Ekranda herkes zengin
Münir Karataş Türkiye sermaye piyasalarında yaşanan son fon krizini birkaç kötü niyetli portföy yöneticisine, gözü kara yatırımcılara veya kamusal denetim zafiyetine indirgersek, kapitalist sistemin asıl çelişkilerini...
Münir Karataş Türkiye sermaye piyasalarında yaşanan son fon krizini birkaç kötü niyetli portföy yöneticisine, gözü kara yatırımcılara veya kamusal denetim zafiyetine indirgersek, kapitalist sistemin asıl çelişkilerini görünmez kılabiliriz. Şu yalın soruyu bırakarak başlayalım: Bu finansal sistem, ekranda gösterdiği servetin ne kadarını gerçekten aynı anda paraya çevirebilir? İKİ AYRI ZAMAN REJİMİ Kapitalist finansal sistem, iki ayrı zaman rejimini üst üste bindirerek bugüne taşır. Bir şirketin gelecekte yaratması beklenen geliri bugünkü hisse fiyatına dönüşür.
Yıllara yayılan bir yatırım planı, bugünün piyasa değeri üzerinden alınır ve satılır. Bu işlem finansal olduğu kadar zamansaldır. Kabaca söylersek, varlığın oluşma zamanını ekran beklemez. Fiyat anında yenilenir, hesaplanır ve servet tek bir rakama indirgenir. Olağan zamanlarda bu iki zaman uyum içinde işliyormuş gibi görünür.
Çünkü likidite vaadi, yatırımcılar aynı anda çıkışa yönelmedikçe gerçek anlamda sınanmaz. Likidite, ekrandaki serveti satabilme kapasitesinin yanı sıra, başkalarının da aynı anda satmaya yönelmeyeceğine ilişkin toplumsal bir beklentiye dayanır. Kriz tam da bu beklenti çözüldüğünde başlar. Bir fonun portföyünde on milyar liralık varlık bulunması, o varlıkların bugün on milyar liraya satılabileceği anlamına gelmez. Son işlem fiyatı, bütün pozisyonun aynı fiyattan tasfiye edilebileceğinin garantisi olmaz. Fiyat ile gerçekleştirilebilir değer arasına piyasa derinliği, zaman ve alıcı kapasitesi girer. Ekran bütün bu koşulları siler.
Likidite illüzyonu da tam burada kurulur. Belirli koşullara bağlı olarak paraya çevrilebilir olan, bu koşullardan bağımsız ve sürekliymiş gibi görünür. Kriz geldiğinde yalnızca fiyatlar düşmez. Ekrandaki rakam ile gerçekleştirilebilir değer arasındaki mesafe bir anda görünür hâle gelir; değerin paraya dönüşebilirliğine duyulan ortak inanç ise çözülür. HAYALİ SERMAYENİN ZAMANSAL ÇELİŞKİSİ Ekranda gördüğümüz servetin gerektiğinde paraya dönüşebileceğine ilişkin inanç çözüldüğünde, finansal sistemin altında yatan gerçeklikle yüzleşiriz. Marx’ın Kapital’in üçüncü cildinde ele aldığı “hayali sermaye” kavramı bu yapıyı anlamak için hâlâ güçlü bir araçtır.
Hayali sermaye, adının çağrıştırabileceği gibi basitçe “sahte servet” ya da hayal ürünü değildir. Gelecekteki bir gelir akışı üzerinde kurulan hakkın bugünde sermayeleştirilmesi, fiyatlanması ve piyasada bağımsız bir varlık olarak dolaşıma girmesidir. Finansal mimari tam da bu yolla henüz gerçekleşmemiş geleceği bugünün servetine dönüştürür. Bu mekanizma kapitalizmin bir anomalisi veya sapması değil, normal işleyişinin parçasıdır. Çelişki, gelecekte gerçekleşmesi beklenen gelir üzerindeki bugünkü hakkın, bugünde gerçekleştirilebilir bir servet gibi işlem görmeye başladığı noktada belirginleşir. Hayali sermayenin kırılganlığı geleceğin bugünde kesintisiz biçimde likitmiş gibi fiyatlanabilmesinden doğar. FİYAT YALNIZCA ÖLÇMEZ: METRİK OTORİTE Finansallaşma bir birikim rejimi olduğu kadar bir bilgi rejimidir. Piyasa fiyatını genellikle dışarıdaki bir gerçekliği pasif biçimde ölçen nötr bir gösterge gibi düşünürüz.
Şirketin bir “gerçek değeri” vardır ve fiyat bunu yansıtır. Oysa finansal piyasaların gündelik tecrübesi bundan çok daha karmaşıktır. Fiyat yalnızca var olan bir durumu kaydetmez; davranış üretir, beklentileri biçimlendirir, teminat değerini yükseltir, yeni alıcıları çeker ve sonunda temsil ettiği ekonomik ilişkinin kendisini de dönüştürür. Yükselen fiyat bir serveti yalnızca ölçmekle kalmaz; o servetin varlığına dair bir hakikat etkisi üretir. Fiyatın ölçüm aracı olmaktan çıkıp metrik otorite kazandığı yer tam da burasıdır. Bir fonun birim değeri 100 liraysa 100 liralık servetimiz olduğunu varsayarız.
Ertesi gün 120 liraya çıktığında yüzde 20 zenginleştiğimizi kabul ederiz. Ekrandaki rakam son derece kesin görünür. Oysa bu kesinlik yalnızca hesaplamanın kesinliğidir; gerçekleşmeyi garanti etmez. Bir varlığın oluşan son fiyatını bilmek mümkündür. Ancak o varlığın tamamının aynı fiyattan nakde dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini aynı kesinlikle bilmek mümkün olmaz.
Metrik otorite, ölçüm temsil ettiği ilişkinin önüne geçtiğinde kurulur. Rakam bize fiyatın hangi işlem hacminde oluştuğunu, piyasanın ne kadar derin olduğunu ya da herkes aynı anda kapıya yöneldiğinde ne yaşanacağını göstermez. Buna rağmen servetin gerçekliği büyük ölçüde o rakam üzerinden deneyimlenir.
Finansal kapitalizmin epistemik başarısı da burada yatar: Olasılığı, bilanço kesinliğinde sunabilmek. Gelecekteki gelir bugünkü fiyata, beklenti portföy değerine, kırılgan likidite ise tek bir rakama dönüştürülür. Ekran bütün bu belirsizlikleri kesin görünen bir sayıya sıkıştırır. Finansal servetin epistemik paradoksu tam da burada düğümlenir: Ne kadar paranız olduğunu tam olarak bilirsiniz; ta ki paranızı isteyene kadar. ZORUNLU FİNANSALLAŞMA VE ÖZNENİN İKİLİĞİ Krizi basitçe “yüksek getiri peşinde koşanların başına gelenler” olarak resmetmek, bu yapının en kritik toplumsal boyutunu görünmez kılar. Sürekli yüksek enflasyon koşullarında yaşayan bireyler finansal piyasalara yalnızca daha fazla kazanmak için girmez, ellerindekini korumak ve yarınlarını savunmak için de yönelir. Finansallaşma tam da burada sınıfsal açıdan sarsıcı bir dönüşüm yaratır. Ücretli emek ile sermaye geliri arasındaki yapısal ayrım ortadan kalkmaz; fakat aynı bireyin gündelik varoluşunda birbirine teğet geçer. Gündüz emeğini satar.
Akşam telefondaki uygulamadan mevduat faizini, fon performansını, altını ve hisse grafiklerini karşılaştırır. Bu insan bir sermayedara dönüşmez, üretim araçları üzerindeki mülkiyet ilişkisi değişmemiştir. Finansallaşmış kapitalizm, emekçiyi sermayedara dönüştürmeden onu sermayedar gibi davranmaya zorlar. Tasarrufunu korumak isteyen birey risk hesaplamak, birikimini farklı araçlara dağıtmak ve geleceğini giderek daha fazla finansal enstrümanların performansına bağlamak zorunda kalır. Burada kapitalist öznenin yeni bir ikiliği doğar. Aynı insan üretim alanında ücretli, dolaşım alanında küçük yatırımcıdır.
Bir tarafta emeğinin değerini korumaya çalışırken, diğer tarafta o emeğin geçmişte biriktirebildiği küçük parçayı sermaye piyasalarında korumaya uğraşır. Finansallaşmanın ideolojik ve hegemonik gücü de bu ikilikten beslenir. Piyasa artık bireyin karşısında duran dışsal bir alan yerine, emekliliği, barınma hayali, çocuğunun eğitimi ve birkaç yıl sonraki satın alma gücü giderek piyasaların performansına bağlanmıştır. Böylece sermayenin istikrarı ile bireyin kişisel güvenliği aynı dil içinde konuşulmaya başlar. Piyasa çöktüğünde yalnızca “sermayenin serveti” değer kaybetmez; geniş kesimlerin gelecek beklentileri ve hayat birikimleri de darbe alır. Finans artık üretimin üzerinde yükselen bağımsız bir kumarhane olmaktan çıkmış, toplumsal yeniden üretimin içine yerleşmiş bir gelecek yönetimi mekanizmasına dönüşmüştür Finansal sistem tekil yatırımcıya çıkış ve likidite imkânı sunabilir.
Ancak herkese aynı anda, aynı değerden sınırsız likidite sağlayamaz. Satışın karşısında alıcı, nakit talebinin karşısında ödeme kapasitesi gerekir. Talep kitleselleştiğinde fiyat değişir; satış büyüdükçe ekrandaki önceki değer geçerliliğini kaybeder. Likidite bu nedenle bireysel düzeyde gerçek, sistem düzeyinde ise koşullu bir vaattir. Finansal kapitalizmin temel illüzyonlarından biri burada kurulur: Herkesin tek tek kapıdan çıkabileceği varsayılır; gerçekte ise herkesin aynı anda çıkabileceği ortak bir kapı yoktur. Finansal servet de bu yüzden iki farklı biçimde var olur.
Ekranda size ait, rakamla ifade edilen bir stoktur. Piyasada ise başka aktörlerin satın alma isteğine, ödeme kapasitesine ve geleceğe ilişkin beklentilerine bağlı bir ilişkidir. Kriz, ekranın stok olarak gösterdiği servetin gerçekte bir ilişkiler ağı içinde var olduğunu hatırlatır. Son fon krizinin önemi de burada.
Fon isimleri unutulabilir, yeni düzenlemeler yapılabilir, fiyatlar toparlanabilir. Görünür hâle gelen çelişki ise ortadan kalkmaz. Kriz, ekrandaki sayı ile kasadaki nakit arasındaki mesafeyi açığa çıkarır. Bugünde fiyatlanan gelecek, herkes için aynı anda nakde dönüşemez.


