Ekonomik kriz, toplumsal kutuplaşmayı getiriyor…
Türkiye’de ekonomik kriz artık yalnızca enflasyon, faiz, döviz kuru ya da bütçe açığı meselesi değildir… Aynı zamanda; “ekonomik adaletin, gelir dağılımının, siyasal güvenin dolayısıyla toplumsal barışın tartışıldığı...
Türkiye’de ekonomik kriz artık yalnızca enflasyon, faiz, döviz kuru ya da bütçe açığı meselesi değildir… Aynı zamanda; “ekonomik adaletin, gelir dağılımının, siyasal güvenin dolayısıyla toplumsal barışın tartışıldığı bir soruna dönüşmüştür…” Sorgulayanlar; Bir tarafta geçim sıkıntısı yaşayan emekçiler, emekliler, memurlar, çiftçiler ve gençler… Diğer tarafta, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını öğrenmek isteyen bilinçli yurttaşlar yani halkın sorumlu kesimi… Bu ortamda ortaya çıkan her yeni fon haberi, yapılan her soruşturma, yalnızca iktidarın hukuki sorumluluklarını değil, ekonomik düzenin kimlerin yararına işlediği sorusunu da gündeme getirmektedir… Ekonomik kriz derinleştikçe, toplumsal kutuplaşma da farklı biçimlerde artmaktadır… Çünkü insanlar yalnızca yoksullaştıkları için değil, yanlış uygulamalarla çöken ekonominin yükünü adaletsizce omuzlarına yükleyen siyasal yöneticiler ve sorumsuzca davranan kurumlara duydukları güveni de kaybediyorlar… En kötüsü ise, devlete olan inançları yok oluyor… *** Bütçe açığını kapatmak amacıyla dolaylı vergilerin artırılması, kamu hizmetlerinin sınırlandırılması ve ücretlerin enflasyon karşısında gerilemesi, özellikle düşük ve orta gelirli kesimlerde tepki yaratıyor… Üstelik kıt kaynakların hesapsızca yandaş vakıf ve kurumlara yardım adı altında dağıtılması, özellikle emekçilerin ücretlerinde daraltılma ve kamunun üretken yatırımlara yönlendirilmemesi, toplumsal gerilimi daha da arttırıyor…Oysa İktidarın önünde siyasi seçenekler var! İktidar bu tablo karşısında farklı politikalar izleyebilir… Öncelikle liyakatli kadrolarla ekonomiyi yönetmek zorunda olduğunun farkına varmalıdır… Ekonomi bürokrasisi İlk olarak; “ekonomik sorunların çözüm yollarını, uluslararası gelişmelere ve dış koşullara bağlayarak mevcut politikalarını ayakları yere basan bir yapılanmayla yeniden belirlemelidir… İkinci adım ise;” ücretli ve emekli aylığı düzenlemeleriyle toplumda kısa vadeli rahatlama sağlamalı ve vergi adaletini oluşturmalı, kamu harcamalarını çok şeffaf bir noktaya taşımalı, yapılan tasarrufları halkla paylaşmalı ve mutlaka hesap vermeli, şeffaflığı temel ilke haline getirmelidir… Söz ile değil, eylemleriyle bu değişimi vergi mükellefi olan halka göstermelidir… *** İktidar sinsice seçim hazırlığı yapmakta. Emeklileri ve gençleri yeni vaatlerle kandıracak yollar aramakta… Londra tefecilerinden alınan borçlar ve ülkenin verimli yer altı ve üstü zenginliklerini emperyal güçlere peşkeş çektikten sonra, gözünü 2 köprü ve 8 oto yola dikerek elde edeceği parayı seçim yatırımı olarak aç bıraktığı halkımıza dağıtmayı hedefliyor… Ama İktidar bu kafa yapısıyla, kalıcı finansman sağlayamaz, çünkü yargısı taraflı, kurumları bağımlı ve üstelik demokrasisi askıya alınmış, halkın şeffaflık taleplerine karşı koyan bir iktidarla, hiçbir aklı başında kurum ve de ülke, ilişki kurmaz, alıcı olmaz…Vergilerimizle yapılan köprü ve oto yolları yok pahasına satma girişiminde olan iktidarın, elde edeceği kaynakla önce tefecilerin ve de KÖİ’lerin paralarını ödeyeceği açıktır… Yok edilen kaynaklar sonrası, mevcut bütçe ve enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşacağı bellidir… *** Fon vurgununu oluşturanların iktidar yandaşı odaklı olması, gerçeklere ulaşılamayacağın göstergesidir… Bu vurgunun bilinene faillerinin bulunması ve hortumlanan paraların geri ödenmesi umudu şimdilik görülmüyor! İBB Davası, Ekrem İmamoğlu’nun savunmadaki müthiş performansıyla yok hükmüne dönüşmüştür… Ve AKP iktidarı, kendi yolunun sonuna geldiğinin farkındadır… Ama bu durum halkımız için bir büyük tehlikeyi de beraberinde getiriyor… AKP, halkın güvenini kaybettikçe baskı ve korkutma eylemleriyle yurttaşlarımızı daha da sindirmeye çalışarak, kolluk güçleri aracılıyla şimdiye dek görülmemiş bir şekilde orantısız güç kullanacağı açıktır… İktidar için artık iş işten geçmiştir! 7’den 70 kadar ülkede yaşayan bilinçli herkes, bu iktidarın gitmesi için gün saymaktadır… 2027 seçim yılıdır! Şimdiden aydınlık yarınların ışığını görüyoruz…



