canlar kalmış bir insanın adından soyadından daha gerekli, değerli olan onun anılma, çağrılma, söylenme, övülme, sevilme, dahasını siz söyleyin, biçimidir: Köz. Köz doğada da yeryüzünde de eylemde de, doğal olarak eşitliğe, barışa, özgürlüğe çalışan topluluklarda da sevgiyle olduğu kadar saygıyla da karşılanan, adının vaat ettiği ışıltı, sıcaklık ve canlılığın umudu yeniden parlattığı, gözleri ve gönülleri de unutmamalı, elementler arasındadır, düşüncesi ve duygusuyla coşku yaratır. Geleneği ve geleceği de en anlamlı haliyle birlikte taşıyan, “ben yanmasam” özverisini çoktan aşmış Köz, ateşin kendisi olmaya yaklaşmıştır. Köz, kor, kıvılcım, bize anımsattıkları ve yaşattıklarıyla, “yine ıssız ovalarda” yanan tutkunun harlayıcılarıdır. Kıvılcım olmak, Köz olmak, korlaşmak ve harlamak.
Hepsi de ateşe ilişkindir, ateşin nelere ilişkin olduğuysa bilinir. Ateş-i aşktan başlayarak ateşin gönüllere, oradan devrim ateşine, hatta ‘ateşli bir hastalık’ olarak da söylenen yaşamaya, var kalmanın odu. Kısacık, üç harfli ama kıpkızıl ateşini sakinliğine saklayan, onunla eyleyen, söyleyen, fısıldayan bir sözcük Köz.
Başka birinde nasıl dururdu, durur muydu bilinmez ama, tam yerini, ovasını, dağını, patikasını, yolunu suyunu bulmuş, sanırım aradığını da bulmuş bir ateş parçası olarak gelmiş, bizim Mustafa’nın gönlüne konmuş! Omzuna, ellerine, kalbine, diline, sözüne, en çok da gözlerine konmuş! O mu ateşi eğitmiş ateş mi onu eğitmiş, herhalde karşılıklı olmalı, Ateşin Psikanalizi’ni bilmem ama Közde buluşmaları diyalektiğin gereği olmalı! Doğa, hayvan, insan, şiir, aşk ve devrimin bir arada, aynı bağlılık ve arzuyla bulunduğu, yaşadığı, yaşandığını anlatılardan duyar, filmlerde izler, kitaplardan okuruz.
Hikmet Kıvılcımlı, bilindiği gibi, soyadını ‘Iskra’dan almış, Lenin’in başında olduğu Bolşevik gazetesinden. Köz ise içinde devrimin de olduğu, yukarda saydım, eksiği vardır, yeryüzünden almış. İnsan-ı Kamil sıfatı yolumuzda vardır, bunu hak eden insanlar vardır, onların ermiş, veli olması gerekmez, bu sıfatla adlandırılmasalar, bunu başta kendileri istemeseler de halk içindeki tutumları, yeryüzünü oluşturan canlı cansız her şeye, her nesneye, her kimseye aynı nazarda bakışları, ötedünya varmış yokmuş, cennet-cehennem olmuş olmamış dert etmeyişleri, günü unutmayışları, insanı hayvandan hayvanı doğadan ayırmayış, birbirine üstün tutmayışları, sözlerini adalet denen kuyumcu terazisinden hassas olması gereken terazide tartar gibi incitmeden, kırmadan söyleyişleri, adil bir toplumu ve dünya düzenini özgürlüğün, barışın ön koşulu olarak görüşleri… Köz ya da Mustafa Köz, çağımızda, aramızda, yanımızda yaşayan, eyleyen, gezen, söyleyen, şair olduğu kadar yukarda sıralamaya çalıştığım sıfatları ve daha fazlasını taşıyan yoldaştır, arkadaştır, yalnızca sosyalistlerin ya da şairlerin değil ama, hepimizi kavrayan o sonsuz alemin, büyüleyici yeryüzünün, yedi katlı göğün yoldaşıdır ki bu sulara, ağaçlara, hayvanlara, börtüböceğe, yağmurlara, denizlere, topraklara, çöllere, yollara, elmalara, armutlara, narlara, ve dahi üzümlere, incirlere, zeytinlere, adını anınca beni böyle coşturan iyiliğine, terbiyesi, ahlakı, dürüstlüğü ve onca çalışkan olmasına karşın, tıpkı aynı kızıl kafada olduğumuz ustamız Nazım Hikmet’in “Sıradaki” şiirinde dediğidir, “O bir sıra neferidir”. Köz’ün “Ceylan bilmez kaplanın güzelliğini/av yasasıdır, değişir güç güzellikle/kaplanın dişindeki iştah, cehennemidir ceylanın” dediği bu “Sürek Avı”nda onun şiire dönüştürdüğü dayanışmacı, eşitlikçi, paylaşmacı anlayışını gören, bilen çoktur da, yenilerde bunu yazıya döken bir kitapla karşılaştım ve Köz’ü anlamakla yetinmeyip anlatmak için de yola çıkan Cafer Hergünsel’i Issız Irmak kitabı için kutlamak istedim.
Öykücü, Emirgan neşesi olarak da sevdiğim Hergünsel bence sadece yazları değil her mevsim gönlüne giydiği o yaz gömleğinin gölgesinde yazmış bu kitabı. Sıcaklık, aydınlık, dostluk, iyilik süzülüyor her cümlesinde. Köz ödüllere karşıdır, katılmaz kabul de etmez, fakat bu “dosttan bir elma geldi/elma ne güzel elma” saflığındaki kitap sadece Köz’e değil, şiire, insanlığa, topluma da sunulmuş bir armağan.
Bana da. Çoktur yazmak istediğim Köz yazısı için bir yol açtı, sağolsun Cafer Hergünsel. Gömleğini çok beğenince, gömlek uzun süredir yazdır benim için, ‘sana bir gömlek borcum var’ demişti Cafer, ben de ‘yaz borcun var’ deyince her zamanki sevimliliğiyle gülmüştü. Issız Irmak bir yaz kitabıdır, yazgönüllü bir kitaptır, onu yazmış olması benim için de bir yaz armağandır.
Böylece Hergünsel bana olan yaz borcunu da ödemiş oluyor. Köz’e “Gün Aydınlığı” şiirini yeniden okuyarak yeniden teşekkür ediyorum, göz ve gönül aydınlığıyla: “Nerden gelmişse gelmiş, oturmuş masamıza aydınlık, güleç/ekmeğimizi kesiyor, peynir, gözleme, kara zeytin/ çocuklar okula hazır, saksılar sulandı yeğin/odalar sofalar ışıklı, balkon yüklü bal dök yala/ iniyor sekilerden, eşiklerden komşular için/ölüler, yolcular, dargınlar, mahpuslar için/ tarlalar, işlikler, meydanlar, mezralar için/camiler, kiliseler, sinagoglar, şapeller için/bir türkü tutturmuş, bir ıslık, gün görmemiş, taze/hayırlar ola!”


