Hoşça Bak Zâtına
İnsana kendisini hatırlatan ne latif bir hitap! Bu sözde hem iltifat hem nasihat vardır. İnsanın kıymeti kadar, o kıymete layık olma mesuliyeti de saklıdır. Ey gönül, kendini hor görme; fakat kendini âlemin merkezine...
İnsana kendisini hatırlatan ne latif bir hitap! Bu sözde hem iltifat hem nasihat vardır. İnsanın kıymeti kadar, o kıymete layık olma mesuliyeti de saklıdır.
Ey gönül, kendini hor görme; fakat kendini âlemin merkezine koyacak gaflete de düşme. İnsan, kâinatın sırrından bir iz taşırken kendi nefsinin eşiğinde tökezleyebilen bir yolcudur. Bir damla sudan yaratılmışız, denizlere hükmetmek isteriz.
Bir avuç toprağa döneceğimizi biliriz, yine de dünyaya sığmaz arzular besleriz. Ömrün kısalığından söz eder, gönül kırmayı ve kin tutmayı sanki ebedî yaşayacakmışız gibi sürdürürüz. Belki de insanın en çetin imtihanı, kendini bilmekle kendini beğenmek arasındaki ince çizgiyi görebilmektir.
Ey gönlüm, gel bugün kendine bir nazar eyle. Yalnız aynadaki suretine değil, o suretin ardında sakladığın haline bak. Yüzündeki çizgilerden önce ruhunda kalan izleri gör.
Gözlerinin renginden evvel, onlarda biriken hikayeyi hatırla.Kaç bahar geçti üzerinden, kaç hazan? Kaç insan gönlünün kapısını çaldı, kaçı giderken ardında sessizlik bıraktı? Sen hala aynı sen misin?
Yoksa zamanın elinde usul usul işlenmiş, her kayıpla biraz eksilmiş, her sabırla biraz derinleşmiş biri mi oldun? İnsan, kendi hikayesinin hem katibi hem münekkididir. Yazdığı satırları beğenmez; sildiği kelimelere yanar, söyleyemediği sözlerin yasını tutar.
Bazen ömrünü, dile gelmemiş cümlelerle doldurur. Başkalarının gönlünü incitmemek için kendi gönlünü incitmeye razı gelir de kendisine merhameti çok görür. Oysa gönül de bir emanettir.
Emanet, onu taşıyandan şefkat beklemez mi? Gönül, surları görünmeyen bir şehirdir. Her kapısı herkese açılmaz, her sokağını her yolcu bilmez.
Kimi odaları yıllardır kilitli, kimi pencereleri içerideki karanlık görünmesin diye kapalıdır. İnsanlar gelir o şehrin kapısına. Kimi aşk der gelişine, kimi dostluk, kimi vefa.
Kimi de yalnızca kendi suretini seyretmek ister. Gönül, gelenin niyetini sezse bile bazen bilmezden gelir. Çünkü aklın delillerinden önce ümidin sesine kulak verir.
Bir tebessümü muhabbet, bir susuşu sadakat, bir dönüşü pişmanlık sanır. Ey gönül, aldandın diye kendini hor görme. İyi niyet kusur değildir.
Bir gönlün kıymeti, ona hoyrat davrananın ölçüsüyle belirlenmez. Gülün dikeninden incinmek, bir daha gül yetiştirmemeyi gerektirmez. Bir gün tevazu libasına sarınır, ertesi gün kibrin gölgesinde serinlersin.
“Ben hiçim,” dersin, sonra herkesin seni anlamasını beklersin. Dünyadan elini eteğini çekmek ister, dünya seni fark etmeyince gücenirsin. Hem görünmek ister hem görülmekten korkarsın.
Hem hakikati arar hem de hakikat kapına geldiğinde perdeyi kapatırsın. İnsan kendi kusuruna mazeret, başkasının kusuruna hüküm bulmakta ne kadar mahirdir. Kendisi yanıldığında şartlardan söz eder, başkası yanıldığında niyetini sorgular.
Ey nefsim, biraz sus. Başkalarına yönelttiğin bakışı kendine de çevir. Kendine verdiğin hükümde ise adil ol.
Zira insanı bazen dışarıdaki sözlerden çok, içinde durmaksızın konuşan o hüküm makamı yorar. Hoşça bakmak, kendini kusursuz saymak değildir. Kusurunu inkar etmeden, kendini o kusura mahkum etmemektir.
Geçmişte verdiğin bir karara bakıp “Yanılmışım,” diyebilmektir. Ardından, “O gün bildiklerimle elimden geleni yaptım,” sözünü de kendinden esirgememektir. Merhamet bazen bir başkasına uzattığın eldir, bazen kendi omzuna koyduğun el.
“Yoruldun, biraz dinlen,” diyebilmektir kendine. Bedeninin olduğu gibi ruhunun da hakkı vardır. Gönlünün, sessizliğinin, kırgınlığının… Bunları yok sayarak olgunlaştığını sanma.
Görmezden geldiğin bir acı, iyileştiği için susmuş olmaz. Ne büyük bir söz! Fakat bu söz, nefsimizi yüceltmekten çok mesuliyetimizi hatırlatır.
Bir gönlü kırarken, birinin derdine sırt çevirirken kendi içimizde taşıdığımız merhameti de unutmuş olmaz mıyız? İnsan, kıymetini başkalarının alkışında aradıkça onu başkalarının diline teslim eder. Oysa kimsenin görmediği yerde de insandır, bilinmeyen bir iyilikte, sessizce gösterilen bir sabırda, duyulmayan bir duada da.
Hakikati, kalabalıkların önündeki suretinden ibaret değildir. Yalnızken nasıl biri olduğu da onun hikayesine dahildir. Ömrümüz boyunca biriktirdiklerimiz ardımızda kalır.
Unvanlar ve övgüler silikleşir. Kimlerin gönlünde nasıl bir iz bıraktığımızsa yaşamaya devam eder. İnsan, dönüp kendi ömrüne baktığında verdiği sevgiyle de kırdığı gönüllerle de karşılaşır.
Öyleyse o güne varmadan kendimize dönelim. Gönlümüzü dinleyelim, nefsimizle hesaplaşalım, affedebildiklerimizi affedelim. Başkasına gösterdiğimiz anlayıştan kendimize de bir pay ayıralım.
Ey gönül, nice fırtınadan geçtin. Sevdin, incindin, kimi zaman kendini kaybettin. Sonra hiç ummadığın bir anda kendine yeniden rastladın.
Şimdi gel, kendine bir iyilik eyle. Her söze cevap vermek zorunda olmadığını öğren. Her gönlü kazanamayacağını kabul et.
Kapanan her kapının ardında kendini bırakıp gitme. Sen, başkalarının gördüğü suretten ibaret değilsin. Söylenmemiş sözlerin, gizli duaların, kimsenin bilmediği mücadelelerin var.
Bir de bütün bunların arasında hala iyiliğe meyleden o ince tarafın… Dünya seni anlamasa da sen kendini anlamaya çalış. Sana hoyrat davrananlar oldu diye kendine hoyratlık etme. Övgüler de kınamalar da geçer, insanın kendi gönlüyle kurduğu münasebet ise ömrü boyunca ona eşlik eder.
Öyleyse ey gönül, içindeki ışığı başkasının gölgesine teslim etme. Zira sen, kendine emanet edilmiş bir âlemsin.



