“Adaylaşma” yanlış bir sözcük müdür?
Ufukta seçim göründü ya, partiler sisteminin ayrılmaz öğeleri arasında yer alan adaylıklar da kaçınılmaz olarak gündemde. Daha şimdiden “aday”, “adaylık”, “adaylaşma” sözcükleri parti çevrelerinde dolaşmaya başladı....
Ufukta seçim göründü ya, partiler sisteminin ayrılmaz öğeleri arasında yer alan adaylıklar da kaçınılmaz olarak gündemde. Daha şimdiden “aday”, “adaylık”, “adaylaşma” sözcükleri parti çevrelerinde dolaşmaya başladı. Tabii, bu arada kimi dilseverler de “adaylaşma” sözcüğünün doğru bir türetme olup olmadığını soruyor bana.
TDK ve Dil Derneği, kendi sitelerindeki güncel sözlüklerinde “adaylaşma” ve “adaylaştırma” sözcüklerine yer vermemiş. Demek ki onlar dildeki gelişmeleri biraz geriden izliyorlar. Oysa “aday”dan türetilmiş sözcüklerin siyaset ve iş dünyasındaki kullanım alanı hayli geniş görünüyor...
∗∗∗ Dil denen varlık, durağan bir yapı değildir. Dildeki gelişme, toplumsal ilerlemenin doğal sonucudur. İnsan yaşamında yeni gereksinimler ortaya çıktıkça bunları karşılayacak yeni sözcükler katılır dil dağarımıza.
Dil böyle gelişir, değişir, varsıllaşır. “Adaylaşma” sözcüğündeki “-laş-ma” eki, değişik iki yapım ekinden oluşmuştur. “Adaylaştırma”da ise üç ayrı yapım eki vardır.
Dolayısıyla birden çok ek almış bu adlar, dilbilgisi açısından türemiş sözcüklerdir. Biraz karışık olacak ama “-laş” eki, addan eylem yapan ektir; “-ma /-me” eki ise bu eylemi yeniden ada dönüştürür. Bu ekler bir adla birleştiğinde ortaya “adeylem” türünden bir sözcük çıkar; yani “aday” sözcüğü aşamalı olarak “aday-laş-ma” ve “aday-laş-tır-ma” biçimini alır. Burada “-dır /-tır” eki, eylemden eylem yapan bir ektir.
“Adaylaşma” sözcüğü, bu ek araya girince “adaylaştırma” olur ve tümcede ad işlevi görür. Görüldüğü gibi “adaylaşma” ve “adaylaştırma” sözcüklerinin her ikisi de aynı kökten, yani “aday” sözcüğünden türediği halde, aldıkları eklerle farklı anlamlar kazanmışlardır. “Adaylaştırmak”, yapısal olarak “oldurgan” çatıda bir sözcüktür.
Çünkü aday olma edimini kendisi değil başkası yerine getirmektedir. “Adaylaşmak” ise geçişsiz bir eylem olduğundan “ettirgen” niteliktedir. “Adaylaşma”ya benzer yapıda pek çok sözcük vardır Türkçede.
İşte birkaç örnek: Adlaşma, buzullaşma, çağdaşlaşma, çoraklaşma, çölleşme, gelenekleşme, güncelleşme, kavramlaşma, kemikleşme, kireçleşme, kurumlaşma, mektuplaşma, sıradanlaşma, sıvılaşma, şakalaşma, yabancılaşma, yapılaşma, yozlaşma, zıtlaşma vb. ∗∗∗ “Adaylaşma”nın anlamı çok açık. Çünkü bu sözcük, Türkçede var olan ve herkesçe bilinen bir kökten türetilmiş.
Kullanımı daha da yaygınlaşırsa bir süre sonra sözlüklere de girer diye düşünüyorum. OKURDAN Ekranlardaki yanlışlar Sayın hocam, yokluğunuzda büyük bir boşluk doğmuştu! Yeniden hoş geldiniz!
25 yıldır "Türkiyem" mi "Türkiye’m" mi yazımının peşindeyim. Sayın Feyza Hepçilingirler’e, "Silivrimize"nin yazımı doğru mu diye sormuştum. “Duygusallık anlamı taşıdığından olabilir” diye yanıtlamıştı.
Bu işin kuralı ne ise ona uyulması gerektiği kanısındayım. Ekranlarda yapılan yanlışlar o denli çok ki! Saptamalarımın bir bölümünü Silivri Haber Hattı gazetesinde ‘Kendinizi Bir Sınayın Bakalım’ başlığıyla yayımlamıştım.
Saygılar sunuyorum. Tanzerdal SEZGİN (Eğitimci / İstanbul) Tipografik bir tercih Dilde gereksiz öykünmeye dikkat çekmeniz önemli. Türkçenin kendi anlatım olanakları varken yabancı biçimlerin yalnızca moda ya da gösteriş amacıyla kullanılmasını sorgulamak gerekir.
Ancak burada köken ile kullanım arasında bir ayrım yapmak da yararlı olabilir. “&” işareti İngilizce kökenli değildir; tarihsel olarak Latince “et” (ve) sözcüğünün birleşik yazımından doğmuş ve zamanla uluslararası bir tipografik işarete dönüşmüştür. Bu nedenle her “&” kullanımını doğrudan İngilizceye öykünme olarak değerlendirmek yerine, kullanıldığı bağlama ve gördüğü işleve bakmak daha açıklayıcı olabilir.
Dil, tarih içinde yaşayan ve değişen bir varlıktır. Bu nedenle asıl ölçütün bir işaretin yabancı kökenli olup olmamasından çok, Türkçenin anlatımına gerçekten katkı sağlayıp sağlamadığı olması gerektiğini düşünüyorum. Dili korumak, onu değişmez kılmak değil, değişimini bilinçle değerlendirmektir.
Saygılarımla. Arslan MEHMET (Yazar) “Gelirkene, giderkene...” Epeydir kulağımı tırmalayan “-kene...” eylem ekini size yazma gereği duydum. En son, ünlü bir davanın avukatı, televizyonda konuşurken sözlerini “gelirkene...
giderkene... alırkene...” diye bağlıyordu. “Gelirken...
giderken... alırken...” sözcükleri dururken ‘-kene’ ekine neden gerek duyuluyor, anlamıyorum. Ali Haydar NERGİS (Gazeteci ve yazar / İsveç)


