Karapınar Gündem
Son Dakika
Gündem

Vicdanın Üç Atlısı: Merhamet, Adalet, Sorumluluk

Karapınar Gündem 2 okuma
Vicdanın Üç Atlısı: Merhamet, Adalet, Sorumluluk

İnsanlığın en kullanışlı aksesuarı vicdandır. Lüzumu halinde takılır, rahatsızlık verdiğinde usulca çıkarılır. Üstelik çoğu insan vicdanını öyle maharetle kullanır ki kendi çıkarına dokunmayan her ahlaksızlığı “hayatın...

İnsanlığın en kullanışlı aksesuarı vicdandır. Lüzumu halinde takılır, rahatsızlık verdiğinde usulca çıkarılır. Üstelik çoğu insan vicdanını öyle maharetle kullanır ki kendi çıkarına dokunmayan her ahlaksızlığı “hayatın gerçeği”, kendi başına gelen en küçük haksızlığı ise “büyük bir adaletsizlik” ilan eder.

Vicdanın üç atlısı vardır: Merhamet, Adalet ve Sorumluluk. Ne var ki çağımızda üçü de yorgundur. Merhamet, artık bir ekran görüntüsüne dönüşmüştür.

Bir acı görürüz; üzülür, birkaç cümle yazar, iki emoji bırakırız. Ardından ekranı kaydırır ve hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz. Çünkü başkasının yangınına uzaktan üzülmek kolaydır.

Zor olan, o yangının dumanı kendi evimize dolduğunda da merhametli kalabilmektir. Asıl imtihan tam burada başlar. Çünkü insan, kendisine yapılan haksızlık karşısında gösterdiği tepkiyle değil, yapma gücü varken başkasına yapmadığı haksızlıkla ölçülür.

Adalet konusunda hepimiz uzmanızdır. Ta ki terazinin bir kefesine kendi çıkarımız konulana kadar. Kendi kusurumuza mazeret, başkasının kusuruna hüküm bulmakta üzerimize yoktur.

Kendimiz söz konusu olduğunda çocukluğumuz, yaralarımız, travmalarımız ve psikolojik derinliklerimiz vardır. Başkası söz konusu olduğunda ise bütün mesele bir “karakter bozukluğundan” ibarettir. Başkası hata yapınca “Zaten belliydi.” deriz.

Vicdanın en büyük sahtekârlığı da tam burada başlar: İnsanın kendisine hakim, başkasına savcı kesilmesinde. İçlerinde en az sevdiğimiz odur. Çünkü sorumluluk, insanın elinden bahaneyi alır.

Vicdanın huzurunda bu cümlelerin hiçbir hükmü yoktur. Çünkü vicdan bilir: Bazen tarafsızlık, güçlüden yana verilmiş sessiz bir oydur. Bazen “karışmıyorum” dediğimiz şey, yalnızca konforumuzu koruma arzumuzun kibarca söylenmiş hâlidir.

Bazen de insan, kötülüğü bizzat yapan değildir fakat kötülüğün rahatça yapılabilmesini sağlayan kişidir. Ne var ki insan, kendisine “kötü” demeyi sevmez. Bu yüzden vicdansızlığına daha zarif isimler bulur: Ne kadar seçkin, ne kadar gösterişli kelimeler… Ahlakın cenazesini kaldırırken bile kelime seçimimizdeki zarafetten ödün vermiyoruz.

İşte bu yüzden vicdanın üç atlısı da aynı anda gelmelidir. Merhamet, “Canın acıyor mu?” diye sorar. Adalet, “Hakkaniyetli misin?” diye karşısına dikilir.

Sorumluluk ise “Peki, bunun için ne yaptın?” diyerek insanın yakasına yapışır. Üçüncü soruda ise ortalığı derin bir sessizlik kaplar. Çünkü insanın gerçek vicdanı, söylediklerinde değil, bedel ödemeyi göze aldığı yerde ortaya çıkar.

Kimse alkışlamıyorken ne yapıyorsun? Sana hiçbir faydası dokunmayacak bir insanın hakkını savunabilir misin? Üstelik bunu yaptığını hiç kimsenin bilmeyeceğini bilerek?

İnsan, başkalarının gözünde iyi görünmek için binlerce ahlak cümlesi kurabilir. Fakat vicdanın üç atlısı gece vakti kapıyı çaldığında hiçbir halkla ilişkiler departmanı çalışmaz. Bir de insanın kendisine dahi itiraf edemediği gerçekler… Belki de bu yüzden bazıları vicdanını susturabilmek için durmadan konuşur.

Çünkü insan sessizlikte kendisini duyar. Kendi sesini işittiğinde ise bütün savunma mekanizmaları birer birer çöker. Ve vicdanın üç atlısı kapıda bekler: Onları içeri alırsan hayatın değişebilir.

Yalnızca geceleri biraz daha fazla ışık yakması gerekir. Çünkü karanlıkta insanın en çok korktuğu şey dışarıdaki gölgeler değil, kendi yüzüdür.

İlgili Haberler