"Hizmet" Kılıfı, İkbal Hesabı
Türk siyasetinde seçim sandıkları kapandıktan hemen sonra sahnelenen, artık ezberlediğimiz o tanıdık tiyatroyu bilirsiniz. Partisinden seçilip sonra pat diye iktidar tarafına geçenlerin kurduğu o meşhur cümleyle başlar...
Türk siyasetinde seçim sandıkları kapandıktan hemen sonra sahnelenen, artık ezberlediğimiz o tanıdık tiyatroyu bilirsiniz. Partisinden seçilip sonra pat diye iktidar tarafına geçenlerin kurduğu o meşhur cümleyle başlar her şey: "Baktım ki muhalefetteki mevcut konumumla memleketime yeterince hizmet edemiyorum; halkıma daha iyi imkân ve hizmet taşımak için iktidar partisine geçtim..." Yıllardır duya duya artık kabak tadı veren bu laf, ilk bakışta sanki milleti için kendini feda eden duyarlı bir siyasetçinin sözüymüş gibi gelebilir. Ama maskeyi biraz indirip arkasına baktığınızda; seçmeni hiçe sayan, milletin tercihini küçümseyen ve sadece kendi ikbalini kurtarmaya çalışan bir kurnazlık görürüz.
Burada milletin gözünden kaçırılmak istenen ama herkesin bal gibi bildiği çok basit bir gerçek var: Seçmen sandığa gittiğinde ne yaptığını bilmiyor muydu? Devletin gücünden, bakanlıkların kapılarından, bütçe imkânlarından habersiz miydi? Elbette biliyordu.
Oy pusulasını eline aldığında iktidar partisinin adayı da oradaydı. Ama seçmen ne yaptı? Bütün o devlet gücünü bildiği halde bile bile, isteyerek ve kendi özgür iradesiyle oyunu iktidarın adayına değil; muhalefetin adayına, yani bugün saf değiştiren o başkanlara verdi.
Seçmen sandıkta aslında şunu söyledi: "Ben iktidarın gücüne veya imkânına bakmıyorum; senin duruşunu, senin vadettiğin çizgiyi ve arkanda durduğun partiyi seçiyorum." Şimdi durum böyleyken, koltuğa oturduktan sonra kalkıp "Hizmet için geçtim" demek, sana güvenip oy veren insanlara açıkça "Siz neyi seçeceğinizi, kime oy vereceğinizi hesap edemezsiniz" muamelesi yapmaktır. Kimse kusura bakmasın; burada seçmenin bir bilinçsizliği yok, aksine kapı gibi net bir tercihi vardır. İşin daha da acı tarafı, bu lafı söylerken farkında olmadan yapılan o büyük itiraftır.
Bu ülkede kamu hizmeti, iktidarların kendi adamlarına dağıttığı bir lütuf değildir. Vergisini son kuruşuna kadar ödeyen her kasaba, her şehir, belediye başkanı kim olursa olsun yasalara göre eşit hizmet almak zorundadır. Aday olduğu beldenin hakkını aramak yerine "İktidara geçmezsem memleketime çivi çakamazlar" demek; aslında "Bu ülkede adalet yok, hak hukuk işlemiyor; kaynaklar hizmete göre değil rozete göre dağıtılıyor" diye bağırmaktır.
Bir belediye başkanı bunu kendi ağzıyla söylediğinde, anayasal bir hak olan kamu hizmetinde eşitlik ilkesinin katledilişini kendi eliyle meşrulaştırmış olur. Kimse kimseyi kandırmasın. Sandıktan çıkan oy, seçilmiş kişiye verilmiş ucu açık bir çek ya da cebine koyup dilediği gibi devredebileceği bir "şahsi mal" değildir.
O oy; o adayın namusuna, sözüne ve temsil ettiği fikre emanet edilmiş bir güvendir. Bu emaneti taşıyamayıp "hizmet" kılıfı altında iktidar saflarına taşımak, sadece bir siyasi tercih değişimi değildir; kendisine güvenip yağmur çamur demeden sandığa giden vatandaşın emeğine ve umuduna yapılmış açık bir haksızlıktır. Bu kararın arkasında memleket sevdası falan değil; kendi geleceğini garantiye alma hesabı, yarın bir gün kapısını çalabilecek soruşturmalardan korunma arayışı ve bir sonraki seçimde koltuğu kaybetmeme telaşı vardır.
Oysa siyasi ahlakın ve duruşun gerektirdiği tek bir yol vardır: Bir belediye başkanı seçildiği partinin çizgisiyle yolunu ayırdıysa veya o çatı altında hizmet veremeyeceğine gerçekten inanıyorsa, yapacağı şey rozet değiştirip konfor alanını korumak değildir. Onurlu ve dürüst olan; o koltuktan çekilmek, yetkiyi asıl sahibine, yani millete iade etmektir. Eğer kendine ve hizmet aşkına o kadar güveniyorsa, yeni partisinin logosuyla veya bağımsız olarak tekrar halkın kantarına çıkar.
Demokrasiyi zedeleyen ve milletin sandığa olan inancını sarsan şey tam da bu kolaycılıktır. Seçmenin hür iradesini kişisel ikbal hesaplarına sermaye yapmak, vatandaşın aklını hiçe saymaktır. Sırf koltuğu korumak adına atılan bu adımları "hizmet" kılıfıyla süslemek kimseyi inandırmaz.
Unutulmamalıdır ki; millet sandıkta verdiği oyu da, o oya gösterilen saygıyı da unutmaz. Günü geldiğinde kendi iradesini hafife alanlara en net ve en ağır cevabı yine sandıkta verir.



