29 September 2026, Tuesday
Dağ başında tek başına doğuran inek!
Ekonomi

Dağ başında tek başına doğuran inek!

Orta Torosların Taşeli bölgesini Göksu ikiye ayırır. Kuzey tarafında, Ermenek Ezvendi / Kayaönü köyünden başlayıp Başyayla’nın üzerine kadar devam eden 45 kilometrelik bir kaya zinciri yer alır. Bu, yer yer 200 - 300...

Orta Torosların Taşeli bölgesini Göksu ikiye ayırır. Kuzey tarafında, Ermenek Ezvendi / Kayaönü köyünden başlayıp Başyayla’nın üzerine kadar devam eden 45 kilometrelik bir kaya zinciri yer alır. Bu, yer yer 200 - 300 metre yüksekliğinde sarp kayalarla kaya zincirleri dikine Ermenek’te tam şehrin üstünde yer alırken Güneyyurt'ta ve Başyayla’da üç kilometre kuzeyinden geçer.

Güneyyurdun / Gargaranın üstünden geçen bu kaya kuşağının tam ortasında bölgenin en büyük salması olan Kuşakpınar yer alır. Kuşakpınar Damlantı ininden başlayarak Kurtyolağı ağzına kadar pınarın üst tarafındaki kayaların dibinde 50'ye yakın oba bulunurdu bir zamanlar. Kuşakpınar bu sırada bütün canlılar için bir hayat merkezidir.

Kasabanın bütün sürülerinin burada bir kaya önüne çevrilmiş ağılları vardı. Sürü sahiplerinin ise eğmelerin önüne çevirdikleri taştan evleri vardı. Bugün hangi ine hangi eğmeye girip baksanız üstünde simsiyah iç tabakaları görürsünüz çünkü uzun yıllar burada ateş yakılmıştır.

İki söğüdün önündeki başparmak kalınlığında akan suyun doldurduğu silme, berrak bir suyla dolu iki büyük ağaç tekne vardı. Onlarca sürü susadıklarında buraya getirilir kana kana su içerlerdi. Sade sürüler değil tabi sulanan, bir salma olarak kuşakpınarın alt tarafı makilik alana inen 100 - 200 metrelik dev sarp kayalarda yaşayan kuzgunlar, koca kuşlar, atmacalar, Şahinler Doğanlar su için buraya gelirdi.

Yine suyun üzerini kuşatan yüz yüz elli metrelik yükseklikteki sarp kayalarda çığlık çığlığa nara atan Gökgüdükler, ala serçeler, kırlangıçlar buradan su içerdi. Sadece su içmek de değil mesela kırlangıçlar ve gökgüdükler sıvacı ailesi bu teknelerden aldıkları sularla az ileride getirdikleri yün kıl tüyle karıştırarak harç yapıp yuvalarını ya yeniden yaparlar ya da onarırlardı. Doğu tarafındaki kurtyolağından giren kurtlar boş bulduklarında sularını buradan içerlerdi.

Ballık bucağında, bingeşikte sığır güden çocuklar pınarın tam altındaki 100 metre yüksekliğindeki çıkacaktan çıkarak mataralarını testilerini buradan doldururlardı. Roma ve Bizans döneminde kayalara kiliselerin, kaya mezarlarının ve şapellerin oyulduğu Kuşakpınar’dan her eğmenin önüne derme çatma taş duvarlarla çoban ailelerin barınacağı kelifler oluşturulur, davarlar da üst taraflarda yatırılırdı. 1960'lı yıllarda burada yaklaşık sürü sahiplerinin yerleştiği 40 - 50 oba bulunurdu.

Güneyyurtta bulunan bütün sürüler yazın burada olurdu. Yukarı salı bölgesinde henüz orman yoktu, maki, pinar, çalı ile kaplıydı. Kendi sığırlarını otlatmaya çıkan onlarca çocuk öğleyin ineklerini öküzlerini sulamak için mutlaka kuşakpınara varırlardı.

Vardıklarında da kucaklarında sırtlarında kuru çalılardan kuruca dedikleri odunlarla varırlar tanıdıkları veya tanımadıkları bir obaya onu hediye ederlerdi. Oba sahipleri de çocukları boş çevirmez kayanın gölgesinde buz gibi, özelliğini hiç kaybetmeyen yoğurt peynir ikram ederek öğlen azıklarına katık ederlerdi. Üssüz yaylasının ekinleri kalktıktan sonra ağustostan itibaren kar ininceye kadar bütün mallar serbest bırakılır Üssüz yaylasında kendi başına otlayan yayılan büyükbaş hayvanlar susadıklarında kuşakpınara inerlerdi.

İşte bu büyük başların arasında hamile bir inek vardı, halk o zaman hamile kelimesi yerine yüklü kelimesini kullanırdı. Yüklü inek de her gün Üssüz yaylasına arkadaşlarıyla beraber gider susayınca Kuşakpınar’dan sulanır tekrar dönerdi. Bir gün Ermenek yaylası sınırlarında Üssüz yaylasında ineğin sancısı tuttu bir çayıra küllin civarında kösülerek doğurdu.

Nur topu gibi bir buzağısı olmuştu, annesinin her tarafını yalamasından sonra anında ayağa kalkarak anasını doya doya emdi. Doğumun da verdiği etkenle inek son derece susamıştı yavrusuna “kuzum sen burada biraz bekle” diyerek koşa koşa Kuşakpınara geldi. Pınarın önündeki tekneden doya doya suyunu içtikten sonra ait olduğu obaya vardı.

Bu oba Bayramların obasıydı inek telaşla böğürüyor sahiplerinden yardım istiyordu. İneği bağlamışlar hamile olduğunu bildiklerinden doğurması için bir zemin hazırlamaya başlamışlardı. Kadınlar toplanarak, ay oğul bu inek doğuracak, diyordu.

Ama kadınlardan biri inceleyince, ineğin karnında tanası yok bu inek doğurmuş, dedi. İnek zaten hem böğürüyor hem de bağlı olduğu ipi zorlayarak salınmak istiyordu. İneğin ipini kayanın deliğinden çözdükleri anda adeta koşarcasına boğaz ağzından uzun koyaktan Ermenek sınırındaki yavrusunu doğurduğu yere doğru hızla gidiyordu.

Arkasından da birkaç kadın sahipleri onu takip ediyorlardı. Vardıklarında Ermenek sınırındaki bir çayırda doğurmuş olduğu buzağı ufak ufak yayılmaya bile başlamıştı. İnek ve anasının buluşması esnasında kadınlar gözyaşlarını tutamadılar.

İlk andaki gibi buzağısını dakikalarca yaladı, bağrına bastı ve sütünü sonuna kadar salıverdi. (İneğin doğurma olayını görgü şahidi oba sahiplerinden Abdurrahman Kızılca’nın oğlu Şakir Kızılca’nın anlatımından yararlandık).

İlgili Haberler