05 November 2026, Thursday
Ekonomi

Bazı şarkıların hüzünlü hikâyesi

Geçen Pazar günü TedX konuşmacısı olarak Uşak’a gittim. İlk kez konserler, gösteriler ve söyleşiler dışında sahneye çıktım. Diğer konuşmacıların aksine elimde gitarımla konuşmamı sürdürdüm. Zira 45 yıldır elimde gitar...

Geçen Pazar günü TedX konuşmacısı olarak Uşak’a gittim. İlk kez konserler, gösteriler ve söyleşiler dışında sahneye çıktım. Diğer konuşmacıların aksine elimde gitarımla konuşmamı sürdürdüm.

Zira 45 yıldır elimde gitar olmadığı zaman kendimi hep boşlukta hissederim. Duygularımı ve fikirlerimi müzikle anlatma fikri de bana hep cazip gelir. TedX’de konu başlığı “Yeniden İnşa” idi.

Bir yerde küllerimizden yeniden, nasıl doğduğumuz, travmalarla nasıl başa çıktığımız. Hayatta yaşadığım en acı olay oğlum Serhan’ı 26 yaşında kaybetmem olmuştu. Serhan’ı kaybettikten sonra neredeyse tamamını onun kaybı üzerine yazdığımız şarkılardan oluşan “Özlemişim” albümünü çıkarmıştık.

2018 yılında. Ama neredeyse bir şarkı dışında o albümden hiçbir şarkı girmedi konser repertuarımıza. Çalmadık ya da çalamadık o şarkıları.

Belki de ilk kez umuma açık bir yerde Serhan için yazdığım “Özlemişim” şarkısını çaldım o gün. Şarkılar her zaman neşeli, ritmik olmak zorunda değil ya. Konuşmamdan sonra kayıpların ardından yapılan şarkılar düştü aklıma.  Benim listemin en başında Pink Floyd’un Syd Barrett için yazdığı şarkılar var.

Hatırlayacaksınız Syd Barrett; 1965 yılında Roger Waters, Nick Mason ve Richard Wright ile efsanevi Pink Floyd’u kurdu. O yıllarda grubun şarkı sözü yazarı ve gitaristiydi. Ama uyuşturucu, LSD bağımlılığı yüzünden gruptan ayrılmak zorunda kaldı.

Özellikle “Wish You Were Here” ve “Shine On You Crazy Diamond” grubun onu unutmadığını gösteren iki efsane şarkıydı. Sonrasında David Gilmour kendi solo albümünde de “High Hopes” şarkısına çektiği klipte Syd Barret’ın dev bir büstünü çocukluğunun geçtiği Cambridge‘da dolaştırarak onun çocukluğuna ve o saf, temiz günlere bir gönderme yapar. Büyük bir acıdan sonra inanılmaz bir şarkı yazan bir diğer İngiliz sanatçı da Eric Clapton’dur.

1991 yılında 4 yaşındaki oğlu Conor Clapton Manhattan’daki bir gökdelenin 53’üncü katından düşerek ölmüş ve ortaya “Tears In Heaven” gibi bir başyapıt çıkmıştı. “Ah Bir Ataş Ver” türküsünün hikâyesi ise bambaşka bir dramı anlatmaktadır. 4 Nisan 1953 tarihinde Çanakkale açıklarındaki Dumlupınar denizaltısı limana yanaşmaktaydı.

Karaya çıkmanın heyecanını taşıyan denizcilerin heyecanı İsveç donanmasına ait bir şileple çarpışmanın sonucu yerini derin bir karanlığa bıraktı. Kaza anında denizaltında 81 personel bulunuyordu. Bunun 59’u ne yazık ki çarpışma anında şehit olmuştu.

Denizin derinliklerine batan denizaltındaki 22 asker torpidoya sığınmış ve içinde bir telefon kablosu olan şamandıra sayesinde merkezle iletişime geçmişlerdi. Kurtarma çalışmaları sırasında okisjenin dikkatli kullanılması için yukarıdan mahsur kalan askerlere konuşmamaları, sigara içmemeleri ve moral bulmak için şarkı, türkü söylememeleri emredilmişti.  Tam 3 gün süren kurtarma çalışmaları sonucunda 22 askerin kurtarılmasının imkânsız olduğunun anlaşılması üzerine komuta merkezinden denizaltındaki askerlere dilediğiniz gibi konuşabilir, sigara içebilir hatta türkü söyleyebilirsiniz anonsu yapılmış. Bunun üzerine askerler birbirlerinden ateş isteyerek hep birlikte “Ah Bir Ataş Ver” türküsünü söylemişler… Oldukça acı bir hikâye.

Bu hafta biraz karamsar bir yazı oldu. Sonbaharın hüznünden olsa gerek. Kalın sağlıcakla…

İlgili Haberler