Brüksel'de Brükselli gibi olmak
Amsterdam’dan ayrılıp kara yoluyla Belçika, Brüksel’e doğru ilerliyoruz. Sınır basit bir turnikeyle ayrılmış, karşı yola geçmek gibi... Tuhaf bir his açıkçası. Sınırların ve sınırların belirsizliğinin içinden geçmek...
Amsterdam’dan ayrılıp kara yoluyla Belçika, Brüksel’e doğru ilerliyoruz. Sınır basit bir turnikeyle ayrılmış, karşı yola geçmek gibi... Tuhaf bir his açıkçası.
Sınırların ve sınırların belirsizliğinin içinden geçmek garip hissettiriyor. Havanın da şehir dokusu da değişiyor. "Her şey arkasında başka bir şey gizler, her zaman gizli olanı görmek isteriz." René Magritte Bu söz tam olarak Brüksel’i anlatıyor.
Dışarıdan bakıldığında ciddi, bürokratik bir kent... Brüksel’in tuvalini biraz kazıdığınızda, altından sürrealizm, çizgi roman kültürü ve kozmopolit dünya çıkıyor. Sokakları, tarihi cepheleri ve gece ışıklarıyla Brüksel, daha ilk adımdan itibaren katmanlı hikayesini göstermeye başlıyor.
Avrupa Birliği Komisyonu’ndan Konsey’e kadar Avrupa Birliğkurumlarının ve uluslararası diplomasinin kalbi. Ama şehir, bu resmi kimliğini, yapısını esas şekillendiren şey göçle harmanlanmış çok kültürlü nüfusu ile bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Uluslararası kurum çalışanları, diplomatlar ve dünyanın dört bir yanından gelen göçmenler yan yana.
Bu durum Brüksel’e tek tip, sıkıcı bir kimlik yerine; her mahallesinde ayrı bir hikayenin anlatıldığı renkli bir ruh kazandırıyor. Dünyanın en korunaklı şehirlerinden birisi ve her anlamda izleniyor ve buna rağmen hatta çoğu zaman “ciddi” bir şehirde olduğunuzu hissetmiyorsunuz. Fransız estetiğiyle Flaman disiplininin çarpışmasından doğan harika bir karmaşa var burada.
İşte bu yüzden Brüksel, dışarıdan görünen o soğuk "kamu şehri" imajının arkasında müthiş bir sanatsal derinlik saklıyor. Sadece yüksek binalar ve takım elbiseli diplomatlar yok; sokak aralarında geçmişin izlerini takip ederken kentin geçirdiği dönüşümlere tanıklık etmek mümkün. Gelelim Brüksel’in en muzip, en kendisiyle dalga geçen kısmına!
Şehrin simgesi olan o meşhur Manneken Pis'kökeni 14. yüzyıla kadar uzanıyor; bugünkü tunç hali ise 1619 yılında Hieronimus Duquesnoy tarafından yapılmış. Şehri kuşatmalardan kurtardığına veya kaybolup aynı pozisyonda bulunduğuna dair sayısız efsanesi olan bu minik çocuk, zamanla kentin esprili ve isyankar ruhunun simgesi haline gelmiş.
Ancak herkes erkek versiyonunun peşinde turistik kuyruklarda beklerken, lokallerin bildiği asıl eğlence kuytu bir çıkmaz sokakta gizli: Jeanneke . 1985 yılında Denis-Adrien Debouvrie bu bronz heykeli, erkek egemen ikonik heykele eşitlikçi ve neşeli bir yanıt olarak tasarlıyor. Dev devlet binalarının birkaç sokak ötesinde bu heykellerle karşılaşınca Brüksel’in mizahi yönünü daha iyi anlıyorsunuz.
Çikolatadan, magnete her anlamda eğleniyorlar bu heykelle, öyle söylenebilir... Dünyanın her yerinde hediyelik eşya dükkanlarında o ülkenin/şehrin satılırken, Brüksel'de doğrudan "ulusüstü bir siyasi kurumun/bürokrasinin kendisi" hediyelik eşyaya dönüşmüş durumda. Bir yanım "Kim evine AB bayraklı şarap kadehi alıp götürür ki, ne kadar absürd?" derken, diğer yanım "Aslında çok haklılar, şehrin en büyük markası ve varlık sebebi bu bürokrasi!" diyor.
Bir siyasi birliği lisanslı ürün haline getirmek de ancak Brüksel’in o hafif ironik ruhuna yakışırdı zaten. Sokaklarda yürürken burnunuza taze kızarmış patates ve waffle kokusu geliyor. Belçikalılar için patates kızartması (Frites) alelade bir şey değil; çift pişirme tekniğiyle hazırlanan, dışı çıtır içi yumuşak bir sanat eseri!
Ortalama fiyat turistlik bölgede 4-7 Euro arası değişiyor. Tatlı kısmında ise aman diyeyim o turistik, üzeri dağ gibi krema ve çikolata kaplı waffle tuzaklarına düşmeyin. Gerçek Brüksel Waffle’ı dikdörtgen biçimli, son derece hafif ve kıtırdır; üzerine sadece hafifçe pudra şekeri serpip yemek en lokal yöntemdir.
Lokal bir tat olarak Belçika waffle’ını böreğe benzetebilirim. Bu sebeple tamamen nerede waffle yediğinize bağlı olarak fiyatlar değişiyor. Ara sokaklarda fiyatlar 3-4 Euro arası.
Turistlik bölgelerdeki fiyatlar ise waffle’ın süslenme oranına göre değişiyor. 5 euro ile 15 euro arası denilebilir. Belçika çikolatasından bahsetmeye gerek yok sanırım...
Deneyin, denettirin. Dünyanın en iyi çikolataları Belçika’da. Şehrin sürrealist ruhunun zirve noktası ise elbette Sürrealizmin büyük ustası René Magritte.
Müzede onun o meşhur fötr şapkalı figürünün önünde poz verirken usta sanatçının şu sözü düşüyor aklıma: “Her şey arkasında başka bir şey gizler, her zaman gizli olanı görmek isteriz.” Şehrin gri binaları arasına gizlenmiş bu sürrealist ruh, sadece müzelerde kapalı kalmamış; doğrudan sokaklara taşmış durumda. Brüksel aynı zamanda , Şirinler ve Red Kit gibi çocukluğumuza damga vuran efsane çizgi romanların doğum yeri. Başınızı yukarı kaldırdığınız an dev bir binanın kör cephesinde karşınıza çıkan murallar, bürokrasinin o ciddi havasını bir anda dağıtıyor.
Brüksel’in 'ben aslında çok eğlenceli bir yerim' deme şekli gibi... Brüksel’de konaklama fiyatları AB zirveleri ve fuar takvimine göre dalgalanıyor. Otel Fiyatları: Merkezde eli yüzü düzgün 3-4 yıldızlı oteller gecelik ortalama 120 € - 220 € bandında.
Airbnb Alternatifi: Lokal bir mahalle hissi yaşamak ve kendi kahvesini demleyerek uyanmak isteyenler için Airbnb daireleri gecelik 90 € - 160 € civarında. Özellikle Sablon veya Saint-Gilles bölgeleri, hem merkeze yakın hem de tam anlamıyla "lokal gibi yaşamak" için en keyifli noktalar.



