Asgari ücretteki eriyiş sürüyor
Eylül ayına girdik. Yaz bitti, okullar açılıyor. Çocukları okula giden milyonlarca aile için yılın en ağır harcama dönemlerinden biri başladı. Kırtasiye, okul kıyafeti, ayakkabı, çanta, servis ve beslenme giderleri aile...
Eylül ayına girdik. Yaz bitti, okullar açılıyor. Çocukları okula giden milyonlarca aile için yılın en ağır harcama dönemlerinden biri başladı.
Kırtasiye, okul kıyafeti, ayakkabı, çanta, servis ve beslenme giderleri aile bütçelerine yeni bir yük getiriyor. Tam da böyle bir dönemde DİSK Araştırma Merkezi'nin açıkladığı enflasyon verileri, çalışanların ve özellikle asgari ücretlilerin yaşadığı gelir kaybını bir kez daha ortaya koyuyor. DİSK-AR'ın TÜİK'in ağustos ayı enflasyon verileri üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, asgari ücretin enflasyon karşısındaki kaybı yılın ilk sekiz ayında 6 bin 196 liraya ulaştı.
Bu rakamı yalnızca bir veri olarak görmemek gerekiyor. Çünkü ortada asgari ücretlinin cebinden doğrudan kesilmiş 6 bin 196 lira yok. Ortada, enflasyon nedeniyle eriyen 6 bin 196 liralık satın alma gücü var.
İşçi aynı maaşı alıyor ama o maaşla yılın başında alabildiği kadar mal ve hizmet satın alamıyor. Gerçek kayıp tam da burada. TÜİK'in ağustos verilerine göre tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 31,51 arttı.
Ancak bu rakamları değerlendirirken önemli bir ayrımı gözden kaçırmamak gerekiyor: Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam ediyor, yalnızca artış hızı önceki döneme göre yavaşlıyor. Bunu çalışan açısından anlamlı hale getiren ise hangi harcamaların ne kadar arttığı.
Ağustosta yıllık enflasyonun en yüksek olduğu harcama grubu yüzde 53,44 ile eğitim oldu. Eğitim harcamaları yalnızca son bir yılda bu kadar artmakla kalmadı; ağustosta aylık artış da yüzde 8,62 olarak gerçekleşti. Eylül ayında okulların açılmasıyla birlikte bu rakamların aile bütçesindeki karşılığı daha fazla hissedilecek.
Bir çocuğun okula başlaması artık yalnızca birkaç defter ve kalem almak anlamına gelmiyor. Çanta, kıyafet, ayakkabı, kırtasiye, servis, yemek ve diğer okul giderleri ailelerin bütçesine ciddi bir yük bindiriyor. Dar gelirli aileler açısından ise bu harcamaların önemli bir bölümünü ertelemek mümkün değil.
Çocuk okula gidecekse ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. İşte asgari ücretin yıl içinde neden eridiğini burada daha iyi görüyoruz. Yılın başında belirlenen ücret değişmezken hayatın fiyatı değişiyor.
Gıda, kira, ulaşım, enerji ve eğitim giderleri artıyor. Çalışanın gelirinin satın alma gücü ise her geçen ay biraz daha azalıyor. NE KADAR YETİYOR?
Türkiye'de asgari ücret tartışması çoğu zaman ücretin rakamına sıkıştırılıyor. Oysa çalışan açısından önemli olan maaşın üzerinde yazan rakamdan çok, o rakamla ne kadarının karşılanabildiği. Bir işçinin maaşı nominal olarak artabilir.
Ancak aynı dönemde fiyatlar daha fazla yükseliyorsa, çalışan zam aldığı halde yoksullaşır. Bu nedenle “Asgari ücret ne kadar?” sorusu kadar, hatta ondan daha önemli olan soru şudur: Asgari ücretlinin satın alma gücü ne durumda? DİSK-AR'ın açıkladığı 6 bin 196 liralık kayıp bu sorunun yanıtını veriyor.
Yılın daha ilk sekiz ayında ücretin satın alma gücünün bu ölçüde gerilemesi, çalışanların yılın kalan bölümünde de aynı baskıyla karşı karşıya kalacağını gösteriyor. Üstelik sorun yalnızca asgari ücretlilerle sınırlı değil. Asgari ücretin biraz üzerinde ücret alan milyonlarca çalışan da yüksek enflasyon nedeniyle reel gelir kaybı yaşıyor.
Ücretler enflasyonun gerisinde kaldıkça çalışanların gelirleri ile temel ihtiyaçların maliyeti arasındaki makas açılıyor. Ücret yıl boyunca nasıl korunacak? Burada artık yalnızca yıl sonunda yapılacak asgari ücret zammını konuşmanın yeterli olmadığı görülüyor.
Ocak ayında belirlenen ücret, yıl boyunca fiyatların yükselmesi karşısında değer kaybediyorsa, yılın sonuna gelindiğinde aynı ücretin aynı hayatı karşılamasını beklemek gerçekçi değil. Yıllardır yaşanan tablo da bunu gösteriyor. Enflasyon yükseliyor, ücretler artırılıyor.
Bir süre sonra fiyatlar yeniden yükseliyor ve yapılan zam eriyor. Sonra yeniden ücret artışı tartışması başlıyor. Bu döngünün kırılması gerekiyor.
Çalışanın ihtiyacı yalnızca yılın başında daha yüksek bir ücret almak değil, yıl boyunca satın alma gücünü koruyabilmek. Çünkü çalışanın talebi çalışarak geçinebilmek. Yani kirasını ödeyebilmek, mutfağını çevirebilmek, çocuğunun okul ihtiyaçlarını karşılayabilmek, faturalarını ödeyebilmek ve ayın son haftasında borç aramak zorunda kalmamak.
Bunlar lüks değil, çalışanın en temel yaşam ihtiyaçları. Eylül ayına girerken eğitim giderlerinin de aile bütçesine ağır bir yük bindirdiği bu tabloda, asgari ücretin yılın ilk sekiz ayında 6 bin 196 liralık satın alma gücü kaybına uğraması, ücret politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü ücretin rakamı aynı yerde durabilir ama hayat aynı yerde durmuyor.
Fiyatlar yükseliyor, ihtiyaçlar artıyor, çocuklar okula başlıyor ve çalışan aynı gelirle daha fazla harcamayı karşılamak zorunda kalıyor. Bu nedenle asgari ücret tartışmasını yalnızca “gelecek yıl ne kadar zam yapılacak?” sorusuna bırakmamak gerekiyor. Asıl soru şu: Çalışanın satın alma gücü nasıl korunacak?
DİSK-AR'ın açıkladığı 6 bin 196 liralık kayıp, bu sorunun artık ertelenemeyeceğini gösteriyor. Enflasyonun artış hızı yavaşlayabilir. Ancak fiyatlar artmaya devam ettiği ve ücretler bu artış karşısında korunmadığı sürece, asgari ücretteki eriyiş de sürecektir.



