29 September 2026, Tuesday
İçi Boş Çeviz
Ekonomi

İçi Boş Çeviz

                                                    Şair diyor,” Yaş otuz beş yolun yarısı eder” biz ise yolun yarısını çoktan geçtik. Peki, bundan sonraki hayatımızı neye adamalı, enerjimizi zamanımızı neye vermeli,...

                                                    Şair diyor,” Yaş otuz beş yolun yarısı eder” biz ise yolun yarısını çoktan geçtik. Peki, bundan sonraki hayatımızı neye adamalı, enerjimizi zamanımızı neye vermeli, neler zihnimizi, kalbimizi meşgul etmeli? Acaba sondaj makinemizi nereye kursak sonsuzluk suyu çıkar?

Defineyi nerde aramalı, nereyi kazmalı, nerede ömür sermayesini kullanmalıyız? Niye yatırım yapsak sonsuzluk yolculuğunda bize faydası olur? Dünyada kimimiz ve birçoğumuz mal için çalışır, dururuz.  Bir evimiz, arabamız, işyerimiz, tarlamız, bahçemiz olsun isteriz.

Rabbimiz, duamızı karşılıksız bırakmaz, istediklerimizi verir; vermesine verir de yine biz doymayız, iki, üç, beş derken sineklerin çöplükte kendilerini kaybettikleri gibi biz de mal toplama, malda değer arama hırsıyla sarhoş bir şekilde kendimizi kaybederiz. Belki beş vakit namazı kılarız, ama namazlardan sonra beş on dakika da olsa ilim öğrenmeye zaman ayırmayız. İlimsiz ibadetle Rabbimize doğru bir yol almaya çalışırız.

Duyduklarımızla yetinir, kitabi bilgiyle buluşmadan ömür sermayemizi bitiririz. Mal sevgisi içimizde kor ateş gibi yanmaya, dünyalık elde etme hırsı başımızı döndürmeye başlayınca içi boş bir ceviz için etrafımızla çatışır, yakınlarımıza küser, Allah’ın imtihan için verdiği malın çok az bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermekten geri dururuz. Ebû Bekir Şiblî -rahmetullâhi aleyh- bir gün yolda giderken buldukları bir ceviz için kavga eden iki çocuk görür.

Şiblî, bu cevizi onlardan alıp: “–Biraz sabredin de bu cevizi ikinize paylaştırayım!..” der. Sonra cevizi kırar, fakat cevizin içi boş çıkar. Tam o sırada: “–Eğer gerçekten paylaştırıp kısmet dağıtan biriysen, şimdi bunu taksim etsene!” diye bir nidâ gelir.

Şiblî mahcub olur ve: “–Bütün bu kavga, içi boş bir ceviz ve kuru bir «hiç» içinmiş!...” der. (Attar, s: 661) İşte uğruna nice kavgaların yaşandığı dünya nimetleri de hakikatte içi boş bir ceviz gibidir. İnsan, fâni hayat uykusundan ecel ikazıyla uyanınca onun ne kadar kısa, geçici ve boş olduğunu anlayacaktır.

Bu fâni âlemde bir hiç uğruna katlandığı meşakkatler için pişman olacaktır. Kabirde pişman olunacak şeyler için dünyada insanların âdeta birbirlerini yemeleri, ne hazin bir aldanıştır, der Osman Nuri Topbaş hoca efendi. İçinde yetinmenin, kanaatin, şükrün, ilmin, cömertliğin, yakınlara ikramın, malın gerçek sahibinin ve garibanların görülmediği her bir nimetin imtihanı büyüktür.

Malla imtihandan başarıyla çıkmak her kişini değil, er kişinin karıdır. Sâlebe’ye “mescit güvercini”ne imtihanı kaybettiren mal hırsı değil midir? Ne yazık ki, günümüzde varlıklı insanlar varlıklarından dolayı saygı gördüğü ve tüketim, israf arttığı için bizler ilmi bırakıp mal peşinde var gücümüzle koşmaya devam ediyoruz.

Nâbî ise mısralarında mal elde etmenin itibar getirdiğine değinir: Tahsil-i ilmin üstüne tercih eder mi nâDünyada sadece mal toplamak için çalışmak ve maldaki hakkı hak sahiplerine vermemek manen kişinin yavaş yavaş ölmesi demektir, aşırı mal sevgisi insanı diriyken bile öldürür. Makam sahibi olmak da mal sahibi olmak gibi zor bir imtihanın içinde kendini bulmak demektir. Bir müdür okuldan, bir muhtar köyden, bir kaymakam ilçeden,  bir vali ilden sorumludur; her sorumluluk bir yük getirir ve bu yükü taşımak da herkesin harcı değildir.

 “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu” sözü bizlere idareciliğin ne kadar büyük sorumluluklar yüklediğini anlatır adaletli halife Hz. Ömer’in dilinden. Görünürlük, bilinirlik,  şöhret, alkış, emret yapayımın gerisindeki büyük sorumlulukları hakkıyla yerine getiren idareciler ise hem bu dünyada hem de sonsuzluk hayatında kazananlardan oluyor.

Mal ve makamın isteyicisi çok, konuşanı çok, sorumluluğu çok, hesabı çok. Mal ve makam imtihanın hakkını vermek zordur; çünkü ikisinin de aklı şaşırtan, kalbi dağıtan ruhu öldüren yönleri mevcuttur. İlimle imtihan da zordur; ama en büyük makam marifetullah ilmine uzanan ilim yolculuğuna, ilim makamına verilmiştir.

Peki, makamı en yüksek olan ilim, nasıl bir ilim? Ötelemeyen, ötekileştirmeyen, nefret ettirmeyen bir ilim. Ego, kibir, enaniyet ve hasetten arınmış bir ilim.

Konuşmayla eylemin örtüştüğü bir ilim. Edep, hilm, amel, ihlas, ihsanı içinde barındıran bir ilim. Bu yüzde yalan olmaz, dedirten bir ilim.

Şefkat ve merhametle bütünleşmiş bir ilim. Zihni ve kalbi dönüşüme yol açan bir ilim. Hayvaniyetten kurtarıp insan seviyesine çıkarıp melekleştiren bir ilim.

"En büyük makam ilim makamıdır." [Hz. Ali] "Âlimin âüstünlüğü, dolunaylı gecede bedrin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz âlimler, peygamberlerin varisleridir..." (Ebû Dâvûd, İlim, 1; Tirmizî, İlim, 19) “Ya âlim ol, ya talebe ol, ya dinleyenlerden ol yahut bunları sevenlerden ol, beşincisi olma helak olursun.” (Taberani) Ey yolcu!

Henüz yolda yürümeye devam ederken ve hayatının da son demlerine gelmişken iyi düşün. Mal mı, makam mı, hayata yansımış ölü ruhları dirilten bu dünyayı aşan ilim mi talebin? Gelin bu sorunun cevabını bizlere ışık olan gözlerinin kapanmasına rağmen okumaktan, yazmaktan, üretmekten vazgeçmeyen büyük düşünür, sosyolog Cemil Meriç’ten dinleyelim: “Bana sorarsan kütüphanene dön.

Yani kitap ol. Aydınlan ve aydınlat. Benim yerim kütüphane.

Ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım.”

İlgili Haberler