11 October 2026, Sunday
Ekonomi

Engellilik alanında STK enflasyonu

Adem KUYUMCU - Engelli Hakları Aktivisti   Sivil toplum kuruluşları, toplumun sesi olmak, hak ihlallerine karşı mücadele etmek ve kamu yönetiminin eksiklerini görünür kılmak için vardır. Peki bugün belediyeler, kamu...

Adem KUYUMCU - Engelli Hakları Aktivisti   Sivil toplum kuruluşları, toplumun sesi olmak, hak ihlallerine karşı mücadele etmek ve kamu yönetiminin eksiklerini görünür kılmak için vardır. Peki bugün belediyeler, kamu kurumları ve özel sektör, iş birliği yaptıkları sivil toplum kuruluşlarının gerçekten kimi temsil ettiğini sorguluyor mu?  Özellikle engellilik alanında bu sorunun artık açıkça sorulması gerekiyor.  Türkiye’de engellilik alanında faaliyet gösteren çok sayıda dernek, federasyon, konfederasyon ve vakıf bulunuyor. Ancak kuruluş sayısının fazlalığı, engelli bireylerin sorunlarının azaldığını veya hak savunuculuğunun güçlendiğini göstermiyor.

Asıl mesele, bu kuruluşların ne kadarının aktif çalıştığı, ne kadarının engelli bireylerin haklarını savunduğu ve ne kadarının somut çözümler ürettiğidir.  Elbette tüm sivil toplum kuruluşlarını aynı kefeye koymak doğru değildir. Büyük emek veren, bağımsız mücadele yürüten ve toplumsal fayda sağlayan kuruluşlar vardır. Ancak faaliyetleri şeffaf olmayan, engellilik konusunu kişisel veya siyasi çıkarları için kullanan yapılar varsa, bunların da sorgulanması gerekir.

Çünkü sivil toplumun gücü, kuruluş sayısıyla değil, toplumun duyduğu güvenle ölçülür.  Engelli bireyler adına sürekli yardım toplanması, bağış kampanyaları düzenlenmesi ve çeşitli ürünlerin “engellilere yardım” gerekçesiyle satılması, denetim ve şeffaflık bakımından dikkatle ele alınmalıdır.  Toplanan paraların nerede kullanıldığı, hangi hizmetlerin üretildiği ve engelli bireylerin yaşamında neyin değiştiği kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.  Engellilik alanında yardım faaliyetleri elbette yapılabilir. Ancak engelli bireyleri sürekli yardıma muhtaç kişiler olarak göstermek, onların eşit haklara sahip yurttaşlar olduğu gerçeğini gölgeler.  Toplumda “Yardım ettim, artık evinde otursun” anlayışının oluşmasına zemin hazırlamak, hak temelli yaklaşımın tam tersidir.  Engelli bireylerin ihtiyacı yalnızca maddi yardım değildir. Erişilebilir kentler, nitelikli eğitim, istihdam, bağımsız yaşam, toplumsal katılım ve hak ihlallerine karşı etkili mücadele de gereklidir.  Engelliler yardım kampanyalarının konusu değil, haklarının öznesidir.  Belediyelerin sivil toplum kuruluşlarına mekân, proje desteği veya maddi kaynak sağlaması tek başına olumsuz bir durum değildir.

Aksine, kamu kurumlarıyla STK’lar arasındaki doğru iş birlikleri toplumsal sorunların çözümüne katkı sunabilir.  Ancak bu ilişkiler, hak savunuculuğunun önüne geçmemelidir.  Bir belediye erişilebilirlik yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, iş birliği yaptığı kuruluş bunu dile getirebilmelidir. Destek alan bir STK, destek veren kurumun yanlışlarını görmezden geliyorsa bağımsızlığı sorgulanmalıdır.  Kaldırımların, yaya geçitlerinin, toplu taşımanın, kamu binalarının ve sosyal yaşam alanlarının erişilebilir olması bir lütuf değil, hak ve mevzuat meselesidir.  Kamu desteği, sessiz kalmanın karşılığına dönüşmemelidir.  HER STK TEMSİL GÜCÜNE SAHİP MİDİR? Bir kuruluşun adında “engelli” ifadesinin bulunması, engelli bireyleri gerçekten temsil ettiği anlamına gelmez.

Temsil; yalnızca unvan taşımakla değil, farklı engel gruplarının sorunlarını dinlemek, karar süreçlerine katılımlarını sağlamak ve haklarını savunmakla mümkündür. STK yöneticilerinin kişisel konumlarını korumak uğruna yeni fikirlerin önünü kapatması, sorunları yöneticilere eksik aktarması veya çözülmemiş sorunları yokmuş gibi göstermesi, engelli bireylerin hak mücadelesine zarar verir.  Bu nedenle kuruluşların yalnızca görünürlüğü değil, demokratik işleyişi, bağımsızlığı, üyelerinin katılımı ve somut faaliyetleri de değerlendirilmelidir. Belediyeler, kamu kurumları ve özel sektör, iş birliği yapacakları sivil toplum kuruluşlarını belirlerken kişisel ilişkilere, siyasi yakınlıklara veya yalnızca etkinlik görüntülerine göre hareket etmemelidir.

Engellilik alanında objektif ölçütlere dayanan, bağımsız ve şeffaf bir akreditasyon sistemi oluşturulmalıdır.  Bu sistem kapsamında kuruluşların;  • En az beş yıllık faaliyet geçmişine sahip olması,  • Üyelik ve temsil kapasitesini ortaya koyması,  • Güncel internet sitesi ve kurumsal iletişim altyapısının bulunması,  • Her yıl eğitim, konferans, farkındalık ve hak savunuculuğu faaliyetleri yürütmesi,  • Gelirlerini, bağışlarını ve harcamalarını şeffaf biçimde açıklaması,  • Demokratik yönetim ve hesap verebilirlik ilkelerine uyması,  • Engelli bireylerin karar süreçlerine katılımını sağlaması  gibi ölçütler değerlendirilmelidir.  Üye sayısı ve faaliyet sayısı tek başına yeterli kabul edilmemeli; çalışmaların niteliği, bağımsızlık düzeyi ve ortaya çıkardığı sonuçlar da dikkate alınmalıdır. 

İlgili Haberler