Başkalarının sokağı
İstanbul’da yaşayan yirmili yaşlarda bir genç düşünün, adı Luffy* olsun. Geçen yıl mart ayının 19'unu 20'sine bağlayan gece Saraçhane’deydi. Beyazıt’ta barikatı yaranların arasındaydı. Sonra gözaltına alındı....
İstanbul’da yaşayan yirmili yaşlarda bir genç düşünün, adı Luffy* olsun. Geçen yıl mart ayının 19'unu 20'sine bağlayan gece Saraçhane’deydi. Beyazıt’ta barikatı yaranların arasındaydı.
Sonra gözaltına alındı. Nezarethaneye götürüldüğü otobüsün penceresinden İstanbul’a bakarken, korkuyla cesaretin aynı bedende yaşayabildiğini öğrendi. Belki birkaç gün gözaltında kaldı, belki birkaç ay tutukluluk sonrası serbest bırakıldı.
Bursu kesildi, yurttan çıkarıldı. Luffy, en sonunda da o Mart günlerinin büyük öfkesinin yavaş yavaş silinmesine ve sonra sokak boşalmasına tanık oldu. Bugünlerde ise Luffy, telefonunun ekranından dünyaya bakıyor. Paris’in banliyösünde yaşı kendinden daha küçük liselilerin “Öğretmen istedik, polis gönderdiler” diye başlattığı eylem bütün Fransa’ya yayılıyor.
Tiran’da hükümet taş atılmasın diye kaldırım taşlarını söktürüyor, Türkiye’den ithal TOMA’ları da kullanarak. Fransa’yı, İtalya, Almanya, Yunanistan hatta İsviçre’ye yayılan gençlik isyanları izliyor. Brezilya’da Lula yeniden kazanıyor.
Ama Luffy’nin gözü en çok Sırbistan’da. On dört yıllık iktidarı sandıkta deviren öğrenciler zafer gecesinde 1 Kasım 2024 tarihini anıyorlar. Novi Sad istasyonunun yenilenmiş beton saçağının tren bekleyenlerin üzerine çöktüğü ve on altı kişinin öldüğü o günü.
Öğrenciler önce on altı dakikalık saygı duruşlarıyla başladılar, sonra fakülteleri işgal ettiler, sonra köy köy yürüdüler. İki yılın sonunda da seçimi kazanarak iktidarı devirdiler. Novi Sad’da saçak çökmeden iki gün önce, 30 Ekim 2024 sabahı, Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı Ahmet Özer evinden alınmış, “terör örgütü üyeliği” ile suçlanmış, ertesi gün belediyesine kayyum atanmıştı. Aynı haftada, iki ülkede iki farklı enkaz ...
Sırbistan’da yolsuzluk beton saçağı çökertti, Türkiye’de ise seçilmiş bir iradenin üzerine hukuk sistemi çökertildi. Orada enkazın altından bir kuşak çıktı, burada o gözaltı, hukukun silaha çevrildiği bir saldırının ilk hamlesi oldu. Özer ile başlayan saldırı, CHP ve DEM’li belediyelere yayılarak 19 Mart’ta İmamoğlu’nu vurdu. Saraçhane’nin ardından partinin İstanbul örgütüne kayyum geldi. Sonra kurultay “mutlak butlan” ile yok sayıldı.
Seçilmiş genel başkanın yerine kurultayda kaybetmiş olan oturtuldu. Özgür Özel, doksan milletvekiliyle yeni bir parti kurmak zorunda kaldı. Novi Sad’da saçağı yolsuzluk ve ihmal çökertmişti, o enkazdan bir sokak hareketi doğdu.
Sırbistan’da muhalefet alanı boştu, öğrenciler o boşluğa yerleşti. Burada muhalefet çatıdan temele tek tek söküldü. Bizde iktidar o muhalefet alanını kendi eliyle boşaltıyor.
ANKARA DA BAKIYOR Ekrana sadece Luffy bakmıyor. Bahçeli 13 Ekim’de Meclis kürsüsünden Fransız gençlerinin okul binalarından, öğretmen açığından, geleceğe dair kaygılarından neredeyse şefkatle söz etti. Binlerce gözaltıyı kınadı, Avrupa’nın ikiyüzlülüğüne öfkelendi.
Ardından gençlere, “Fransa’ya heveslenmeyin! Batı emperyalizmine kapılmayın! Türkiye’ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun!” diye seslendi. Ardından Erdoğan daha net konuştu: “Türkiye sokakta bulunmuş bir ülke değildir, sokağa teslim edilecek bir ülke de değildir.” Oysa Paris’teki gözaltıları kınayan ses, Saraçhane’dekileri gözaltına alan sesin ta kendisi.
Ama Luffy, Bahçeli ve Erdoğan’ın sözlerinin altındaki duyguyu seziyor. Korkuyorlar. Bir iktidar sokak boşken sokakları doldurmayın ha, diyorsa, o sokağın ne kadar dolabileceğini ve dolarsa da ne olabileceğini çok iyi biliyor demektir. Yine de Luffy, kendine sormak zorunda; neden Türkiye’de sönümlendi?
“Söndürüldü” demek daha doğru olabilir ama yeterli değil. Nasıl oldu da söndürülebildi sorusu yanıtlanmalı. Türkiye’de 19 Mart’la başlayan öfkenin kendine ait bir örgütü yoktu.
Olmadığı için de öfkesini CHP’ye emanet etmek istedi. CHP çökertilince öfke de dağıldı. Bir binaya kayyum atanabilir, bir kurultay yok sayılabilir, bir parti kapatılabilir ama mahallede, okulda, işyerinde kurulmuş bir dayanışmaya kayyum atayamazlar.
Luffy, meselenin partiyi reddetmek değil, onun yanında, gerektiğinde önünde yürüyecek kendi örgütlü sesini kurmak olduğunu anlayacak mı? ÖFKENİN YÖNÜ Luffy’nin bir zorluğu daha var. Saraçhane’de omuz omuza durduğu gençlerin önemli bir kısmı kendine sol değil, “seküler milliyetçi” diyordu. Ülkü Ocakları’ndan gelmiyorlar; MHP’ye mesafeliler, iktidara karşılar, kendilerini özgürlükçü sayıyorlar.
Ama öfkelerini siyasal İslam’a ve göçmene birlikte yöneltiyorlar. Dindar ve muhafazakar saydıkları sığınmacılar, onların gözünde iktidarın açtığı kapıdan giren “sessiz istila”nın parçası. Bu yüzden de iktidara duyulan öfke iktidara hiç dokunmadan, ondan çok daha güçsüz birine boşaltılıyor.
Kirayı yükselten piyasa da ücreti eriten sermaye de yerinde dururken sorumlu olarak yan sokaktaki Suriyeliyi görmek daha kolay ve güvenli geliyor. Ekrandaki görüntüler ona hem umut hem tuzak sunuyor. Umut gerçek, dünya kaynıyor ve bundan korkuyor.
Tuzak ise başkasının zaferine bakarken Esenyurt’tan butlana uzanan iki yılda neyin kazanılıp neyin kaybedildiğinin hesabını yapmayı ertelemek. Ankara’yı ürküten Paris’in sokakları değil, o sokakların buraya bir örgüt deneyimi olarak taşınması. İki yıldır kayyumlarla, butlanlarla vurulan da tam olarak bu ihtimal. Bahçeli “Türkiye sizin olsun” diyor ya, haklı; O da Türkiye’nin gençlerin Türkiye’si olmadığını biliyor.
Ama Luffy de ekranda gördüğü sokakların hiçbirinin kendisine ait olmadığını bilmeli. Kendi sokağını ancak kendisinin kurabileceğini de… *Bilmeyenler için Luffy haftaya

