04 October 2026, Sunday
Demet Lüküslü ile söyleşi: Gençlik demokrasiye sahip çıktı
Gündem

Demet Lüküslü ile söyleşi: Gençlik demokrasiye sahip çıktı

Yusuf Tuna Koç Bugün tüm dünyada gençler yeniden sokak isyanların asli unsuru haline geldi. Fransa’dan Hindistan’a, Sırbistan’a kadar her ülkede neoliberalizmin yarattığı yoksulluk, yolsuz iktidarlar, toplumsal...

Yusuf Tuna Koç Bugün tüm dünyada gençler yeniden sokak isyanların asli unsuru haline geldi. Fransa’dan Hindistan’a, Sırbistan’a kadar her ülkede neoliberalizmin yarattığı yoksulluk, yolsuz iktidarlar, toplumsal adaletsizlikler konusunda en çok sesi gençler çıkarıyor. Türkiye’de de 19 Mart süreci, gençliğin siyasete müdahalesi açısından uzun yıllar sonra kitlesel anlamda en büyük kırılmalardan biri olmuştu.

Fakat geçen sürede gençlerin siyasete ilgisi azalmasa dahi katılımında ve temsilinde bir ilerleme olmadı. Bütün gençler siyaset konuşuyor, pek azı siyasallaşıyor. Üniversitelerdeki direnişler, işçi mücadeleleriyle gösterilen dayanışmalar, kadın mücadelesine katılım son derece önemli ancak bir bütün halinde gençlik, kendisini siyasal alana dahil hissetmiyor.

Ülkede en kırılgan koşulları yaşayan, toplumda kendisine anlamlı bir yer bulmakta zorlanan milyonlarca genç, bir şeyleri değiştirme arzusuna sahip, ancak bu değişimi yaratabilecek siyasal mücadele alanını henüz bulabilmiş değil. Bu ikilemin sebeplerini, gençlerin siyasallaşma imkanlarını ve politik duygularını Demet Lüküslü ile konuştuk.  Türkiye’de Z kuşağının politizasyonundan bahsettiğimizde 19 Mart öncesi ve sonrası şeklinde değerlendirmeler sıkça yapılıyor. 1-2 aylık meydan eylemliliklerinin ardından geçen bir buçuk senede gençlerin siyasetle ilişkisi nasıl değişti?  Ben bildiğiniz gibi son yirmi yıldır Türkiye’de gençler üzerine çalışmalar yapıyorum ve konu gençlerin politizasyonu olunca ve gençler toplumsal hareketler ve protestolarda her görüldüklerinde bunu sanki öncesi yokmuş gibi bir milat olarak görme eğilimi oluyor.

Birdenbire sanki gençler hiç öncesinde yokmuşçasına bir siyasal aktör olarak görülmeye başlanıyorlar. Oysa gençlerin politizasyonu dediğimizde, konuyu tarihsel çerçevede ele almamız gerekli. Ancak tabii 19 Mart sonrasında gençlerin protestolara aktif katılımı bize bir şeyler söylüyor ve bunun üzerine düşünmek önemli.

Gençlik tarihi açısından konuya baktığımızda bu tarih içinde farklı dönüm noktaları oluyor ve 19 Mart’ı da bunlardan bir tanesi olarak ele alabiliriz. Üstelik gençler protestoları ile temsili demokrasiye ve verdikleri oya da sahip çıktılar. Bu demokrasiye sahip çıkma refleksinin yeterince iyi anlaşılmadığını düşünüyorum.

Oysaki son dönemlerde Türkiye’de yapılan gençlik gençlerin her şeye rağmen demokrasiye sahip çıkışı olarak okuyabiliriz.   7’den 70’e herkesin siyaset konuştuğu fakat pek az siyasete aktif olarak dahil olduğu bir dönemdeyiz. Gençlerin siyasete katılma, örgütlenme konusunda öne çıkan fikir ve duygusu sizce nedir?

Ülkeye dair bu kuşağın belirgin duygusu nedir?  Bu sanırım hep böyleydi. En azından son yirmi yıldır yapılan gençlik anketleri bize gençlerin siyasette aktif olmadıklarını gösteriyor. Örneğin siyasal partilerin gençlik kollarındaki gençlerin oranı yüzde 10’u geçmiyor, vs.

Oysaki gençler oy veriyorlar, oylarını sahip çıkmak istiyorlar, seslerini farklı şekillerde iletmeye çalışıyorlar. Ancak seslerini duyurmakta ciddi sorun yaşıyorlar. Tam da bu sebeple, gençlerin kurumsal siyaseti nasıl gördükleri ve kurumsal siyasetin gençleri seçmen kitlesi gibi görmesi, gençlere alan açmaması üzerine düşünmek önemli.

Gençler üzerine çok söz söylense de- örneğin gençler bir seçmen grubu olarak görülse de- hem onlara yönelik, onların hayatını rahatlatacak politikalar geliştirilmiyor hem de onlara kurumsal siyasette yer açılmıyor.     Emekliler ile birlikte toplumdan dışlanma duygusunun en yüksek olduğu kesimlerin başında gençlerin olduğu söyleniyor. Bu durumun siyasete yansıması nasıl oluyor, gençlerin siyasete müdahil olabileceği koşullar neler olabilir?  Sorunuz bence de çok yerinde. Bugün İngilizcesiyle life stage olarak adlandırılan hayatın evrelerinin önemli bir kavram olarak hayatımıza girdiğini ve siyasal bir kimlik haline geldiğini gözlemliyoruz.

Gençlik ve yaşlılık aslında hayatın farklı evrelerine işaret ediyor. Bu iki evre de bugünün toplumlarında yaşam kalitesi ve toplumdaki konumları açısından kırılganlıkların/ zorlukların yaşandığı evreler olarak karşımıza çıkıyor. Hayatın bu iki evresi de böylece hayatın bir evresi olmaktan çıkıp toplumsal bir kategori ve hatta siyasi bir kimlik oluşturabiliyorlar.

Ayrıca her iki kategori de toplumda belirli bir ahlaki üstünlüğe sahip. Gençlik, toplumların potansiyeli, insan gücü olarak kendisini tanımlarken, emekliler çalışma hayatında toplum için üretmiş kişiler olarak hak ettikleri gibi yaşayamadıklarını dile getiriyorlar. Üstelik gençler de emeklilerin durumundan etkileniyor, kendi gelecekleri için kaygılanıyorlar.

Bu sebeple gençlerden ve emeklilerden yükselen sesleri toplumdan saygı talebi ve adil paylaşım talebi olarak okuyabiliriz. Tam da bu sebeple günümüzün yaşlanan toplumları için hayatın farklı evrelerinde bireyleri güçlü kılacak, yaşadıkları zorluklarda onları dirençli kılacak politikaları düşünmek gerekiyor.  Siyasetini arayan gençlik

İlgili Haberler