Jamais vu
Ekonomi

Jamais vu

Bazen yıllardır yürüdüğümüz bir sokağa girer, bir an için nerede olduğumuzu çıkaramayız. Binalar yerli yerindedir, kaldırım aynıdır, köşedeki dükkan hala oradadır; yine de her şey ilk kez görüyormuşuz gibi yabancı...

1 okuma

Bazen yıllardır yürüdüğümüz bir sokağa girer, bir an için nerede olduğumuzu çıkaramayız. Binalar yerli yerindedir, kaldırım aynıdır, köşedeki dükkan hala oradadır; yine de her şey ilk kez görüyormuşuz gibi yabancı gelir. Tanıdık bir yüzle karşılaşırız.

Yüzü biliriz ama zihnimizde ona ait hiçbir kapı açılmaz. Daha önce defalarca duyduğumuz bir cümle, sanki o anda ilk kez söylenmiş gibi ilişir kulağımıza. Psikoloji bu duruma “jamais vu” der: Daha önce karşılaşılan bir şeyin, bir anlığına bütünüyle yabancı hissedilmesi… İlk bakışta hafızanın küçük bir oyunu gibi görünür.

Oysa biraz düşününce, çağımızı anlatan en güçlü metaforlardan birine dönüşür.Çünkü artık yalnızca yabancılara değil, tanıdıklarımıza da yabancıyız. Aynı evde yaşadığı insanın içinden geçenleri bilmeyenler var. Aynı sofraya oturup birbirinin açlığını fark etmeyenler… Yıllarca dost kalıp birbirinin hakikatine hiç dokunmayanlar… Bir yüzün her çizgisini ezberlediği halde o yüzün ardındaki ruhu hiç tanımamış eşler… İnsanın en büyük yanılgılarından biri, görmeyi tanımak sanmasıdır.

Birinin yüzünü bilmek, kalbine erişmek değildir. Sesini tanımak, suskunluğunu anlamaya yetmez. Geçmişini bilmekse bugününü bildiğimiz anlamına hiç gelmez.

Tanıdığımızı sandığımız insan, bir gün bütün yabancılığıyla karşımızda belirir. Değişen her zaman o değildir, bazen ilk kez gören bizizdir. Üstelik bu yabancılaşma yalnızca başkalarıyla aramızda yaşanmaz.

İnsan, günün birinde kendisine de yabancı düşebilir. Aynaya bakar ve karşısındaki yüzün ne zaman bu kadar yorulduğunu anlayamaz. “Uğruna yıllarımı verdiğim şeylerden ne zaman vazgeçtim?” İşte o an aynanın karşısında, hiçbir hakimin kuramayacağı kadar acımasız bir mahkeme kurulur.

Çünkü insan başkalarını uzun süre kandırabilir; fakat kendisinden sonsuza kadar saklanamaz. Hayatın tuhaflığı da burada değil midir? Bizi her zaman büyük felaketler değiştirmez.

Bazen küçük tekrarlar usulca dönüştürür: Her gün biraz daha susmak, biraz daha katlanmak, biraz daha kendi isteklerinden vazgeçmek… Başlangıçta fark edilmeyen bu eksilmeler zamanla insanın bütün yüzünü değiştirir. Sonra bir sabah uyanır, aynaya bakar ve içinden şu cümle geçer: Modern insanın asıl jamais vu’su belki de budur: Kendi hayatında misafire dönüşmek. Kendi evinde yabancı gibi dolaşmak.

Kendi kalbinin yolunu unutmak. İnsanın asıl trajedisi yaşlanması değildir. Asıl trajedi, yıllar boyunca kendisini tanıdığına inanırken sonunda kendisine yabancı düşmesidir.

Telefonu susturmak, kalabalıktan uzaklaşmak, başkalarının bizim hakkımızda verdiği hükümleri bir süreliğine dışarıda bırakmak… Sonra kendimize, kaçmadan ve bahaneye sığınmadan şu soruyu sormak: “Ben gerçekten kimim? Yoksa yıllardır benden beklenen kişiyi mi oynuyorum?” Fakat bazı acılar yaralama, uyandırır. İnsanın kendisine yabancılaştığını fark etmesi bir son değildir.

Aksine, kendisine doğru çıkacağı yolculuğun ilk adımıdır. Belki de jamais vu, yalnızca zihnin kısa süreli bir yanılgısı değildir. Bazen hayatın insanı kendisine çağırma biçimidir: “Tanıdığını sanıyorsun.

Şimdi dur ve gerçekten bak.” Çünkü insan, kendisine ne kadar yabancılaştığını fark ettiği anda eve dönmeye başlar.

İlgili Haberler