Lekelenmeme herkesin hakkı!
Ülke, hukuktan ekonomiye, eğitimden iç ve dış güvenliğe hemen her alanda giderek ağırlaşan sorunlar yaşıyor; ülke yönetimi sıkışıyor. İktidar, ağırlaşan sorunlara çözüm bulamayınca bir taraftan, özgür basını giderek...
Ülke, hukuktan ekonomiye, eğitimden iç ve dış güvenliğe hemen her alanda giderek ağırlaşan sorunlar yaşıyor; ülke yönetimi sıkışıyor. İktidar, ağırlaşan sorunlara çözüm bulamayınca bir taraftan, özgür basını giderek ağırlaşan bir biçimde susturuyor; diğer taraftan da Fon Soyguncularını da “lekelenmeme hakkı” tanıyarak, korumaya çalışıyor. HALK TV OLAYI Özgür basın toplumun nefes borusudur; demokrasilerde, yasama, yargı ve yürütme erklerini tamamlayan dördüncü güçtür. Basını özgür olmayan toplumun bilgi edinme hakkı elinden alınmış olur; toplum, karanlıkta kalır. Ülkemizde iktidar yandaşı olmayan basın, tutuklamalar, hapisler ve kayyum atamalarıyla yıllardır, doğrudan ve dolaylı olarak baskı altındadır. Kimi işini en doğru biçimde yapan gazeteciler sürekli kovuşturmaya uğruyor. Özgür basın “kurumlarına” baskının da sonu gelmiyor.
Daha önce T24 ve TELE 1 kanallarından sonra geçen hafta tarafsız ölçümlerle en çok izlenen kanal Halk TV’ye polis ile el konulması basın-yayına yönelik baskıların çok yıkıcı bir aşamasıdır. Bu el koymanın zamanlaması da şu üç noktadan çok ilginç. Birincisi, Halk TV’ye el konulmasının, 550 gün tutuklu bulunan, davasını anlattığı “Millet Şahidimdir” adlı kitabı, geçen Ağustos’ta, daha baskı aşamasında yargı kararıyla yasaklanan ve toplatılan Cumhurbaşkanı Adayı ve Yeni Parti İstanbul BB Başkan E. İmamoğlu’nun dört gün sürecek savunmasının ilk gününde yapılıyor.
İkincisi Halk TV’ye el koyma, yüzyılın soygunu denilen Fon Soygunu sürecine denk geliyor. Üçüncüsü de Halk TV’ye el konulmasının önemli bir amacı da aldığı olağanüstü halk desteği ile iktidara yürümekte olan Yeni Parti’yi bu yoldan da sınırlamaktır. YALNIZ AKP’LİLERİN HAKKI? Ahtapotun kolları gibi siyaset ve kamu yönetimini, para-banka-borsa kurumlarının tepelerini saran Fon Soygunu ile ilgili 141 kişinin adlarının açıklanması istenince bakın ne oldu?
AKP Meclis’ Grup Başkanı A. Güler: "AK Parti olarak biz böyle yaklaşmıyoruz. Lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesine önem veriyoruz" ; kısaca isimleri açıklamayacağız diyor. Bilindiği gibi lekelenmeme hakkı ya da suçluluğu yargı kararıyla kesinleşinceye kadar kişi suçlanamaz anlamına gelen masuniyet karinesi, Eski Roma Hukuku’ndan başlayarak tüm insan hakları evrensel belgelerinde yer çok temel bir kişi dokunulmazlığı ilkesidir.
İnsan onurunu korumayı amaçlayan bu en temel insan hakkı, Türkiye’nin de yazılmasına katkı yaptığı 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşözenle belirtilir. Bu nedenle AKP Grup Başkanının yaklaşımı doğrudur; olması gerekendir. Yanlış ve asla kabul edilmeyecek olan, kişi dokunulmazlığının özü olan bu en temel insan hakkının yalnızca Fon Soygununa adı karışan kişilere tanınmasıdır. Bu ülkede sayıları bilinmeyen onca kişiye, kimilerinin ağır sağlık sorunları olmasına karşın bu hak tanınmamakta; bu en temel insan hakkı hiçe sayılarak tutuklu yargılamaları yoluna gidilmektedir Adlarını yazamadığım diğerleri bağışlasın, bunun en somut örneklerinin başında 500 gün tutuklu kaldıktan sonra geçtiğimiz günlerde savunma yapan İmamoğlu geliyor.
Yetmiyor; İmamoğlu’nun yaptığı savunması için de soruşturma açılıyor! İktidarın en önemli özelliklerinin başında toplumda derin yaralar açan ayrımcılığı geliyor. Besleme basın; kamuda işe almalarda sınav kazananların haklarının yenmesi, geçenlerde Ankara 2 Numaralı Baro Başkanının, Adalet Bakanlığına adlarını vererek 70 avukatı hakim ve savcı olmasını sağladıklarını açıklaması; kamu mal ve hizmet alımı ihalelerinin çok büyük oranda çağrılı yapılması bunun büyük örnekleridir. Ancak, Başkan A. Güler’in açıklaması, yaşanan ağır ayrımcılığı ve eşitsizliği, toplumsal açıdan çok daha yıkıcı bir noktaya taşıyor. Açıklamasının başında Güler, Fon Soyguncuları için şöyle diyor: “yüksek getiri elde ettiğini düşünen varsa kendi muhasebesini yapsın, vicdani manada bunun haksız olduğunu, meşru olmadığını düşünüyorsa iade etsin”. Bu sözler çok açık, soygun olayına karışanların suçlu olup olmadıklarına yine kendileri karar verecektir. Böylelikle AKP’ye katılan belediye başkanlarının yargılanmaktan kurtulması uygulamasında çıta yükseltiliyor; bir ileri aşamaya taşınmıyor.
Sanık, şöyle ya da böyle AKP’li olursa ona dokunulmaz; o adı açıklanarak bile suçlanamaz. AKP’li kendi yargılanmasını vicdanına danışarak kendisi yapar! Bu ülkede, başta AİHM ve AYM olmak üzere yıllardır yargı kararlarına uyulmuyor. Özellikle belediyelere yönelik yargılamalarda masuniyet karinesi hiçe sayılıyor. Böyle bir ortamda Fon soyguncularının adlarının açıklanmasından kaçınılması; kaçınılabilmesi; parada imzası bulunan üç kişinin adının karıştığı bu çok kapsamlı olayın birkaç üst düzey görevlinin görevlerinden alınmaları; birkaç işlem yasağı ya da birilerinin “nefsimize yenildik” sözleriyle geçiştirilemez; geçiştirilememelidir.
Çünkü, olayın uluslararası etkileriyle de ekonomiye çok olumsuz yansımalarına ek olarak, var olan ayrımcılıklar ve eşitsizlikler, toplumsal yapıyı çok daha derinden sarsacak bir noktaya taşınıyor; “Adalet Mülkün Temelidir” ilkesi tümüyle bir tarafa bırakılmış oluyor. Bir an önce seçime gidilerek iktidarın değiştirilmesi gerekiyor.



