18 October 2026, Sunday
Yeni diktatörlere karşı yeni isyanlar
Ekonomi

Yeni diktatörlere karşı yeni isyanlar

Kapitalizmin yeni yönelimleri ve krizlerine yönelik söylenen her şeye hayatlarımızda tanık oluyoruz. Brezilya’da ilk turda Lula ikinci tura kalırken, tekno oligarkların algoritma üzerinden seçimlere nasıl müdahale...

Kapitalizmin yeni yönelimleri ve krizlerine yönelik söylenen her şeye hayatlarımızda tanık oluyoruz. Brezilya’da ilk turda Lula ikinci tura kalırken, tekno oligarkların algoritma üzerinden seçimlere nasıl müdahale ettiğine dair kapsamlı çalışmalar var. Halkın iradesini çalabilmek için sermaye sınıfı bir bütün olarak devrede, Güney Amerika’yı sol, demokrat rejimlerden bir şekilde temizlemek istiyorlar.

Bunun arkasında, ABD’nin 2025’te yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi bulunuyor. Bu metinde Güney Amerika’nın ABD’nin güvenlik alanı olduğu ve yabancı aktörlerin buradaki etkinliğinin kırılması gerektiği açıklanıyor. Kısa süre sonra Venezuela’ya yapılan müdahale, Şili’de resmen seçimlerin çalınması, bugün Brezilya’nın durumu… Küresel güç merkezleri arasındaki rekabetin sertleşmesi ve hegemonya mücadelesinin yoğunlaşması sonucunda daha fazla askerileşen bir jeopolitika içerisine giriyoruz.

Orta doğuda yaşananlar bu dönüşümden bağımsız değil.  Tarihte hiçbir güç sonsuza kadar hükmedememiştir. Bugün de bunun sancıları yaşanıyor. ABD gerilerken Çin hızla yükseliyor, Küresel Güney ülkeleri daha fazla etkinlik kazanıyor.

ABD bu yükselişin önüne geçmeye çalışıyor. Burada kim iyiyse o kazansın gibi bir serbest piyasa mantığı işlemiyor. Düzen daha fazla sömürü üzerine kurulu ve kapitalizm krizdeyse emperyalizm de kriz içerisinde.

Bunca farklı cephenin savaşa sokulması da bunun sonucu. Trump belki konuşma tarzı sebebiyle karikatürleştiriliyor fakat söylediği her şey sermaye sınıfının talepleri. Trump Grönland’ı istiyorum diyorsa bu o sermaye sınıfının talebidir.

Kâr oranları düştükçe yeni piyasalar gerekiyor, nadir toprak elementlerinin kontrolünü Çin’den almaları gerekiyor. Fakat emperyalist egemen, her şeyi istediği anda elde edemiyor, zaman içerisinde boşluklar da oluşabiliyor. Türkiye bir dönemde bu gri alana kavuştuğu için Rusya’dan savunma sistemi aldı, Çin ile otomotiv üretimi için masaya oturmaya çalıştı.

Seçim dönemlerinde dışarıdan farklı güçlerden destek aldı. Fakat ne zaman emperyalizmin bölgedeki hedefi netleşti, Türkiye çok hevesli bir biçimde bu hedefte vekil güç olmayı kabullendi.  TÜRKİYE HER YERDE VEKİL KONUMDA 7 Ekim sonrası dönemde bölgede iki önemli unsur ortaya çıktı. Gazze’de inşa edilmesi beklenen Rivera’nın içerisinde Türkiye de var.

İkincisi, Mekke Anlaşmasının da içerisinde. Sünni dolunayı denilen, emperyalizmin desteklediği projenin parçası olarak bu pakt ortaya çıktı. ABD’nin orta doğuda bundan sonra vekil kuvvetler üzerinden ilerleyeceği, ulusal güvenlik stratejisinde vardı.

Bu belgeden 1 ay sonra açıklanan Pentagon güvenlik stratejisinde de Savaş Bakanlığı belgelerinde de açıkça belirtiliyor. Ağırlık Batı Yarım Küreye verilecek, orta doğuda da vekil güçler ilerleyecek. Suudi Arabistan finansmanını, Türkiye ve Pakistan askeri ve güç sevkiyatını sağlayacak.  Türkiye’nin vekillik rolü orta doğu ile sınırlı değil.

Çok konuşulmasa da Ukrayna savaşında İHA/SİHA sağlamaktaki rolü de bunun parçası. Balkanlardan Karadeniz hattına, Kafkasya’daki yeni eğilimlere kadar Türkiye birden fazla bölge ve cephede ABD’nin vekil kuvvetliğini yapmak için görevlendirildi. Bunun karşılığında da içeride ciddi bir destek kazanma hevesinde.

ABD istedi, Türkiye İran’a uçuşları yasakladı, bankacılık faaliyetleri durduruldu. Türkiye’nin çıkarı olduğu için mi, hayır aksine emperyalizme göbekten bağlı oldukları için.   Bugün bu türden askeri vekil rolü sadece Türkiye için geçerli değil.

Almanya’da AfD yükselirken Rusya savaşına karşıtlıktan bahsediyor ancak sebebi barışçıl oldukları için değil, Almanya’nın içe dönerek askeri kapasitesini güçlendirebilmesi için. Meloni neofaşist olduğunu kabul ederken aynı öncelikler ile hareket ediyor.  Geriye halklar kalıyor. Arjantin, Şili, Brezilya, Arnavutluk, İtalya, Fransa, Hindistan’da aynı anda halklar aynı sorunlar aynı dertler sebebiyle sokağa çıkıyor.

Neoliberal politikaların yoksullaştırması ve geleceksizleştirmesi sebebiyle dört bir yanda halklar sokağa çıkıyor. Nereye varabileceğini bilemeyiz, sönümlenebilir, yeni bir dalgaya evrilebilir. Ancak sonuçta bir karşı koyuş, bir direniş var ve tüm dünyadaki ceberrut otoriter iktidarlara karşı ilerliyor.  Türkiye’de de birbirinden kopuk şekilde ilerleyen farklı farklı mücadeleleri ve mücadele eden kesimleri birleştirmenin nasıl olacağı üzerine düşünmek gerekiyor.

Özellikle Avrupa’da yaşananlar, mutlaka Türkiye’nin geleceğine yönelik bu tartışmaya katkı sağlayacaktır. 

İlgili Haberler