Pazar günü İnönü’den, Süper Lig’in ilk galibiyeti ile ayrılırken Beşiktaş’ı ilk 4 maçtan farklı olarak biraz daha överek yazmıştım. Her ne kadar Eyüpsor, Kara Kartal’ı çok zorlamasa da, Beşiktaş’ın giderek ve üzerine koyarak çok daha iyi bir takım olma yolunda ilerlediğinin altını çizmiştim. Pazartesi sabahından itibaren Silivri’deki İBB Davası duruşmalarını izlerken oradan yaptığım anlatımlarda, hep “İnönü’yü” andım.
Kafam oraya “takılı” kaldığından değil. Elbette, doğuştan itibaren kafamız biraz da “mahallenin çocuğu” olmamız hasebiyle “oraya takılı” ama, o nedenle değil. Silivri’deki duruşma salonunun büyüklüğünü ve mesafeleri anlatırken hep İnönü benzetmeleri yaptım.
“Deniz tarafındaki kale” arkasında bulunan mahkeme heyeti ile, “Gazhane tarafındaki kale” arkasındaki izleyicileri ve basın tribününü anlattım. Kafam hep oradaydı yani. Bu gece İnönü’de “Deniz tarafındaki kalenin” ağları, ilk 12 dakika içinde tam 2 kez havalanırken, tribünlerin tamamında inanılmaz bir şölen vardı.
Zalgiris takımının “sıklet olarak Beşiktaş’ın ayarında olmadığını biliyorduk. Ama bu kadar da tek taraflı, tek kale bir maçı, doğrusu kimse beklemiyordu. İlk yarının istatistiklerine bakıldığında, Litvanya ekibi diye bir ekip adeta sahada hiç yoktu.
Her şeyi Beşiktaş yaptı. Rakibe neredeyse 10 saniyeden fazla top göstermedi. Kaptırdığı topları anında geri kazandı.
Her mevkide adeta bir “kabus” gibi çöktü konuk ekibin üzerine, pençeleriyle… Dakika 6’da, 2 maçtın çok iyi oynayan Rıdvan Yılmaz, köşe vuruşunu Hyeongyu Oh’un kafasına “yerleştirircesine” yollarken, Oh’a “geriye doğru” sadece şık bir dokunuş kalıyordu. Maça adeta 1-0 başladı Kara Kartal. Baskı arttıkça tribün de coştu, coştu, coştu… Ama ne coşmak!
6 dakika sonra yine Rıdvan çıktı sahneye. Bu kez orta sahanın biraz ilerisinden topu şöyle bir “aşırtma benzeri kaldırışı” vardı ki, yine geriden gelen sağ bek Michael Murillo kalecinin neredeyse kucağına doğru giden topa öyle güzel vurdu ki, hem skor levhasını hem de maçın kaderini belirleyen bir gol oldu. Sol bekin asistine sağ bekin vurup gol yapması, bir futbol takımı için sanılanın da ötesinde önemli bir artıdır.
Bunda teknik direktöre “cömert artı puanlar” yazılır. Vincenzo İtaliano Hoca’nın takıma dokunuşları arasında çok önemli bir not olarak kaydedilmelidir bu “hareketli, hızlı, esnek ve kıvrak oyun” kombinasyonları. Lig maçından sonraki yazımda Rıdvan’a ilişkin bir not düşmüş, UEFA’da oynanan ilk 4 maçta kıyasıya eleştirdiğim bu çocuktan adeta özür dilemiş, “Budur işte beklediğimiz” anlamına gelecek şekilde övmüştüm.
Dileriz nazar değmez. Malum, “maaşallah dediğimiz 3 gün yaşamıyor” diye bir laf vardır dilimizde. O akıbete uğramaz inşallah.
Ama, inşallah’ların maaşallah’ların çok ötesinde, Beşiktaş İnönü’de harika bir ilk yarı çıkardı. Nefes aldırmadı rakibe ve bir futbol şölenine imza attı. İkinci yarıda da rakibe asla top göstermedi.
Zalgiris takımının topa hakim olabilme süresi, 3 ila 5 saniye arasındaydı. Zaman zaman da 3 ila 5 salise diyebiliriz. 58’nci dakikaya gelindiğinde, Oh’un ceza sahası içindeki müthiş mücadelesi, Zalgirisli oyuncuların onu ancak penaltı yaparak durdurabilmesini beraberinde getirdi.
Orkun Kökçü, 59’da güzel bir vuruşla penaltıyı gole çevirdi. 3-0 O dakikadan sonra isabetli değişiklikler yapar Vincenzo hoca, “Aksayanları değil, dinlendirmek istediklerini” oyundan çıkararak rotasyon yaptı. Oh’un yerine Vlahoviç’i alan İtaliano Hoca, taraftarın 4’ncü gol beklentisini yükseltti.
Sahanın yıldızlarından Rıdvan’ın yerine Outtara’yı, orta sahaya da Amir Hacıahmedovic’i aldı. Maçın bundan sonraki kısmı, tamamen Beşiktaş hakimiyetinde ve “İlle de Vlahovic’e gol attırmaya yönelik ortalarla” geçti. O gol gelmedi ama, Beşiktaş son yılların en iyi futbolu ile, gireniyle çıkanıyla mükemmel bir performans gösteren kadrosuyla büyük bir alkıyı haketti.
Maçın adamı kimdi diye sorabilirsiniz. Rıdvan… diyesim var da… Trossard’a, Orkun’a, Salih’e, Emirhan’a, İlhan’a, Czerny’e, Oh’a, Djalo’ya, Olaitan’a, ve diğerlerine ayıp olmaz mı? Teşekkürler Kara Kartal.
Deplasman’a büyük bir güvenle gidiyor.