25 September 2026, Friday
Ekonomi

Kaç kaçtan büyüktür?

AKP’nin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı bunu hep yapıyor ve yandaşları da bayılıyor. Mâlûm lâfı her ettiğinde, bir de söylerken sağ elini kaldırıp görsel olarak desteklediğinde de büyük bir heyecan kaplıyor maiyetini....

AKP’nin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı bunu hep yapıyor ve yandaşları da bayılıyor. Mâlûm lâfı her ettiğinde, bir de söylerken sağ elini kaldırıp görsel olarak desteklediğinde de büyük bir heyecan kaplıyor maiyetini. Ağlamaklı oluyorlar bir anda.

Kimi, gözyaşlarını tutamıyor. Yandaşı medya organları, o fotoğrafı ertesi sabah manşetlerine yerleştirmek için birbirleriyle yarışıyor. Hele ki BM kürsüsünden söylediğinde, adeta “tüm dünya liderleri ve milletleri nefeslerini tutup onu izlemiş ve heyecandan tir tir titremiş” gibi davranıyorlar.

Şu mâhut “Dünya 5’ten büyüktür!..”  sözünü kast ettiğimi anlamışsınızdır. Kim bilir kaçıncı kez, aynı şeyi yaptı. New York’ta “küresel adaletsizliğe” vurgu yaptı.

Birleşmiş Milletler’deki karar alma mekanizmasında reform talebini yineledi. Daimi üye 5 ülkeden oluşan bir azınlığın tek bir unsurunun bile, ezici çoğunluk üzerinde tahakkümü anlamına gelen “Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkilerini” sert biçimde eleştirdi. Allahtan, dinleyenler arasından birilerinin kalkıp da, o sırada yorum ya da düzeltme yapması gibi bir gelenek, bir uygulama yok orada.

Yoksa, maazallah biri çıkıp şunu sorsa, ne yapacak? “İyi de sayın ekselansları… Siz kendi ülkenizde kararları alırken nasıl bir ‘hakkaniyete dayalı çoğunluk’ ilkesinden hareket ederek alıyorsunuz? Mesela halkın seçtiği parlamenterlerin oylarının, sizin tarafınızdan atanmış ‘bürokrat - memur - sekreter’ statüsündeki bakanlardan daha değersiz olduğu, ülkenizde sizin karar ve buyruklarınızın her şeyin üzerinde değer taşıdığı, yani fiilen ‘bir, seksenaltı milyondan daha büyüktür’ kuralının uygulandığı söyleniyor.

Buna ne diyeceksiniz?” Ya da, daha da ileri gidip, “Aralarında sizin de bulunduğunuz koca koca devletlerin biraraya gelerek oluşturduğu bir saygın uluslararası mahkemenin kararlarını buruşturup çöp tenekesine atan bir lider olarak, uluslararası toplumun kurduğu bir yargı organını bile tanımamanıza ne diyelim?” deseler? Meselâ, içlerinden birileri Türkiye’yi çok daha yakından izliyor olsa da, şu gerçekleri hatırlatıp sorsa: “Kazanamadığınız, peşpeşe giderek daha da açık farklarla kaybettiğiniz seçim sonuçlarını yok sayarak, yani seçmen iradesini ayaklar altına alarak, muhalefet partisinin adayını görevden alıp hapse atmak, yerine kayyım atamak hangi demokrasi kitabında yazıyor?” Hattâ ve hattâ (umarım bu kadarını henüz duymamışlardır) biri de şu soruyu getirse önüne: “Hapse atılan ya da istifa edilenin yerine birisinin seçileceği oturumlarda, üye aritmetiğini ‘ayarlamak’ adına gereken sayıda insanı ‘ayartmak ya da içeri tıkmak’ gibi yöntemlere başvurduğunuz doğru mu?..” “Üniversite rektör seçimlerinde filan, sandıktan çıkanı değil de ‘kendinizin buyurduğu kayyımı’ paraşütle tayin ettiğiniz gerçeği ortada dururken, gelip burada New York’ta filan sayılardan, 1’den, 5’ten, demokrasiden, adaletten hakkaniyetten filan bahsetmeniz ne kadar münasip?..” Gerçekten hayret ediyorlardır, “bizim buraları” biraz bilenler. Ama bilmeyenler, şık toplantı salonlarında öyle ağızları açık aval aval dinliyorlardır.

Meselâ, aynı cumhurbaşkanının “Türkiye’de ekonominin güçlü ve şoklara karşı dirençli olduğu” şeklindeki beyanatını. Meselâ, Hazine ve Maliye Bakanı’nın bir yandan ülkesindeki her türlü aksaklık ve hesap şaşmasını “dış güçlere, şoklara, anlık ve dönemsel sarsıntılara” bağlayarak sürekli mazeret üretmesini, ama onun da gidip New York’ta cumhurbaşkanı gibi “güçlü, güvenilir ve şoklara dayanıklı” muhabbetini hiç sıkılmadan yapmasını nasıl dinliyorlardır acaba? Ama bütün bunlardan daha trajik, daha komik ve daha da göz yaşartıcı olmak üzere… Bu ülkenin Adalet Bakanı’nın, yabancı yatırımcıların iştahını kabartmak için “Ülkemizdeki hukukun güvenilir ve öngörülebilir olduğundan” söz etmesi karşısında insan ciddi dehşete kapılıyor.

 Aslında Bakan Bey’in cümlesini farklı okumaya tabi tutarsanız, doğru söylediğini de düşünebiliriz. “Hukuk sistemine gerçekten güvenen” bir kitle var doğrusu. En ağır hırsızlık ve yolsuzluk hatta cinayet, ölüme sebebiyet verme suçlarını işleyenlerin, iktidara – güce yakın insanlar ve örgütlenmeler olmaları halinde “başlarına bir şeycik gelmeyeceğine” güveni yok mu meselâ?

“Öngörülebilirlik” olgusu da öyle: Meselâ rejime muhalif, yöneten sınıfların hoşuna gitmeyen ve onların huzurunu bozan, rahatını kaçıran insanların sürekli olarak yargı sopası ile eşek sudan gelene kadar dayak yemeyi, sudan gerekçelerle gözaltına alınmaları ve sulh ceza hakimliğine sevkleri halinde, “garanti” tutuklanmalarını öngörmek her zaman mümkün. Alabilecekleri muhtemel cezanın infazından bile daha uzun süreler tutuklu kalmaları da… Meselâ, muhalif birinin ya da bir kurumun yargılanması sırasında “rejimin isteği – arzusu – beklentisi hilâfına bir karar çıktığında” o mahkeme yargıcının görev yerinin anında değişebileceğini öngörmekten söz ediyorsak, hiç de yanlış olmaz. Kısacası, devletin mühim insanları New York, New Jersey gibi yerlerde insanlara çok ilginç şeyler anlatıyorlar.

Eminim, geri dönerken şu bizim ünlü “Tayyare-i Hümâyun”da önceden hazırlanıp şu malum masanın etrafına dizilmiş insanların önlerine koyulan “sözde soruymuş da cevapmış” metinlerine de yansıyacaktır bu “Bilmem kaçıncı Amerika’yı Fetih Seferi”ndeki başarı Biz de burada yandaş matbuattan okuruz, dinleriz artık. Ama “seksenaltı milyonun bir kişiden küçük” sayıldığı bir rejimin şakaya gelir, gülünecek bir yanı yok tabii…

İlgili Haberler