26 September 2026, Saturday
Ekonomi

Yeni enerji "reformları" ve piyasanın sefaleti

Günümüzde elektrik talebi hızla artarken; yeni iletim hatları inşa etmek yıllar alıyor ve yüksek maliyet çıkarıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) “Elektrik Çağında Şebekeyi Modernize Etmek” başlığıyla yakın zamanda...

Günümüzde elektrik talebi hızla artarken; yeni iletim hatları inşa etmek yıllar alıyor ve yüksek maliyet çıkarıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) “Elektrik Çağında Şebekeyi Modernize Etmek” başlığıyla yakın zamanda yayımladığı raporda, çözümün yeni direk dikmek veya kablo çekmek yerine mevcut şebekeleri yapay zekâ, sensörler ve akıllı yazılımlarla “dijitalleştirmekten” geçtiğini savunuyor. Bir noktaya kadar anlaşılır ve kabul edilebilir olan bu perspektif bir yana, raporda asıl dikkat çeken nokta teknolojik araçlar değil; bu araçları özel şirketlere kabul ettirmek için önerilen “düzenleyici reformlar”.

Önümüzdeki dönem ülkemizi de etkileyeceğini rahatlıkla ön görebileceğimiz bu “yeni” perspektife kısaca da olsa biraz bakalım. IEA’ya göre elektrik şebekelerini işleten özel şirketler, mevcut yasalar nedeniyle yazılıma veya dijital sistemlere yatırım yapmıyor; çünkü geleneksel sistem sadece beton ve demir gibi fiziksel yatırımlara kâr oranı veriyor. Peki, IEA bu durumu değiştirmek için ne öneriyor ve bu “reformlar” vatandaşın hayatına nasıl yansıyor?

Raporun dilinde sıkça geçen karmaşık terimleri sade bir Türkçe ile okuduğumuzda, piyasanın işleyişi netleşiyor: : İletim ve dağıtım şirketlerinin inşve yazılım/işbütçelerini tek bir sepette toplama yaklaşımıdır. IEA, şirketlerin hangisi ucuzsa onu seçebilmesi için yazılım harcamalarına da kâr oranı verilmesini ister. : Şirketlere sadece yaptıkları masraf üzerinden değil; elektrik kesintisini azaltma veya kapasite açma gibi “performans hedeflerini” tutturmaları halinde ek prim ve teşvik ödeme modelidir.

Örneğin rapora yansıdığına göre İngiltere’de bu modelle iletim şirketlerine 180 milyon sterlin ek teşvik ödenmiştir. Fayda paylaşımı ve deney alanları : Şirketlerin “daha ucuz bir dijital çözüm” seçerek sağladıkları varsayılan tasarrufların bir kısmını kâr olarak kasalarında tutması ve yeni teknolojileri denerken mevzuat kurallarından geçici muaf tutulmasıdır. Teknokratik raporda “verimlilik” ve “teşvik” olarak sunulan bu mekanizmalar, kamucu bir gözle incelendiğinde ciddi riskler taşıyor: Sanal hesaplarla şirketlere ödenen primler: Şirketlerin “yapmadıkları” konvansiyonel altyapı yatırımlarının kağıt üzerindeki hayali maliyetleri kıyaslanarak “tasarruf primi” dağıtılıyor.

Doğal bir tekel olarak kamu hizmeti sunmakla yükümlü bir şirkete, görevi olan verimliliği sağladığı için ekstra prim verilmesi, kamu kaynaklarının kurgusal hesaplarla özel sektöre aktarılması anlamına gelecektir. Maliyet halka, kâr şirkete: IEA, özel operatörlerin iştahını kabartacak kârlılık modelleri tasarlarken; bu dijital yatırımların ve yüksek teknoloji lisanslarının maliyetlerinin en nihayetinde tüketicilerin elektrik faturalarına “şebeke bedeli” olarak ekleneceğini gizler. Bilgi üstünlüğü ve saptırılan hedefler: Özel elektrik şirketleri, regülatör kurumlar karşısında veri üstünlüğüne sahiptir.

İngiltere örneğinde görüldüğü gibi, “tutturulması kolay” performans hedefleri koyarak belirlenen %6-%7’lik makul kâr oranlarının çok üdevasa kârlılıklar elde edebilmektedirler. Riskin kamusallaştırılması: “Düzenleyici Deney Alanları” adı altında şirketlere esneklik tanınırken, yapay zekâ ve yeni yazılımların denenmesi esnasında alınacak riskler kamunun üstüne yıkılır. Deney başarılı olursa kâr şirketlerin; başarısız olursa kesinti ve zarar vatandaşındır.

Oysa Elektrik iletim ve dağıtım şebekeleri doğası gereği birer “doğal tekeldir”. Fiziksel olarak tek ve bütün olan bu altyapının serbest piyasa kurallarıyla, primlerle ve karmaşık teşvik labirentleriyle yönetilmeye çalışılması temel bir çelişkidir. IEA raporu, mevcut özel mülkiyet yapısını ve şirket kârlarını korumak için yapay piyasa düzenlemeleri icat etmektedir.

Oysa elektrik şebekesi bir kâr kapısı değil, temel bir insan hakkı ve kamusal altyapıdır. Şirketleri dijitalleşmeye ikna etmek için milyarlık primler dağıtmak yerine; altyapının kamu mülkiyetinde, dikey bütünleşik tek bir çatı altında ve kamu yararına merkezi olarak planlanması gerekir.

İlgili Haberler