07 October 2026, Wednesday
Çocuklarda şiddet riskine dikkat! Ailelere uyarı!
Gündem

Çocuklarda şiddet riskine dikkat! Ailelere uyarı!

Son dönemde çocukların okula silah getirdiği olayların gündeme gelmesi, ailelerin çocukların davranışlarında hangi değişiklikleri ciddiye alması gerektiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre çocuklarda...

Son dönemde çocukların okula silah getirdiği olayların gündeme gelmesi, ailelerin çocukların davranışlarında hangi değişiklikleri ciddiye alması gerektiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre çocuklarda görülen her öfke, içe kapanma ya da akran çatışması tek başına bir şiddet göstergesi olarak değerlendirilemez. Önemli olan, davranış değişikliğinin ne zaman başladığı ne kadar sürdüğü, günlük yaşamı ve ilişkileri nasıl etkilediği ve başka belirtilerle birlikte görülüp görülmediği.

Bu kapsamda çocukların yaşadığı duygusal ve sosyal güçlüklerin erken dönemde fark edilmesi, ailelerin ve okulun doğru şekilde sürece dahil olması önem taşıyor. Öğr. Gör.

Elif Türel, çocukların davranışlarını değerlendirirken tek bir olaya ya da davranışa odaklanmak yerine genel tabloya bakılması gerektiğini belirtiyor. Çocukların zaman zaman öfkelenmesi, arkadaşlarıyla sorun yaşaması, içine kapanması ya da şiddet içerikli dijital oyunlara ilgi göstermesi tek başına ciddi bir risk anlamına gelmiyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde öfke, çatışma yaşama ve sınırları test etme gelişimin doğal parçaları arasında yer alabiliyor.

Bununla birlikte, daha önce görülmeyen ve zaman içinde belirginleşen davranış değişikliklerinin dikkate alınması gerekiyor. Yoğun ve kontrol edilmesi güç öfke, sürekli tehdit edici konuşmalar, aileden ve arkadaşlardan uzaklaşma, yoğun umutsuzluk ya da değersizlik ifadeleri, okula gitmek istememe, akademik başarıda ani düşüş, uyku ve yeme düzenindeki belirgin değişiklikler ile daha önce keyif aldığı etkinliklere ilgisini kaybetme, çocuğun yaşadığı güçlüğün anlaşılması açısından önemli ipuçları olabiliyor. Türel, bu belirtilerden birinin görülmesinin çocuğun şiddet uygulayacağı anlamına gelmediğinin altını çizerek, “Burada önemli olan davranışın çocuğun yaşı, gelişim özellikleri ve içinde bulunduğu yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi.

Aile içindeki değişiklikler, akran ilişkileri, zorbalık, dışlanma, travmatik yaşantılar ve yoğun stres çocuğun davranışlarını etkileyebilir” değerlendirmesinde bulundu. Çocukların şiddet ve silah içerikleriyle dijital oyunlar, sosyal medya ve videolar aracılığıyla karşılaşması da ailelerin dikkat ettiği konular arasında bulunuyor. Ancak uzmanlara göre bir çocuğun şiddet içerikli bir oyun oynaması veya bu tür içeriklere ilgi göstermesi, tek başına gerçek hayatta şiddete başvuracağı anlamına gelmiyor.

Bu noktada asıl önemli olan, çocuğun bu içerikle nasıl bir ilişki kurduğu. İçeriğin yaşına uygun olup olmadığı, çocuğun bundan nasıl etkilendiği ve gerçek yaşam ile kurgu arasındaki ayrımı nasıl yaptığı önem taşıyor. Ailelerin çocukla iletişim kurarken yalnızca “Ne izliyorsun?” ya da “Hangi oyunu oynuyorsun?” gibi sorular sormak yerine, “Bu içerikte seni etkileyen ne oldu?” veya “Sence burada ne yaşanıyor?” gibi sorularla çocuğun düşüncelerini anlatmasına alan açması öneriliyor.

Çocuğun belirli kişilere yönelik tehditlerde bulunması, zarar verme düşüncelerinden söz etmesi, şiddet eylemine ilişkin somut hazırlıklardan bahsetmesi ya da gerçek hayatta silaha erişmeye çalışması ise diğer davranışlardan ayrı değerlendirilmeli. Öğr. Gör.

Elif Türel, özellikle belirli bir kişi, zaman, mekân veya eyleme yönelik somut tehditlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, böyle durumlarda önceliğin çocuğun ve çevresindeki kişilerin güvenliğinin sağlanması olduğunu vurguluyor. Ev ortamında bulunan silah ve diğer tehlikeli araçlara çocukların erişiminin önlenmesinin de yetişkinlerin sorumluluğunda olduğunu ifade eden Türel, silahların çocukların ulaşamayacağı şekilde güvenli biçimde saklanmasının temel bir güvenlik önlemi olduğunu belirtiyor. Çocukların arkadaşlık ilişkilerinde yaşadığı sorunlar da davranış değişikliklerinin anlaşılması açısından önemli.

Geçici arkadaşlık çatışmalarından farklı olarak uzun süreli zorbalık, dışlanma, tehdit edilme, ağır aşağılanma ve sosyal izolasyon çocuğun duygusal durumunu ve okula ilişkin tutumunu etkileyebiliyor. Ailelerin yalnızca çocuklarının arkadaşı olup olmadığına değil, arkadaşlık ilişkilerinde kendilerini nasıl hissettiklerine de dikkat etmesi gerekiyor. “Kimse beni istemiyor”, “Herkesten nefret ediyorum” gibi ifadelerin sürekli hale gelmesi durumunda çocuğu hemen suçlamak ya da tehdit olarak görmek yerine, bu sözlerin arkasındaki yaşantının anlaşılmaya çalışılması önem taşıyor.

Çocuğun yaşadığı sorunları anlatabileceği güvenli bir iletişim ortamının oluşturulmasının önemine dikkat çeken Türel, ailelerin ilk tepkisinin suçlamak ya da yargılamak yerine dinlemek olması gerektiğini söylüyor. “Bunu neden yaptın?” ya da “Böyle düşünmen yanlış” demek yerine, çocuğun yaşadıklarını anlatmasına fırsat veren açık uçlu soruların kullanılabileceğini belirten Türel, gerektiğinde öğretmenlerin, okul yönetiminin ve uzmanların sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekiyor. Çocuğun kendisine ya da başkasına zarar verme ihtimaline ilişkin ciddi bir tehdit söz konusu olduğunda ise konunun yalnızca aile içinde tutulmaması gerektiğini vurgulayan Türel, uygun uzman ve yetkili birimlerden destek alınması gerektiğini ifade ediyor.

Öğr. Gör. Elif Türel, çocukların güvenliğini sağlamanın yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale etmekle mümkün olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: "Çocukların davranışlarını tek başına bir risk olarak görmek yerine, bu davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığına bakmak gerekiyor.

Her farklı davranış bir tehdit değildir. Ancak belirgin ve süreklilik gösteren değişimleri de göz ardı etmemeliyiz. Ailelerin çocuklarını dinlemesi, okul yaşamını ve arkadaşlık ilişkilerini takip etmesi, dijital içerik konusunda rehberlik etmesi ve tehlikeli araçlara erişimi önlemesi koruyucu yaklaşımın önemli parçalarıdır.

Buradaki temel amaç çocuğu ‘tehlikeli’ olarak etiketlemek değil, davranışın arkasındaki duygusal ve sosyal güçlüğü anlamaya çalışmaktır."

İlgili Haberler