18 October 2026, Sunday
John Street’le eğitim ve araştırma üzerine söyleşi: Savaşlar farklı, protest sanat aynı
Ekonomi

John Street’le eğitim ve araştırma üzerine söyleşi: Savaşlar farklı, protest sanat aynı

Ozan Eren Bazı açılardan bakıldığında, sinema yıldızı ve başkan Ronald Reagan döneminden ya da Jane Fonda ve başkalarının Amerika’nın Vietnam Savaşı’na müdahalesine karşı gerçekleştirdiği protestolardan bu yana pek az...

Ozan Eren Bazı açılardan bakıldığında, sinema yıldızı ve başkan Ronald Reagan döneminden ya da Jane Fonda ve başkalarının Amerika’nın Vietnam Savaşı’na müdahalesine karşı gerçekleştirdiği protestolardan bu yana pek az şey değişti. Bir de protesto şarkılarının çok uzun bir geçmişi var elbette. Ancak sosyal medya, siyaset hakkında kimin söz sahibi olabileceğini, ne şekilde konuşacağını ve bu sözlerin kimlere ulaşacağını baştan aşağı değiştirdi.

Öncelikle kitaba Orpheus’u anarak başlıyorsunuz. Neden Orpheus’u tercih ettiniz?  Orpehus miti küçüklüğümden beri çok ilgimi çekmiştir. Biricik karısı Eurydike’yi Ölüler Ülkesi’nden kurtarmak için yeraltına inen ve burada liriyle çaldığı olağanüstü güzellikteki şarkılarla Hades’in bile kalbine dokunabilen ozanın öyküsü, aslında müziğin büyüsüne dair çok şey söylüyor bence.

Orpheus kalbinde isyanı, kederi, aşkı, tutkuyu ve sevinci taşıyan; duygularını çok yoğun yaşayan biri. Ben de bu yüzden sevdiğim müzisyenlerin Orpheus’un soyundan geldiğini düşünmüşümdür hep içten içe.   Müzik ve kitabı buluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?  Müzik hakkında düşünmek, okumak ve yazmak çok hoşuma gidiyor.

“Patti Kahve Yapıyor” isimli bir Substack bültenim var, burada “hayat, evren, her şey ve müzik” hakkında yazılar yazıyorum. Rock müzik tarihini ansiklopedi şeklinde genç okurlara sunma fikri ise sanırım ergenliğimde ihtiyaç duyduğum kılavuzu yazma arzumdan ibaretti sadece. Genç okurların yoluna ekmek kırıntıları serpmek için bu kitabı yazdım.

Rock müziği ana hatlarıyla keşfetsinler ve sonrasında kendileri derinlemesine araştırabilsinler diye… Sonra yolum Mimas Yayınları’yla kesişti ve uzun süren yayıncı arayışım sonucunda, kitap nihayet genç okurlarla buluşabildi.  Çok farklı rock türleri ve oldukça geniş bir isim listesi var. Kitabın yazım süreci nasıl geçti? Bir takım eksik isimler de gözüme çarptı.

Seçkiyi nasıl yaptınız?  Rock Efsaneleri kitabımda dünyadan rock müziğe yön veren 101 önemli isme ve Türkiye rock müzik tarihinin kısa bir özetine yer verdim. Bu süreçte sayısız kaynak taradım, bol bol müzik dinledim, hayal kurdum ve çizim yaptım. Kitabı yazarken de resimlerken de çok çalıştım ve çok yoruldum.

Sonra biraz daha çalıştım ve biraz daha yoruldum. Elvis’ten Bowie’ye, Queen’den Barış Manço’ya uzanan tuhaf ve müthiş bir yolculuk oldu bu benim için. Seçkiyi yaparken sadece gerçekten “efsane” olan isimlere yer vermeye dikkat ettim.

Eksikler tabii ki vardır, ancak bu kılavuzun genç okurları bu eksikleri kendi başlarına tamamlamaya iteceğini düşünüyorum ben.   Kitabın hedef kitlesi gençler, sizce gençler arasında rock müzik hâlâ popülerliğini koruyor mu?  Rock müziğin gençler arasında popüler olup olmadığını bilmiyorum ama böyle olması da gerekmiyor sanırım. Rock müzik her zaman için biraz toplum normlarının dışında kalan insanlara hitap etmiştir.

Tıpkı kitabımın editörü Ecem Ardalı gibi, ben de büyürken kendimi rock müzikte buldum. Yoksa kendimi rock müzikte kaybettim mi demeliyim? Neyse, ikisi aynı şey zaten bence.

Mesela, David Bowie bana kendini bu dünyada bir uzaylı gibi hissetmenin kötü bir şey olmadığını gösterdi. Patti Smith ise sanat aracılığıyla başkalarının yaralarını sarabilmenin mümkün olduğunu… Bu kadarı genç bir insanın kendini inşa etmesi için yeterlidir belki de.  Alice Cooper’ı anlatırken “sevdiğimiz şeylere dönüşmemizin kaçınılmaz olduğu” demişsiniz, bu gençlere yönelik bir tavsiye olarak düşünülebilir mi?  Çocuk ve gençlik kitaplarımda özellikle yapmaktan kaçındığım bir şey varsa, o da tavsiye vermek. Ben bu kitabı en başka kendi çocukluğum için yazdım.

Çocukken ihtiyaç duyduğum sözler bunlar benim. Ne dinliyorsak, ne okuyorsak, ne izliyorsak, sonunda o oluyoruz. Kaçınılmaz bir biçimde, tutku duyduğumuz şeye dönüşüyoruz.

Ruhumuz sevdiğimiz her şeyden ve herkesten bir parça taşıyor, onlarla şekilleniyoruz. Bu yüzden de neyi ve kimi sevdiğimize çok dikkat etmemiz gerekiyor bence. Ama bu bir tavsiye değil, bir düşünce sadece.

  Tek tek isimlere girmek istemezdim ama bence en etkileyici anlatımınız Lemmy’den söz ederken. Sizce de öyle mi?  “Sıkı bir rockçının neye benzediğini görmek istiyorsan, Motörhead’in kurucusu Lemmy Kilmister’a bakabilirsin!” diye başlıyor bu yazı. Çok sevilen, tüm o sert tavırlarına karşın sevimli olmayı da başaran, hem punkları hem metalcileri derinden etkilemiş, özel biriydi Lemmy.

2015’te hayata veda ettiğinde Türkiye’de onun için lokma bile döküldü. Bu yüzden mutluyum onun hakkında yazabildiğim için. Bunun kitabın en etkileyici anlatımı olup olmadığını ise bilmiyorum ama Rock Efsaneleri’nin güzelliği de burada sanırım; içinde herkese göre bir şey var.  Son olarak 90’lar ve Türkçe rock yapılır mı tartışması demişsiniz, hatırlamayan okurlara biraz anlatmak ister misiniz?  Ben büyürken Beyoğlu’nda paneller düzenlenir ve Türkçe sözlü rock müzik yapılabilir mi yapılamaz mı diye tartışılırdı.

Ama aslında bu oldukça tuhaftı, çünkü 1950’lerin ikinci yarısından beri zaten yapılan bir şeydi Türkçe rock. Ben çocukken MFÖ, Erkin Koray, Bulutsuzluk Özlemi ve Barış Manço hayranıydım. Şimdilerdeyse yerli sahnenin yeraltındaki isimlerini büyük bir mutlulukla keşfediyorum.

Türkiye’de rock müzik adına harika şeyler yapılıyor. Eski tartışmalar geçerliliğini yitirdi artık. Zaten hiçbir zaman geçerli değillerdi belki de… Ama bu tartışmalar da tarihin bir parçası ve genç okurları bunlardan haberdar etme çabası içindeyken o günlere dönmek benim için tatlı bir deneyimdi yine de. 

İlgili Haberler