Rize’nin sol damarı güçlü iki ilçesi Pazar ve Fındıklı’da Haydar Ergülen’le birlikte iki festivale katıldık. İkisi de meydanda açık havada. Açılıp girilecek bir kapı, içeridekileri dışarıdan yalıtan duvarlar; kendimizi kapattığımız bir oda ya da salon yok… Rize’de ne yetişir?
sorusunun cevabı: Evvela siyasetçi, sonra da çaymış. Aslen Trabzonlu Hasan Saka’yı da dahil ederek üç başbakan ve bir cumhurbaşkanı çıkarmakla övünen Rize’nin kalbinin sağdan attığı da söylenir. Öyle ya başbakanlardan biri Mesut Yılmaz, diğer başbakan ve cumhurbaşkanı da Erdoğan.
Ancak 80 öncesi ve daha eskiden beri soldan atan bir kalp de var. Haydar’la arkadaşlık ve şiir üzerine söyleşimizin ilk adresi 7. Pazar Kültür, Sanat ve Çocuk Şenliği’ydi.
Fındıklı Belediyesi Yeşil Altın, Gümüş Deniz Festivali de 20 yıl aradan sonra 2019’da yeniden başlamış, 2020’de yapılamasa da sonrasında hız kesmeden sürmüş. Karadeniz’de kültür sanat etkinliklerinin en çarpıcısıyla Fatsa’da tanışmıştık; Devrimcilerin ve Terzi Fikri’nin Halk Şenliğinde… Kalbi soldan atan Rize’nin gurur kaynaklarından Yakup Kepenek Hocam, buranın Oce köyünden ve köyünün eğitimle nasıl değiştiğini anlatmış Alper Taş’ın derlediği Bizum Rize’de. Bizi seneye 30’uncusunu yapacakları Oce Festivali’ne davet etti.
Rize’nin “Önce siyasetçi, sonra çay yetişir” özelliğinin yanına bir de festival yapılır diye eklemeli. İlçelerde, köylerde, yaylalarda festival. Kuşkusuz içeriği ve insanların etkinliklerin yalnızca izleyicisi değil aynı zamanda katılımcısı da olması önemli.
Tiyatroyu oynayan, koroda şarkı söyleyen, şiiri ve öyküyü yazan da olmak önemli, yalnızca bunları tüketen değil. Siyasette asıl etkiyi yaratacak, daha güzel bir dünyaya kapı açacak olan da festivallerin bu anlayışla örgütlenmesi. Dünya genelinde sağın yükselmesiyle sanat-kültür’le ilişki, "sanat-kültür tüketimi” arasında da bir ilişki var.
ABD’de seçimler iki parti arasında yapılır; oy partisi ve dolar partisi. İster Demokrat olsun ister Cumhuriyetçi seçimleri de hep dolar partisi kazanır. Son zamanlarda Demokrat Parti içinde demokratik sosyalist adayların dolara karşı zaferlerinin bir başka eğilimin gelişimine işaret ettiğini vurgulayıp geçeyim.
Ucundan azıcık ve Cumhuriyetçilere göre sol görünen Demokratlar son yıllarda iyiden iyiye eğitimli-üniversiteli dolayısıyla zengin ve kültürel alanı da kontrolleri altında tutanlar olmuşlardı. Bu durum, özellikle eğitim düzeyi daha düşük, kırsal veya küçük kentlerde yaşayan Amerikalılarda yalnızca siyasal değil, kültürel bir dışlanmışlık ve statü kaybı duygusu yarattı. Sağ popülizm ve Trumpizm, bu duyguyu elitlere karşı sıradan insanların mücadelesi biçiminde siyasallaştırmayı başardı, ki bu birçok ülkede sağ popülizmin yükselmesiyle benzer bir süreçtir.
Sanat ve kültürün ancak parayla alınabildiği ve paralı bazı platformlara hapsedildiği bir dünyada, “Ben eğitimliyim, sofistikeyim, dünyaya açığım ve kültürel olarak ilericiyim” diyen bir kesim ile kendi kültürünün aşağılandığını hissedenler arasındaki uçurum büyüyerek siyasallaştı. Trumpgillerin yükselişinin bir nedeni de o insanlara “Benim kavgam da size tepeden bakanlarla” diyerek seslenmeleriydi. Festivaller ve şenlikler işte bunun tam tersini yapmak için değerli bir olanak.
Sanat ve kültürü pahalı yüksek tepelerden indirip, meydanlara, halkın içine taşıyıp gerçekten halkla bütünleştirdiğinizde vatandaşlarda eğitimlilere ve sola karşı gelişen “Sizin dünyanız benim dünyamı küçümsüyor” hissini ortadan kaldırıyorsunuz. Sanat ve kültürü meydanlarda ve halkla birlikte yaptığınızda o herkese açık meydanlarda sağa karşı da duvarlar örülüyor. Kasaba ve köylerin meydanlarında nitelikli festivaller boy gösterdikçe kalbi daha soldan atan toplumlar oluyor.