İşsizlik yüzde 7,8'e düştü, peki 12,6 milyon kişi nerede?
TÜİK, Ağustos 2026 işgücü istatistiklerini bugün açıkladı. Verileri incelediğimde karşıma iki ayrı hikâye çıktı. Manşetteki hikâye iyi bir haber gibi duruyor: İşsizlik oranı 0,3 puan azalarak yüzde 7,8’e geriledi, işsiz...
TÜİK, Ağustos 2026 işgücü istatistiklerini bugün açıkladı. Verileri incelediğimde karşıma iki ayrı hikâye çıktı. Manşetteki hikâye iyi bir haber gibi duruyor: İşsizlik oranı 0,3 puan azalarak yüzde 7,8’e geriledi, işsiz sayısı 106 bin azalarak 2 milyon 740 bine indi.
İstihdam ise 136 bin artarak 32 milyon 507 bine çıktı. Ancak aynı bültende manşetlere pek girmeyen bir satır daha var: Zamana bağlı eksik istihdamı, potansiyel işgücünü ve işsizleri kapsayan atıl işgücü oranı 0,4 puan artarak yüzde 31’e yükseldi. Yani işsizlik oranı düşerken, çalışmak isteyip yeterince çalışamayanların oranı yükseldi.
İkisi de resmî rakam, ikisi de doğru. AYNI VERİ, İKİ OKUMA Aynı gün DİSK-AR, “İşsizliğin Görünümü” raporunu yayımladı. Burada baştan bir noktayı belirtmek isterim: DİSK-AR farklı bir veri kullanmıyor.
Rapor, TÜİK’in bugün açıkladığı Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına dayanıyor. Yüzde 31’lik geniş tanımlı işsizlik oranı da TÜİK’in atıl işgücü oranı olarak yayımladığı göstergeyle aynı. DİSK-AR’ın yaptığı, bu oranı kişi sayısına çevirmek ve yıllar içindeki seriye yerleştirmek.
Sonuç: Geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 608 bin. Elbette bu rakamı, DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden yaptığı bir hesaplama olarak okumak gerekir. Ama hesabın dayandığı tanımlar TÜİK’in kendi tanımları.
Bu nedenle mesele “hangi kurum doğru söylüyor” değil, “hangi rakam neyi ölçüyor”. MANŞETİN DIŞINDA KALANLAR Dar tanımlı işsizlik, iş arayıp bulamayan ve kısa sürede işe başlayabilecek olanları sayıyor. Geniş tanımlı ölçü ise bunlara iki grubu ekliyor: Potansiyel işgücü, yani iş aramayı bırakmış ama çalışmaya hazır olanlar ile iş arayıp hemen başlayamayacak olanlar; bir de zamana bağlı eksik istihdam, yani az saat çalıştığı için daha fazla çalışmak isteyenler.
DİSK-AR’ın raporuna göre 4,4 milyon kişi haftalık 40 saatten az çalışıyor ve daha fazla çalışmak istiyor, 5,5 milyon kişi ise çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor. 12 milyon 608 bin ile 2 milyon 740 bin arasındaki yaklaşık 9,9 milyonluk fark, işte bu iki gruptan oluşuyor. Oranlardaki fark daha da çarpıcı: Yüzde 7,8’e karşı yüzde 31.
DİSK-AR’a göre iki oran arasındaki makas Ocak 2022’de yaklaşık 11 puandı, bugün 23,2 puan. Bir de şunu hatırlatmak gerekiyor: Uluslararası tanıma göre referans haftada gelir getiren bir işte en az bir saat çalışan kişi “istihdam edilmiş” sayılıyor. Yani haftada birkaç saat çalışıp geçinemeyen biri de istatistikte “çalışan” olarak yer alabiliyor.
Haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 42,5 saate çıkması bu yüzden sevindirici görünse de, ortalamanın altında kalanların durumunu anlatmıyor. SERİ NE SÖYLÜYOR? Bir aylık verinin trend olmadığını baştan söyleyeyim.
Ama seriye bakınca yön belli oluyor. Ağustos 2024’te dar tanımlı işsizlik yüzde 8,5, geniş tanımlı işsizlik yüzde 28,5’ti. Ağustos 2026’da dar tanımlı oran yüzde 7,8’e indi, geniş tanımlı oran yüzde 31’e çıktı.
Geniş tanımlı işsiz sayısı da 11 milyon 481 binden 12 milyon 608 bine yükseldi. Bir yıl ögöre değişim ise yalnızca 11 bin kişi. Yani manşetteki iyileşme, geniş tanımlı ölçüye neredeyse hiç yansımadı.
2,1 MİLYON YENİ İSTİHDAM HEDEFİ Tam da burada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıklamasına bakmak gerekiyor. Bakan Işıkhan, Ağustos ayı verilerini değerlendirirken işsizliğin 40 aydır tek hanede seyrettiğini belirterek, 2027-2029 döneminde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturmayı ve işsizlik oranını 2029’da yüzde 7,6’ya indirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Bu hedefin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ayrı bir tartışma.
Ancak bugünkü veriler açısından asıl soru şu: 2,1 milyon yeni iş, yüzde 7,8’lik dar tanımlı işsizliği düşürmenin ötesinde, yüzde 31’lik atıl işgücüne ne kadar çözüm getirecek? Çünkü Türkiye’nin önündeki sorun yalnızca iş arayıp bulamayan 2 milyon 740 bin kişiden ibaret değil. Çalışmak isteyip iş aramayan ya da yeterince çalışamayan milyonlarca insan da işgücü piyasasının dışında veya kenarında duruyor.
Dolayısıyla önümüzdeki üç yıl için yalnızca “kaç kişiye iş yaratılacak?” sorusu yeterli değil. Bu 2,1 milyon işin kimlere, hangi sektörlerde, hangi ücretlerle ve tam zamanlı mı yoksa eksik süreli mi sağlanacağı da önemli. “Çalışan emekli ordusu büyüyor” yazımda TÜİK’in Temmuz verilerinde genç işsizliğinin yüzde 14,5’e çıktığını yazmıştım.
Ağustos’ta bu oran yüzde 13’e geriledi. Sevindirici bir gelişme. Ancak genç kadınlarda işsizlik oranı hâlâ yüzde 19,4, yani yaklaşık her beş genç kadından biri iş arıyor ve bulamıyor.
KADIN İŞSİZLİĞİNDEKİ UÇURUM Tablonun en çarpıcı yeri kadınlar. Ağustos’ta dar tanımlı işsizlik oranı kadınlarda yüzde 10,1, erkeklerde yüzde 6,6. Ancak DİSK-AR’ın hesabına göre geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 40,1’e çıkıyor.
Kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 35, erkeklerinki ise yüzde 70,5. Bu, kadınların yalnızca iş bulmakta zorlanmadığını, önemli bir bölümünün işgücü piyasasına hiç giremediğini gösteriyor. Ev kadınlarına emeklilik tartışmasında da söylediğim gibi, bakım emeğinin sosyal güvenliği bir lütuf değil, sosyal devletin gereğidir.
Ama bakım verenlere sosyal güvenlik sağlamak ile kadınların işgücüne katılımını mümkün kılacak bakım hizmetlerini kurmak birbirinin yerine geçmiyor. İŞSİZLİK SİGORTASI KİMİ KORUYOR? DİSK-AR’a göre resmî işsizlerin yüzde 82’si işsizlik ödeneğinden yoksun.
Mevzuata göre ödenek için son üç yılda en az 600 gün prim ödemiş, son 120 gün sigortalı çalışmış olmak ve işsiz kalmanın kişinin kendi kusurundan kaynaklanmaması gerekiyor. Kayıt dışı çalışan, kısa süreli işlerde dönüp duran ya da prim günü eksik kalan biri bu şartları sağlayamıyor. Yani işsizlik oranı düşerken bile, işsiz sayılanların büyük çoğunluğu sigortanın koruması dışında kalıyor.
Bu tablo, işsizlik sigortasının en çok ihtiyaç duyanları dışarıda bıraktığını düşündürüyor. NE YAPILMALI? 1.
Atıl işgücü oranı, manşet göstergelerin yanında yer almalı. Bugün bültenin içinde duran bu gösterge, kamuoyu tartışmasında dar oranla birlikte gündeme gelmeli. 2.
İşsizlik ödeneğine erişim şartları, kayıt dışılığın ve kısa süreli çalışmanın yaygın olduğu bir piyasa gerçeğine göre yeniden değerlendirilmeli. 3. Zamana bağlı eksik istihdamdaki 4 milyon 380 bin kişi için, isteyen çalışanın çalışma süresini artırabilmesine imkân tanıyan düzenlemeler ve bu yönde istihdam yaratan politikalar gündeme alınmalı.
4. Kadınların işgücüne katılımını artırmak için bakım hizmetleri güçlendirilmeli. Katılım oranı yüzde 35’te kalırken yalnızca işsizlik oranını izlemek yetmez.
Asıl sorulması gereken soru şu: Bir ülkede manşetteki işsizlik oranı düşerken, çalışmak isteyip yeterince çalışamayanların oranı yükseliyorsa, iyileşmeden söz etmeden önce neyi ölçtüğümüze bakmamız gerekmez mi? Yüzde 7,8 doğru bir rakam, ama emek piyasasının resminin tamamı değil.


