Sınıfın hukukçusu Alp Selek
Zafer Aydın Alp Selek, 1959 yılında meslek hayatına başladığında, babadan miras bir kavganın peşinden gitmek üzere emekçilerin, ezilenlerin hukukçusu olmayı tercih etti. Henüz çiçeği burnunda bir avukatken gönüllü...
Zafer Aydın Alp Selek, 1959 yılında meslek hayatına başladığında, babadan miras bir kavganın peşinden gitmek üzere emekçilerin, ezilenlerin hukukçusu olmayı tercih etti. Henüz çiçeği burnunda bir avukatken gönüllü olarak Kavel işçilerinin mücadelesine omuz verdi. Kemal Türkler,’in Kavel grevinin ardından işçiler ve aileleriyle yaptığı toplantıda "Tek bir kuruş almadan işçileri savunan avukatların adlarını sizlere bildirmek vazifemizdir" diyerek saydığı isimlerden biri de Alp Selek’ti.
Cenani Güngördü, İhsan Üngör, Orhan Arsal, Yılmaz Halkacı ve Akgün Ersoy ile birlikte gösterdiği bu dayanışma Alp Selek’in sendika hukukçuluğunun da yolunu açtı. Alp Selek, 1963 yılından itibaren Maden-İş Sendikası’nda kadrolu çalışmaya başladı. Böylece sendikalarda çalışan ilk kuşak hukukçulardan biri oldu.
Alp Selek’in sendika avukatlığı duruşmalara girip çıkmakla sınırlı kalmadı. İşçilerin hukukçusu, eğitimcisi, yoldaşı olarak sınıfın devrimci enerjisinin açığa çıkarılmasında ve yönelim kazanmasında organik aydın kimliğiyle teşvik edici roller üstlendi. Şunu da vurgulamak gerekir ki yalnız Alp Selek değil, Cenani Güngördü, Nermin Aksın, Turgan Arınır, Erdoğan Şengezer, Ali Yaşar, Nebil Varuy, Müşür Kaya Canpolat gibi ilk dönem sendika hukukçuları da maharetleri ve formasyonlarıyla işçi sınıfı mücadelesinin parçası oldular.
Alp Selek’in sendika avukatı olarak çalışmaya başladığı yıllar, sınıf hareketinin yükselme -gelişme döneminin başlangıcıydı. Bu dönemde işçiler yasal olarak belirlenmiş mücadele araçlarının yanında işyeri işgalleri gibi fiili ve meşru mücadele yöntemlerini kullanarak ilerlediler. Varlıklarını, güçlerini ortaya koyarak haklarını geliştirip, toplumsal ağırlıklarını arttırdılar.
Bu dönemde görünen eylemlerin görünmeyen yüzünde yer alan isimlerden biriydi Alp Selek. "Anayasal direnme hakkı" ve "meşru müdafaa" kavramlarına yaslanarak yasaların sınırlandırmalarını aşma pratiğine hukuksal argümanlar oluşturdu. Sendika seçme özgürlüğü elinden alınan işçilerin itirazlarına bakanlık ve mahkemelerin yanıt vermediği durumlarda işgal ve direnişi meşru müdafaa olarak gerekli görüyordu.
Gazete yazılarında, sendika eğitimlerinde, sendikanın yetkili kurullarına verdiği raporlarda bunu anlatıyordu. Dönemin işçileri ve sendikacıları da Alp Selek’in sınıfın çıkarları ve mücadelenin gerekleri üzerinden oluşturduğu fikirlerden beslenerek yol aldılar. Kavel’, Singer’, Demir Döküm’, Sungurlar’, ECA ‘ve nice işyeri işgal eylemleri ile 15-16 Haziran’da işçilerin "başı belaya" girdiğinde de avukat cüppesiyle yanlarındaydı Alp Selek.
"Güçlü" yasaların içinden bulup çıkardığı kırılgan noktalar üzerinden kurduğu savunmalarla vekillik görevini yaptı. Araştırıcılığı ve yaratıcılığı hukukçuluğunun mihenk taşlarıydı. Kemal Türkler’in de aralarında olduğu 15-16 Haziran davasında iddia makamının en büyük dayanağı 14 Haziran toplantısının teyp kaydıydı. Savcılık burada yapılan konuşmalar üzerinden "isyana teşvik" suçlaması yapıyordu.
Alp Selek İstanbul Radyosu’nda çalışan, TİP’li teknisyenlere Başbakan Süleyman Demirel’in yaptığı konuşmalardan bir reklam kaydı hazırlattı. Demirel’i reklam yıldızı yapan montaj kaydı mahkemeye sunarak, 14 haziran toplantı kayıtlarının delil olamayacağını savundu. İşçilerin gözünde Alp Selek iyi bir hukukçu olmanın yanında iyi bir eğitimciydi de.
Sakin sakin, tane tane ama etkili bir biçimde anlattıkları, işçilerin hakları konusunda bilgilenmelerini sağlıyordu. Bunun yanı sıra eğitimlerde en çok işlediği konu, haklarını korumada yasanın sınırlarının toplumsal meşruiyetin dayanaklarıyla aşılabileceğiydi. Haklı olmayı ve haklı kalmayı aleyhte işleyen yasalar karşısında en büyük meşruiyet kaynağı olarak savunuyordu.
Alp Selek eğitimleri, cezalandırılma korkusuyla kendi meselelerine sahip çıkmaktan alıkonan işçilere yeni bir bakış açısı kazandırıyor, kaygılarını gideriyordu. Alp Selek’in kişisel ilişkilerinde pozitif yaklaşıma sahip olması, güven vermesi, onun hayatına, ihtiyaç duyulduğu anda destek sağlamak ve organizasyon becerisi olarak yansıyordu. 15-16 Haziran’ın hemen ardından yoğun bir gözaltı, tutuklama, dava dalgası gelmişti. DİSK Genel Merkezi Alp Selek başkanlığında Selahattin Ünlü, Ayten Bulut, Nermin Aksın, Muammer Güngör ve Abdullah Sert’ten oluşan merkezi hukuk komitesi kurdu.
Komite, sosyalist kimliğiyle bilinen genç avukatları desteğe çağırdı. Gönüllü olarak desteğe gelen avukatlarla alt komiteler kuruldu, böylece kimse avukatsız kalmadı. Bu organizasyonda Alp Selek’in önemli ölçüde payı olmuştu.
Ayrıca, Alp Selek, 15-16 Haziran ana davasına Mehmet Ali Aybar, Halit Çelenk, Turan Güneş gibi tanınmış avukatların katılımını sağlayarak savunmanın mahkeme üzerindeki ağırlığını artırmaya çalıştı. O sıralarda Aybar ile Halit Çelenk, TİP içindeki gerilimler nedeniyle birbirinden uzak duruyordu, Alp Selek’i kırmayarak, duruşmalara birlikte girdiler. İhtiyaç halinde dilekçe olarak kullanması için boş kağıtlara imza atıp Selek’e teslim ettiler.
Alp Selek’in sendika avukatlığı, fikir ve ideallerinin peşinden gitme tercihinin sonucuydu. Kurulu düzenin koyduğu kuralların içinde oynamak, akıp giden ırmağın usulüne göre akmasını sağlamak yerine, yönünü ve yolunu değiştirmek için çaba harcadı. Bir sosyalist avukat olarak, işçilerle birlikte toplumsal değişim ateşini harlamaya çalıştı.
O ateşi söndürmek için yapılan 12 Eylül darbesinin ardından da Türkiye İşçi yöneticisi olarak 4,5 yıl hapis yatıp bedel ödedi. Son nefesine kadar da fikirlerinden, duruşundan ödün vermeden mücadelesine devam etti. Alp Selek, sosyalist kimliği, hukukçu formasyonu, mücadeleciliği, yaratıcılığıyla zengin bir deneyim armağan ederek aramızdan ayrıldı.
Alp Selek’in geride bıraktığı izler sosyalist bir avukatın formasyonu, bilgisi, birikimi ve mücadelesiyle toplumsal süreçlere müdahale kapasitesi hakkında geniş bir fikir vermektedir. Dileğimiz ve beklentimiz mirasının yol gösterici, güç ve ilham verici olmasıdır. Güle güle Alp Abi, katkıların, değerlerin ve mücadeleni alkışlamaya devam edeceğiz. Bugün, yarın ve daima... Not: Bu yazı Alp Selek ile, Kavel grevi, Singer işgali, 15-16 Haziran direnişi üzerine, 2010, 2014, 2016 yılarında yapılan görüşmelerden ve çeşitli sözlü tarih görüşmelerinde işçilerin anlatımlarından yola çıkılarak kaleme alınmıştır.


