12 October 2026, Monday
"Asıl o zaman ölmeye başlıyor"
Ekonomi

"Asıl o zaman ölmeye başlıyor"

Yurt dışında Vikki Bardot adıyla tanınan Gizem Avcıoğlu'nun yapay zekâ desteğiyle ürettiği filmi 'Uyuyan Kadın', Avrupa'nın köklü ve saygın sinema organizasyonlarından biri olan Cottbus Film Festivali'nin ana yarışma...

Yurt dışında Vikki Bardot adıyla tanınan Gizem Avcıoğlu'nun yapay zekâ desteğiyle ürettiği filmi 'Uyuyan Kadın', Avrupa'nın köklü ve saygın sinema organizasyonlarından biri olan Cottbus Film Festivali'nin ana yarışma bölümüne seçilerek tarihi bir başarıya imza attı. 'Uyuyan Kadın'ın festivalin ana yarışmasında yer alması, yalnızca bir yönetmenin başarısı değil; aynı zamanda küresel sinema endüstrisinde yepyeni bir dönemin başladığının da göstergesi oldu. Peki bu tarihî eşik geleneksel sinemanın sonunu mu getirecek?

Sinema tarihi bize defalarca göstermiştir ki yeni teknolojiler eskiyi yok etmek yerine onunla entegre olarak sanatı dönüştürüyor ve zenginleştiriyor. Sessiz sinemadan sesli döneme, siyah-beyazdan renklilere ya da analogdan dijitale geçişte de benzer endişeler yaşanmıştı. Ancak günün sonunda yeni teknolojilerle entegre olmayı başaran sinema endüstrisi varlığını büyüterek sürdürdü.

Yine de günümüz sinema sektörünün dikkat etmesi gereken son derece kritik bir nokta bulunuyor. Geleneksel sinema; birbirine benzeyen senaryolar, kendini tekrarlayan formüller ve kalıplaşmış çekim teknikleriyle yoluna devam etmekte direnirse, oyunun kurallarının tamamen değişeceği aşikâr. Üstelik yapay zekânın sunduğu düşük üretim maliyetleri, doğrudan izleyiciye yansıyabilecek güçlü bir potansiyel taşıyor.

Bu durumda yapay zekâ üretimi filmlerin bilet fiyatları geleneksel sinema yapımlarına kıyasla çok daha ucuz olacak. Tüm bu gelişmelerin ışığında görünen o ki; geleneksel sinema varlığını ancak ve ancak bu yeni araçlarla doğru biçimde entegre olarak sürdürebilecek. Teknolojiyi reddetmek yerine onu kreatif bir enstrüman olarak benimsemek, yeni çağın temel kuralı.

Nitekim 'Uyuyan Kadın' örneği de tam olarak buna işaret ediyor. Film, tamamen yapay zekâ kontrolüyle üretilmedi. Görsel estetikten ses tasarımına, atmosfer duygusundan anlatı diline kadar her detay; Gizem Avcıoğlu'nun kişisel vizyonu, estetik tercihleri ve kreatif yönlendirmeleri doğrultusunda şekillendi.

Yani yapay zekâ bir yönetmen değil, yönetmenin elindeki güçlü bir fırça işlevi gördü. Gizem Avcıoğlu ile hem filmin kamera arkasındaki üretim yolculuğunu hem de yapay zekânın yedinci sanat üzerindeki dönüştürücü etkilerini konuştuğumuz kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik. • 'Uyuyan Kadın'ı yapay zekâyla üretme fikri ortaya nasıl çıktı?

Çok sevdiğim yönetmenlerden Krzysztof Kieślowski, sinemayı bıraktığını açıklarken bir tren benzetmesi yapmıştı. Kültürü bir trene, sinemayı da onun vagonlarından birine benzetiyordu. Bu trenin çok yavaş ilerlediğini, hatta zaman zaman geriye gittiğini, buna karşılık uygarlık denen diğer trenin çok hızlı gittiğini ve uzaklaştığını söylüyordu.

Ben de benzer bir şey hissediyorum. İnsanlığın yaşadığı hızlı dönüşüme kıyasla sinemanın geride kaldığını, çağımızın ruhunu yakalamakta zorlandığını düşünüyorum. Biraz da bu yüzden, sinema sektöründe yaklaşık 15 yıl çalıştığım film alımları işimi bırakmıştım.

Hepsi birbirine benzeyen, aynı anlatı kalıplarına sıkışmış hantal filmlerden sıkılmıştım. Sinemanın yeni araçlara, yeni anlatı biçimlerine ve daha cesur biçimsel denemelere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Eşim Alkan Avcıoğlu ile yapay zekânın sanatsal potansiyelini görerek kendi filmlerimizi üretmeye karar vermiştik.

5 yıldır yapay zekâyla video, resim ve film çalışmaları yapıyorum. En başından beri uzun metraj projeleri geliştiriyorum ve Georges Perec'in 'Uyuyan Adam'ından ilhamla yola çıkan bu film üzerine 2 yıldan fazladır çalışıyorum. • 'Uyuyan Kadın', köklü bir uluslararası film festivalinin ana yarışmasına kabul edilen ilk yapay zekâ üretimi film oldu.

Neler hissediyorsunuz? Yapay zekâyla üretilen kalitesiz kısa içeriklerin salgın gibi yayıldığı, insanların bu araçlarla üretilenlere ön yargıyla baktığı bir dönemde ana yarışmaya seçilmek beni oldukça sevindirdi. Çünkü festivaller ve sinema çevreleri hâlâ bu yeni teknolojiden korkuyor, ona nasıl yaklaşacaklarını bilemiyor.

Sanatı, eserin kendisiyle değil, kullanılan teknolojik araçla ya da üretim süreciyle değerlendirmek gibi bir yanlışa düşüyorlar. • 'Uyuyan Kadın'ın 36. Cottbus Film Festivali'nin ana yarışmasına seçilmesi, yapay zekâ filmlerinin ana akım festival ve sinema endüstrisi tarafından kabul görmesi adına büyük bir eşik.

Bu gelişmeyi yapay zekâ sinemasının geleceği açısından nasıl okuyorsunuz? Önceki filmimiz 'Post Truth' ile de pek çok ilke imza atarak önemli eşikler aşmıştık. Ancak festivallerin yapay zekâyla üretilen filmleri sıklıkla deneysel yan bölümlere programlamaya çalıştığı bir ortamda, ana yarışmaya girmek başka bir eşik.

Aslında bunun er ya da geç gerçekleşeceği belliydi. Bugün yapay zekâ sinemasına mesafeli yaklaşan festivaller de birkaç yıl içinde geri vites yapmak zorunda kalacak. Araç ne olursa olsun, film filmdir ve sinema her zaman evrilmiştir.

Ben yalnızca yapay zekâ filmlerinin yarıştığı festivalleri anlamsız buluyor ve bu festivallere başvurmuyorum. Çünkü benim için önemli olan bir yapay zekâ filmi yapmak değil, iyi bir film yapmak. • Yapay zekâ araçlarını bir araç olmanın ötesinde, yaratıcı sürecin bir yazarı olarak mı konumlandırıyorsunuz?

Sadece bir araç olarak konumlandırıyorum. Fırça, kamera ya da bilgisayar gibi. Elbette projeden projeye değişebilir ama ben kendi filmimde yapay zekâyı, tepeden tırnağa her unsurunu kontrol ettiğim, son derece kişisel bir üretim aracı olarak kullanıyorum.

Görüntüden sese kadar her şeyin kendi estetik tercihlerime göre şekillenmesini sağlıyor. Zaten tam da bu yüzden auteur sinemasına çok uygun bir araç olduğunu düşünüyorum. • 50 binden fazla görüntü havuzundan oluşan ve iki yıllık bir emekle şekillenen ‘Uyuyan Kadın’ sürecinde, yapay zekâ size tahmin edilemeyen ne tür sanatsal sürprizler sundu?

Sizi en çok nerede şaşırttı? 2024 yazından bu yana renk paletinden alan derinliğine, görsel dokuya kadar istediğim sinematografiyi elde etmek için çeşitli denemeler yaptım. Sahneleri resim resim ürettiğim için sürprizlere fazla yer yoktu.

Yine de yapay zekânın kendine özgü kusurları bazen karakterleri gerçekçilikten uzaklaştırıp yapay ve robotik hale getiriyordu. Normalde kusur sayılabilecek bazı detayların filmde anlattığım meseleye bu kadar iyi uyması beni şaşırttı. • Geleneksel sinemada kamera, ışık ve oyuncu yönetimi temel unsurlarken 'Uyuyan Kadın'da komut yazımı, görsel veri havuzu oluşturma ve kurgu süreci bu dengeyi nasıl değiştiriyor?

Set yerine masa başında çalışan ama yine her şeye hâkim olması gereken bir yönetmen oluyorsunuz. Değişen asıl şey, yönetmenin tek başına ne kadar büyük bir yaratıcı kontrol sahibi olabileceği. Sinemayı her zaman bir yönetmenlik sanatı olarak gördüm; üretim araçları değişse de yönetmenliğin özü aynı kalıyor.

Zaten yeşil ekranın yoğun kullanıldığı filmlerde ya da animasyonda benzer değişimlere alışığız. Örneğin animasyon filmlerinde fiziksel kamera, set veya ışık olmamasına rağmen bütün bu unsurları kapsayan bir görüntü yönetmenliği var. Kurguya gelirsek, orada değişen bir denge yok benim filmimde.

Çünkü kurguda yapay zekâ kullanılmadı. "HER ŞEYE BAKILIYOR AMA HİÇ BİR ŞEY GÖRÜLMÜYOR" • Edebiyattaki bu zihinsel ve mekânsal katmanları, yapay zekânın piksel tabanlı ve akışkan görsel dünyasına uyarlamak nasıl bir zihinsel pratik gerektirdi? İlham aldığım romanda karakter dünyadan uzaklaşarak kayıtsızlaşıyor; bugünün insanıysa tam tersine, dünyayla sürekli bağlantıda kalarak aynı kayıtsızlığa sürükleniyor.

Her şeye bakıyor ama giderek hiçbir şey görmüyor. Bu yüzden gerçek gibi görünen ama gerçekte var olmayan görüntüler üreten yapay zekâ, çağımızın bu ruh halini anlatmak için çok uygun bir araç. Filmimde gerçeklik, kurmaca ve hafıza arasındaki sınırları belirsizleştirerek bütün bu katmanları iç içe geçirdim.

Günlerin birbirine benzediği, zamanın ve gerçeklik katmanlarının ayırt edilemez hale geldiği bu rüya gibi dünya için yapay zekânın sentetik estetiği tam olarak istediğim şeydi. "ARAÇLAR BİR BAKIŞ AÇISI GELİŞTİREMEZ" • Konservatuvar ve sinema geçmişiniz, ürettiğiniz yapay zekâ anlatılarının alt metinlerini şekillendirmede nasıl bir rol oynuyor? Başka filmlere ve kitaplara göndermelerle dolu, metinlerarası bir anlatı kuruyorum.

Yapay zekâ çağında sanatçının teknik becerisinden çok entelektüel ve estetik birikiminin önem kazanacağını düşünüyorum. Sanat tarihine, farklı üsluplara ve düşünce akımlarına hâkim olmak, daha derinlikli anlatılar inşa etmek için şart. Araçlar her şeyi üretebilir ama bir bakış açısı geliştiremez.

Stil, özgünlük ve dünya görüşü sanatçının kendisinden gelmek zorunda. Filmdeki referanslar ve kurgu boyunca sistematik biçimde kullandığım sinemasal yinelemeler de ilk bakışta fark edilmeyen pek çok alt metin oluşturuyor. • Sizce yapay zekâ sinemayı demokratikleştiriyor mu yoksa yeni bir tekel alanı mı yaratıyor?

Tek başına veya küçük bir ekiple yapay zekâyla devasa dünyalar kurabilmek sinema endüstrisindeki güç dengelerini sizce nasıl sarsacak? Yapay zekâ hayatın pek çok alanında büyük şirketlerin kontrolünde yeni tekeller yaratacak gibi görünüyor. Ama sinemada kuşkusuz fırsat eşitliği yaratarak bağımsız sinemacıların elini güçlendirecek.

Üretim maliyetlerini düşürerek yönetmenleri, filmlerini sürekli piyasanın beklentilerine göre şekillendirmeye çalışan yapımcılardan ve fon kaynaklarından bağımsızlaştırabilir. Milyon dolarlık stüdyo projelerine gelince, ben burada farklı düşünüyorum. Biçimsel olarak böylesine özgürlük sunan bir araçla zaten var olan Hollywood filmlerini yeniden üretmek bana bu teknolojinin potansiyelini boşa harcamak gibi geliyor.

Asıl devrimi bağımsız ve auteur sinemada, normal koşullarda finansman bulamayacak, sanatsal anlamda cesur projelerde görüyorum. Ayrıca Hollywood'un dev bütçelerini yalnızca prodüksiyona değil, pazarlama ve reklama da harcadığını unutmamak gerek. Dolayısıyla yapay zekâ tek başına büyük stüdyolarla rekabet etmeye yeterli olmayabilir.

Yapay zekâ tartışmaları çoğunlukla "Mesleklerimizi elimizden mi alacak?" ya da "Hollywood filmleri artık yapay zekâyla mı yapılacak?" gibi tıklama garantili sorular etrafında dönüyor. Bu yüzden meselenin asıl sanatsal boyutunu, sinemaya getirebileceği yeni görsel ve biçimsel olanakları yeterince tartışamıyoruz. • Sinema tarihine bakıldığında her yeni önce bir "teknik oyuncak" olarak görülüp sonra kendi dilini buldu.

Yapay zekâ sineması şu an bu evrenin neresinde duruyor? Henüz en başındayız, en şiddetli itirazların yükseldiği aşamada. Zamanında sesin ve rengin sinemayı bozacağını düşünenler vardı.

Televizyonun sinemayı öldüreceği, CGI'ın ya da dijital kameraların sinema sanatını bitireceği söylendi. Şimdi de yapay zekâya karşı çıkmak, hatta onu küçümsemek bir erdem gibi görülüyor. Oysa bu tür kategorik yaklaşımlar sanatın tarihsel gelişimine aykırı.

Sanat dalları yeni araçlarla, akımlarla ve ifade biçimleriyle dönüşemedikleri zaman asıl o zaman ölmeye başlıyor. Sorun şu ki yapay zekâyla sinemanın nereye evrilebileceğini henüz göremiyoruz. Hâlâ mevcut filmleri bu araçlarla yapıp yapmamamız gerektiğini tartışıyoruz.

Oysa asıl mesele yeni sinemasal anlatım biçimleri geliştirmek. Bir bakıma Lumière Kardeşler'in ilk film gösterimlerini yaptığı dönemdeyiz. Onlar da hareketli görüntülerin bir gün Tarkovski, Kubrick veya Lynch gibi yönetmenlerin elinde bambaşka sinema dillerine dönüşeceğini öngöremezdi.

Biz de uzak gelecekteki bambaşka sinema dillerini öngöremiyoruz. • 'Uyuyan Kadın' sonrasında aklınızda şekillenen yeni projelerde yine tamamen yapay zekâ odaklı bir estetik mi göreceğiz, yoksa geleneksel çekimle harmanlanmış hibrit yöntemlere geçiş planınız var mı? Resim ve müzik dahil yapay zekâyla farklı disiplinlerde üretim yapan bir sanatçı olduğum için yapay zekâ odaklı bir estetik geliştirmeye devam edeceğim.

Bir sonraki projem de öyle ama gelecek için not aldığım hibrit projelerim de yok değil. • 'Uyuyan Kadın'ın maliyeti hakkında neler söylemek istersiniz? Yapay zekâyla üretilen filmler elbette geleneksel yöntemlerle çekilen filmlere göre çok daha düşük maliyetli.

Benim filmim geleneksel anlamda hikâye anlatan bir film olmadığı için bu konuda çok iyi bir referans sayılmaz. Ama belki de asıl önemli olan şu: Tamamen bağımsız bir proje gerçekleştirdik, hiçbir kurumdan fon ya da destek almadık, başka yapımcılarla ortaklık kurmadık. Bu da bize estetik ve anlatısal tercihlerimizde yalnızca piyasanın beklentilerinden değil, sinema sektörünün ve kültürünün kökleşmiş yapılarından da bağımsız düşünme ve üretme özgürlüğü verdi.

• 'Uyuyan Kadın’ın izleyicilerde nasıl bir etkide bulunmasını umarsınız? Filmdeki duygunun, ruh halinin izleyiciye geçmesini umut ederim. Robert Bresson'ın çok sevdiğim bir sözü var; "İnsanların bir filmi anlamadan önce hissetmelerini tercih ederim."

İlgili Haberler