İstanbul’un muhafızlarından biri: Gürkan Akgün
BirGün TV’yi izlerken eski yayınları karıştırıyordum. Karşıma 13 Ocak 2024 tarihli bir program çıktı. İsmail Arı’nın konuğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’dü. İkisi de bugün...
BirGün TV’yi izlerken eski yayınları karıştırıyordum. Karşıma 13 Ocak 2024 tarihli bir program çıktı. İsmail Arı’nın konuğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’dü.
İkisi de bugün tutsak. İçim sızladı. Programda bugün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı olan dönemin TOKİ Başkanı Ömer Bulut’un, İstanbul’un geleceği açısından ürpertici açıklamalarından biri ele alınıyordu: “Kanal İstanbul havzası başta olmak üzere, Silivri ve Çatalca’ya uzanan alanların konut üretimine açılması lazım.” Kanal İstanbul’a ilişkin gelişmeler, İstanbul’un plansız büyümesi ve yeşil alanların tahribi de konuşulan konular arasındaydı.
İzlemenizi öneririm. Programı izledikten sonra başka bir şey düşündüm; her depremde, her selde, her kent felaketinde uzmanlıklarına ihtiyaç duyduğumuz İBB davasından tutsak şehir plancılarından ne kadar az söz ediyoruz. Akgün de onlardan biri!
Umarım bu yazı çok insana ulaşır ki İstanbul’un, ülkemizin ve geleceğimizin değerlerinden biri olan Gürkan Akgün’ün kim olduğunu, duruşunu, nasıl bir mesleki ve toplumsal birikimden geldiğini daha çok insan öğrenir. Gürkan Akgün İBB Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaparken 19 Mart 2025 sabahı gözaltına alındı. Yaklaşık on dakika sürdüğü belirtilen tuhaf sorgusunda kendisine yalnızca İBB’de ne görev yaptığı soruldu!
O günden bu yana Silivri 9 No’lu Cezaevi’nde tutuklu. Kamu görevini yerine getirmiş bir şehir plancısı, bir kamu görevlisi, 19 Mart’tan bu yana özgürlüğünden yoksun. Üstelik cezaevindeki koşulları da başlı başına bir hak ihlali tartışmasını gündeme getiriyor, zira 12 metrekarelik bir hücrede tecrit altında tutuluyor.
Ortada ne olduğunu, hangi somut gerekçelerle özgürlüğünden mahrum bırakıldığını ortaya koyan bir tablo var ne de akıllardaki soruları gideren yanıtlar. Bir insanın özgürlüğü bu denli ağır biçimde kısıtlanırken, bunun somut gerekçelere ve açık delillere dayanması da yaşamsal bir zorunluluk haline gelir. Sesimizi duyan var mı?! Gürkan Akgün’ün 25 Haziran’da mahkemede yaptığı konuşmayı bulup okumanızı öneririm.
( Adres: Gün gün İBB davasının takip edilebildiği istanbulyargiliyor.net) Kamu yararını ve kamu görevinin onurunu merkeze alan bu konuşma onun yalnızca kendisiyle ilgili bir dosyaya yanıt veren bir isim olmadığını gösteriyor. Üstlendiği görevin anlamını, kamu sorumluluğunu ve meslek ilkelerini kişisel meselesinin ötesinde ele alan bir yaklaşım var karşımızda. Ayrıca Akgün’ü anlamak için yalnızca bugün yaşadıklarına bakmak yetmez.
Onu yıllar boyunca savunduğu kentlere, mahallelere ve insanların yaşam alanlarına bakarak değerlendirmek gerekir. HALKÇI KENTÇİLİĞİN İZİNİ SÜRMEK Son derece mütevazı kişiliğiyle tanınan Akgün, İBB Genel Sekreter Yardımcılığı görevine uzun yıllara yayılan mesleki birikimiyle geldi. Öğrencilik yıllarından itibaren toplumcu bir bakışla kentleri ve yaşam alanlarını savundu.
BirGün gazetesinin kent sayfasını hazırlayan ekipte yer aldı, Kentleri Savunmak: Mekân, Toplum ve Siyaset Üzerine adlı kitabın editörlüğünü üstlendi. İmece: Toplumun Şehircilik Hareketi, Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu ve Taksim Dayanışması gibi oluşumlarda kent hakkı mücadelesine emek verdi. Sulukule’de, Ayazma’da ve Tozkoparan’da kentsel dönüşüm adı altında yürütülen insanları yaşadıkları yerlerden koparan projelere karşı barınma hakkını ve mahalle dayanışmasını savundu.
Maltepe’de uygulanmak istenen kentsel dönüşüm projelerine karşı alternatifler üretmek amacıyla başlatılan Gülsuyu-Gülensu Dayanışmacı Planlama Atölyesi’nin öncülerinden oldu, mahalle çalışmaları yürüttü. Askerî alanların imara açılmasına karşı mücadele etti, imar rantlarını gündeme taşıdı. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ve Genel Merkez yönetimlerinde görev aldı; mesleğin ilkelerini, kentlerin ortak varlıklarını ve kamu yararını gözeterek rant ve yıkım politikalarına karşı durdu.
Gezi sürecinde Şehir Plancıları Odası yönetiminde yer aldığı için AKP’li Beylikdüzü Belediyesi tarafından işten çıkarıldı. Gezi döneminde kurulan Çapul TV’de kent mücadelelerini konu alan Şantiye Sahası programını hazırladı. Ama Gürkan Akgün’ün emeği yalnızca itiraz etmekten ibaret olmadı.
Kentte yaşayanların gündelik hayatını kolaylaştıracak, kamusal kaynakları toplumsal ihtiyaçlarla buluşturacak çözümler üretmenin de parçasıydı. Kent Lokantaları, Anne Kart ve Halk Süt gibi projeler, Ekrem İmamoğlu’nun 2019 yerel seçimleri döneminde açıkladığı sosyal vizyonun temel vaatleri arasındaydı. Bu projelerin geliştirilmesinde emeği bulunan Akgün’ün meslek anlayışı, kent planlamasını yalnızca yapılaşma ve imar kararlarından ibaret görmeyen bir yaklaşımı yansıtıyordu.
Çünkü kent dediğimiz şey yalnızca binalardan, yollardan ve parsellerden oluşmaz; insanların nasıl yaşadığını, çocukların nasıl büyüdüğünü, kadınların kamusal hayata nasıl katıldığını ve kamusal olanakların kimlere ulaştığını da belirler. Gürkan Akgün’ün meslek hayatı boyunca gözettiği temel ölçü, kentlerin ve kamu kaynaklarının kimin yararına kullanıldığı sorusuydu. Rantın karşısına kamu yararını, yerinden edilmenin karşısına barınma hakkını, yıkımın karşısına mahalle dayanışmasını koydu. Onu gerçekten tanımak istiyorsanız, gidin Gülsuyu’nda, Gülensu’da yaşayanlara sorun.
Size yalnızca bir şehir plancısını anlatmayacaklar. Mahallelerine gelip insanları dinleyen, onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışan, kararların masa başında değil, yaşamın içinde şekillenmesi gerektiğini bilen birini anlatacaklar. Yaşadıkları yerlerin geleceği hakkında söz sahibi olmak isteyen insanların yanında duran, mahallelinin bilgisini ve deneyimini planlamanın bir parçası sayan birini… Çünkü kent hakkı, yalnızca şehir plancılarının ya da mimarların tartıştığı teknik bir mesele değildir.
Bir insanın mahallesinde kalabilmesi, evinden edilmemesi, yaşadığı çevrenin rant uğruna yok edilmemesi, yeşil alanların korunması ve kent kaynaklarının herkesin yararına kullanılmasıdır. O’nun yıllardır verdiği mücadele tam da bu hakların mücadelesidir. Bugün O tutsakken, emek verdiği kentler ve mahalleler, savunduğu kamusal değerler ayakta.
Gürkan Akgün emeğiyle, mesleğinin onuruyla, duruşuyla İstanbul’un yüz akıdır. Ne iftiralar, ne yalanlar, ne de kâğıttan zorbalıklar bu gerçeği değiştirebilir. Gürkan Akgün’ün alnı ak, sizin zulmünüzün ömrü ise sınırlı!



