Netanyahu'nun Abu Dabi ısrarı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun pazar günü Abu Dabi’ye yaptığı ziyarette asıl dikkat çekici olan, görüşmenin gerçekleşmesinden önce yaşananlar. BAE’deki diplomatik kaynaklardan edindiğim bilgiye göre İsrail...
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun pazar günü Abu Dabi’ye yaptığı ziyarette asıl dikkat çekici olan, görüşmenin gerçekleşmesinden önce yaşananlar. BAE’deki diplomatik kaynaklardan edindiğim bilgiye göre İsrail tarafı haftalar boyunca bu buluşma için girişimlerde bulundu. İlk ziyaretin hazırlıkları tamamlanmışken Netanyahu’nun hareketinden kısa süre önce program, Muhammed bin Zayed’in ülkede olmadığı gerekçesiyle ertelendi.
Kaynaklar, BAE liderinin o sırada Abu Dabi’de bulunduğunu söylüyor. Bu bilgi resmen doğrulanmış değil; ancak doğruysa erteleme, görüşmenin zamanını ve siyasi çerçevesini Abu Dabi’nin belirlemek istediğine işaret ediyor. BAE’nin çekincesinin güçlü bir siyasi nedeni vardı.
İsrail 27 Ekim’de seçime giderken Netanyahu, bir Arap lideriyle görüşmesini dış politika başarısı olarak sunabilirdi. Üstelik Bin Zayed’in 7 Ekim 2023 saldırısından önce kendisini olası büyük bir Hamas operasyonuna karşı uyardığı iddiası İsrail’de yeniden tartışılıyor. Netanyahu’nun ofisi bu iddiayı reddediyor; BAE’nin tutumu da iddianın doğrulandığı anlamına gelmiyor.
Abu Dabi açısından risk, Netanyahu’nun seçim kampanyasına ve 7 Ekim’e ilişkin hesaplaşmasına istemediği bir rol üstlenmekti. İlk ertelemenin ardından İsrail tarafının girişimleri sürdü ve Netanyahu, önceden duyurulmayan bir ziyaretle Bin Zayed’le görüştü. BAE’nin resmî açıklaması ikili ilişkileri öne çıkardı.
Fakat görüşmenin siyasi ağırlığını anlamak için daha ileri bir soru sormak gerekiyor: Netanyahu Abu Dabi’ye yalnızca İbrahim Anlaşmaları’nı güçlendirmek için mi gitti, yoksa Suudi Arabistan’a ulaşmak için BAE’nin diplomatik kanallarını mı kullanmak istedi? İsrail ile ilişkilerindeki sorunlara rağmen Abu Dabi, Arap başkentleriyle temas kurulmasında Netanyahu için hâlâ önemli bir kapı. Kaynaklarıma göre Riyad’a iletilmek istenen teklif, Husilere karşı İsrail, Suudi Arabistan ve BAE’yi aynı güvenlik planında buluşturmayı amaçlıyor.
İsrail’in gündeme getirdiği belirtilen model, dokuz aylık bir takvim içinde yerel istihbarat, hava operasyonları ve yoğun ateş gücüyle başlayacak üç aşamalı bir mücadele öngörüyor. Bunu, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki askerî unsurlarının desteklenmesi; ardından Yemen’de siyasi düzenin ve ticari ilişkilerin Riyad’la daha yakın çalışacak biçimde şekillendirilmesi izliyor. Kaynaklar, Washington’un bu girişime aracılık etmeyi ve destek vermeyi reddettiğini de aktarıyor.
Abu Dabi’nin yaklaşımında belirleyici ayrıntı, teklifin nasıl sunulacağı. Diplomatik kaynaklardan gelen bilgiye göre BAE, Riyad’ın doğrudan İsrail’le askerî iş birliği önerisini kabul etmeyeceğini öngörüyor. Bu nedenle planı açık bir İsrail-Suudi ittifakı olarak değil, BAE’nin koordinasyonunda ve kontrolünde yönetilecek bir Yemen süreci olarak sunmaya çalışacak.
Böyle bir formül İsrail’e dolaylı bir rol açabilir; Abu Dabi’ye de hem Riyad’la hem İsrail’le ilişkisinde söz hakkı verebilir. Ne var ki BAE ile Suudi Arabistan’ın Yemen’de yaşadığı görüş ayrılıkları, Abu Dabi’nin arabuluculuğunu başlı başına zorlaştırıyor. Riyad’ın önündeki mesele yalnızca Husiler değil.
İsrail’in Gazze’deki işgalci konumu ve Filistin konusundaki tavrı, Arap kamuoyunda ve milliyetçi çevrelerde herhangi bir ortaklığın siyasi maliyetini yükseltiyor. Suudi Arabistan, Ahmed eş-Şara yönetimindeki Suriye’nin başlıca destekçilerinden biri olarak İsrail’in Suriye topraklarına yönelik ihlallerini açıkça kınadı; Lübnan’daki İsrail askerî faaliyetlerine de karşı çıktı. Bu tablo karşısında Riyad’ın, Yemen’deki güvenlik baskısı nedeniyle Netanyahu’yla kolay bir uzlaşmaya yönelmesi beklenmiyor.
İsrail’in etkilemek istediği asıl denge, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’yla belirginleşiyor. Riyad açısından bu anlaşma, yalnızca bugünkü Husi saldırılarına cevap üretmek için başvurulacak kısa vadeli bir düzenleme olarak görülmüyor. Suudi Arabistan’ın değerlendirmesinde Mekke ittifakı; savunma kapasitesini güçlendiren, siyasi ortaklıkları derinleştiren ve bölgedeki güç dengesine uzun vadeli istikrar kazandırması beklenen stratejik bir tercih.
Üç ülkenin dışişleri bakanlarının anlaşmanın kurumsal yapısını, komitelerini ve ortak çalışma takvimini ele alması da bu hattın kalıcı bir zemine oturtulmak istendiğini gösteriyor. Bu nedenle Netanyahu’nun Yemen üzerinden sunmak istediği teklif, Riyad’ın yıllara yayılan güvenlik hesabının yerine kolayca geçemez. Suudi Arabistan, Husilerle mücadelede farklı destek kanallarını değerlendirebilir; fakat tek bir operasyon önerisi uğruna Türkiye ve Pakistan’la kurduğu siyasi, askerî ve bölgesel dengeyi bertaraf etmesi beklenmiyor.
İsrail’in hesabı, Yemen’deki acil tehdidi kullanarak bu uzun vadeli tercihe nüfuz etmek. Riyad’ın cevabını belirleyecek olan ise harekât planının cazibesi kadar, Mekke ittifakına verdiği stratejik değer ve Gazze’den Suriye’ye uzanan İsrail politikalarına duyduğu itiraz olacaktır.



