Ekranların fenomen gündüz kuşağı programı 'Buse Varol ile Gelin Evi', 10'uncu sezonuna büyük sürprizler ve rekor bir ödülle merhaba diyor. Buse Varol'un sunumuyla ekranlara gelen programda bu sezon haftalık büyük ödül 200 bin TL'ye çıkarken, iddialı gelinlerin çil çil altınlar ve özel hediyeler için sergilediği kıyasıya rekabet yine ekran başındakileri kilitlemeye aday. Yeni sezon öncesi bir araya geldiğimiz Buse Varol ile hem programın yeni dönemini hem de ekran arkasında yaşanan eğlenceli anları konuştuk.
Hazırım, hem de çok hazırım. Yaz benim için biraz dinlenme, biraz aile, biraz da yeni sezon öncesi enerji toplama zamanıydı. Çocuklarla bol bol vakit geçirdik.
Ama insan bir süre sonra seti, ekibi, o tatlı telaşı da özlüyor. 'Gelin Evi' gerçekten çok başka bir dünya. Her hafta beş farklı gelin, beş farklı ev, beş farklı hikaye.
Dolayısıyla ne kadar hazırlıklı olursanız olun sizi şaşırtacak bir şey mutlaka çıkıyor. Bu sezon da rekabet daha yüksek, gelinler daha iddialı, ödüller daha büyük tam 200 bin TL. Ben de artık programın içinde kendimi çok daha rahat hissediyorum.
Geçen sezon birbirimizi tanıdık diyelim, bu sezon biraz daha eğleneceğiz. Benim için tek bir an seçmek gerçekten zor. Çünkü bazen bir gelinin hikayesini dinlerken hep beraber duygulanıyoruz, beş dakika sonra başka bir şey oluyor kahkahadan çekime ara vermek zorunda kalıyoruz.
En çok da gelinlerin birbirleriyle kurdukları ilişki beni şaşırtıyor. Pazartesi günü birbirlerini hiç tanımıyorlar, cuma günü geldiğinde bazen can ciğer oluyorlar, bazen de "Bir daha aynı masaya otururlar mı acaba?" diye düşünüyoruz. Ama benim unutamadığım anlar genellikle yarışmanın bir anda yarışma olmaktan çıktığı anlar.
Bir gelinin ailesinden, eşinden, yaşadığı bir zorluktan bahsettiği ve diğer gelinlerin de rekabeti unutup ona sarıldığı anlar mesela... O zaman programın sadece puandan ve ödülden ibaret olmadığını çok net görüyorsunuz. Ben de gelin oldum tabii ve düğün sürecinde insanın normalde hiç önemsemeyeceği şeyleri ne kadar büyütebildiğini çok iyi biliyorum.
"Bu neden böyle oldu?", "Şu niye buraya kondu?", "Ben bunu böyle hayal etmemiştim" derken kendinizi hiç tahmin etmediğiniz şeylere takılırken bulabiliyorsunuz. Ama 'Gelin Evi'ni sunduktan sonra şunu fark ettim: Ben gayet sakin bir gelinmişim. Yarışmacılarımız çıtayı gerçekten çok yükseltti.
Şimdi geçmişe dönsem kendi düğünüme de bir 'Gelin Evi' gözüyle bakardım herhalde. Masayı inceler, sunuma bakar, sonra da kendi kendime puan verirdim. 200 bin TL tabii ki çok güzel bir ödül ve altınlarımız da işin heyecanını ciddi anlamda artırıyor.
Ama bence 'Gelin Evi'nin en güzel tarafı, parayla ölçülemeyen bir şey bırakması. Oraya gelen gelin kendini, evini, sofrasını, tarzını ve hikayesini milyonlarca insanla paylaşıyor. Bazen kendisiyle ilgili hiç fark etmediği bir yönünü görüyor.
Yeni arkadaşlıklar kuruluyor, unutulmayacak anılar çıkıyor. İzleyici tarafında da biraz aynı şey var. İnsanlar ekran karşısında bizimle beraber puan veriyor, "Ben olsam bunu böyle yapardım" diyor, bazen gelinlerden birine kızıyor, bazen onu savunuyor.
Yani izleyici sadece izlemiyor, oyunun bir parçası oluyor. Bence programın en güçlü taraflarından biri de bu. Çünkü çok gerçek.
Bence sihri tam olarak burada. İnsanlar kendilerinden bir şey görüyorlar. Evler gerçek, sofralar gerçek, tepkiler gerçek, rekabet gerçek...
Bir de herkesin mutlaka söyleyecek bir şeyi var. Ekranda bir masa görüyorsunuz ve evde "Ben buna 3 verirdim", yanınızdaki "Ne 3'ü, en az 7!" diyor. Program bir anda evin içinde tartışılmaya başlanıyor.
Sosyal medyada da aynı şey oluyor. Bir bakıyorsunuz küçücük bir detay gündem olmuş. 'Gelin Evi' izleyiciyi pasif bırakmıyor; insan ister istemez tarafını seçiyor.
Sanırım 10 yıldır canlı kalmasının sırrı da bu. Evde tabii ki tatlı bir rekabet var. İkimiz de birbirimizin yaptığı işi çok iyi biliyoruz ve destekliyoruz ama arada ufak göndermeler de olmuyor değil.
Reytinglerin iyi geldiği bir gün eve biraz daha gururlu girdiğim doğrudur. Alişan da aynı şekilde kendi programıyla ilgili güzel bir şey olduğunda anlatıyor. Bazen birbirimize takılıyoruz, "Bugün biz şöyleydik, siz ne yaptınız?" diye.
Ama işin sonunda aynı evdeyiz, aynı sofraya oturuyoruz. O yüzden rekabet ekranlarda kalıyor. Hatta bence birbirimizin gündüz kuşağında olması güzel bir şey; birbirimizi çok daha iyi anlıyoruz.
Ama tabii sorarsanız, 'Gelin Evi'nin yeri ayrı. Orada eşime torpil geçemem.