Haddimizi bilmenin sınırları
Türkiye-Fransa maçı, sadece puan üzerinden değerlendirilecek bir maçtan daha fazlasını ifade ediyor; iki ülke futbolu arasındaki farkı ortaya koyması bakımından daha kıymetli bir müsabaka niteliğinde. Daha önceki...
Türkiye-Fransa maçı, sadece puan üzerinden değerlendirilecek bir maçtan daha fazlasını ifade ediyor; iki ülke futbolu arasındaki farkı ortaya koyması bakımından daha kıymetli bir müsabaka niteliğinde. Daha önceki yazılarımda sorunun Montella olmadığını; asıl sorunun, futbolculardaki temel beceri gelişimini sağlayan altyapı seviyesinde başlayıp tüm yaş gruplarında doğru müfredat ve doğru hocalarla çalışarak yukarıya eksiksiz biçimde gelme gerekliliğinde yaşanan sorunlar olduğunu belirtmiştim. Bizdeki bu büyük sorun… İsmail’in, Abdülkerim’in, Merih’in, Barış’ın ve Oğuz’un topu kullanma süresi, doğru karar verme becerisi ve temel teknik becerilerindeki donanımlarıyla Fransız futbolcuların aynı alanlardaki donanımları arasındaki fark, bizim haddimizi bilmemiz açısından oldukça etkileyici sonuçları ortaya koydu.
Bunu küçümsemek adına yazmıyorum. Aksine, ne olduğumuzu ve ne olamadığımızı yazıyorum ki maçta zaman zaman dengeyi sağlayan şeyin ne olduğu üzerine doğru bir analiz yapmamıza yardımcı olsun. Bu kadar büyük bir oyuncu kalitesi farkının olduğu maçta yapılması gerekenlerin sorumlusu Montella’dır.
İki takım arasındaki oyuncu kalite farkının mevkilere göre bu kadar belirgin olduğu maçlarda denge unsuru, takımın taktik bütünlüğü ve taktiksel disiplinidir. Yani sistem sadakatidir. Montella öncelikli olarak Zeki ile Oğuz’un önlü arkalı durmasına rağmen, özellikle Mbappé’nin kenarda olması nedeniyle set oyununda beşli savunma pozisyonu alıp ilk karşılayan oyuncu Oğuz olmaktaydı.
Olise’nin bulunduğu kenarda ise Ferdi direkt markajda oynarken Can, yardım oyuncusu olarak pozisyon alıyordu. Diğer denge unsuru, takımın set oyununda kalıp ikinci bölgenin önünde, kaleye 30-40 metrelik mesafede pozisyon almasıydı. Çünkü kutu içinde ve ceza sahası önünde temel teknik becerileri bu kadar kuvvetli oyunculardan kurulu bir takımı kabul ederseniz, muhakkak cezayı keserler.
Bu da önemli bir taktiksel ayrıcalıktı. Bu noktadaki sorun, takımın bu disiplinli oyuna ne kadar bağlı kalabileceğiydi. Merih, İsmail, Abdülkerim ve Kerem, bu tür bir sistem sadakati konusunda uyum sorunu yaşayan oyunculardır.
Maçın ancak bu şablon üzerinden dengelenmesinin mümkün olduğunu anlasalar bile, farklı özelliklere sahip olduklarını düşünerek ayrıcalık hissi altında başka türlü oynama cesaretini gösterebilmektedirler. En önemli sorunlardan biri de bu tutumlarıdır. Savunmadaki doğru pozisyon alma zafiyeti ile hücumdaki topu çabuk ve doğru kullanma zamanlamasında ortaya çıkan hatalar, doğru sistem içinde oynansa dahi kırılmalara neden olarak maçın skoruna etki edebilmektedir.
Bu grupta olmamız ve bu gruptaki ‘A’ plus takımlarla maç yapmamız, kendimizi görmemiz ve nerede olduğumuzu anlamamız açısından çok kıymetli. Bu kadar ayrıntının dışında, kafa vuruşu ve şut çekme gibi belirgin teknik becerilerde doğru pozisyonda vuruş yapabilme becerilerine baktığımızda, yakaladığımız pozisyonların nasıl bir fark yarattığı bu maçta çok kıymetli bir veri olarak karşımıza çıktı. İsmail’in kafa vuruşu ile Salih’in attığı şut; tercih, doğru pozisyon alma ve uygulama bakımından incelenmesi gereken ayrıntılara sahiptir.
Arda başta olmak üzere Zeki, Ferdi ve Can’ın ortaya koydukları performansa rağmen, diğer mevkilerdeki seviye farkından kaynaklanan oyun kırılmaları, maçın devamlılığının sağlanmasına engel olan temel unsurlardı. Ayrıca, bu seviyedeki maçları oynayabilmek için kesin bir farklılık yaratacak bütüncül taktiksel oyun şablonunun sahada kendisini göstermesi gerekir. Başka türlü denge sağlanması mümkün değildir.
Bu seviyede asılı kalmak ve bu seviyedeki takımlarla daha fazla maç yapmak, bir şeylerin düzeltilmesi açısından önemli bir ayrıcalıktır.



