Her şey indirimde, hiçbir şey ucuz değil
Dün enflasyon verisi açıklandı. Bugün bu konuda yazılmış onlarca analiz okuyabilirsiniz. Ben o veri işine hiç girmeden, ülkede artık kalıcı hale gelmiş başka bir mesele, “indirim” hakkında yazmaya karar verdim. Çoğumuz...
Dün enflasyon verisi açıklandı. Bugün bu konuda yazılmış onlarca analiz okuyabilirsiniz. Ben o veri işine hiç girmeden, ülkede artık kalıcı hale gelmiş başka bir mesele, “indirim” hakkında yazmaya karar verdim.
Çoğumuz alışverişe çıktığımızda indirim var mı diye bakıyoruz. Ama indirimli fiyat nereden indirildi, ürünün normal fiyatı neydi, bu sorular çoğu zaman yanıtsız kalıyor. Mesela bir çift ayakkabı yüzde 70 indirimle 20 bin liradan 6 bin liraya düşürüldüğü söyleniyor.
Sahi o ayakkabıyı 20 bin liraya alan biri olmuş mudur? Yoksa ayakkabının gerçek fiyatı zaten 6 bin lira mıydı? Bunu öğrenmek hiç kolay değil.
Bu, yeni bir sorun değil. Bundan 20 küsur yıl önce TRT'de ekonomi programı yaparken dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun konuğumdu; "indirim" sözcüğünün ancak yılda dört dönem, mesela mevsim geçişlerinde kullanılabileceğinden bahsediyordu. Aradan geçen 20 yıla rağmen bu fikir hiç hayata geçmedi.
Bugün de aynı sorun, çok daha büyümüş hâlde karşımızda. Vitrinlerde neredeyse normal fiyat kalmadı; hemen her ürün yüksek oranlı bir indirimle satılıyor. Etiket fiyatı var, kart fiyatı var, uygulamaya özel fiyat var; buna bir de "son üç ürün", "yalnızca bugün" gibi aciliyet mesajları ekleniyor.
Fiyat sürekli değiştiğinde, karşılaştırma yapacak sabit bir nokta da kalmıyor. Ortada gerçek bir indirim mi var, yoksa yalnızca indirim hissi mi yaratılıyor, ayırt etmek imkânsızlaşıyor. Mesele indirimin gerçek olup olmadığı değil; fiyatı hatırlayıp hatırlamadığımız.
Yıllardır süren yüksek enflasyon, toplumun fiyat hafızasını sildi. Geçen hafta neyin kaç lira olduğunu artık kimse hatırlamıyor; bu da bir zammın maliyetten mi, kârdan mı geldiğini ayırt etmeyi imkânsızlaştırıyor. Oysa fiyat yalnızca kasada ödenen rakam değildir, aynı zamanda geçmişle bugünü karşılaştırmamızı sağlayan bir ölçüdür.
Bu ölçü kaybolduğunda tüketici piyasayı denetleyen değil, önüne konan rakama uyum sağlayan tarafa dönüşüyor. Şirketler ise tam tersini yapıyor: her fiyat değişikliğine kimin, ne zaman, hangi tepkiyi verdiğini anlık izliyor. Peki ne yapılmalı?
İndirim döneminin sınırlandırılması bir çözüm olabilir. Örneğin yılda birkaç kez ile sınırlı tutulabilir. Yirmi yıl önce dile getirilen ama hiç uygulanmayan fikir, sonunda hayata geçmiş olur. Büyük platformlar ürünlerin en az doksan günlük fiyat geçmişini herkesin görebileceği şekilde yayımlamalı.
Böylece "indirim" iddiası tek taraflı bir beyan olmaktan çıkar. Kurallara uymayana kesilen cezalar da göstermelik tutarlar olmaktan çıkmalı. Ama piyasada birkaç büyük oyuncu hâkimse yalnızca şeffaflık yetmez; tüketici korumasıyla tekelleşmeyle mücadele birlikte düşünülmeli.
Fiyat hafızasını korumak tüketici hakkıdır, ona verilmiş bir ev ödevi değil. Bugün vitrinlerde yüzde 70 indirim var ama ay sonunda elde kalan değişmiyor: Her şey indirimde, hiçbir şey ucuz değil. Çünkü indirim etikette, pahalılık hayatın içinde.



